hüzün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hüzün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2014 Perşembe

Beni Kullanma Klavuzu




"-Abi ne tuhaf adamsın,çözemedim seni..." dedi..
"-Anlatırım bi ara..." dedim.. ama anlatmak uzun iş dedim,yazdım..


Tuhaf biriyimdir..Hep böyleydim.Saman kağıdından mektuplar yapardım;Uçak,gemi yaparken yaşıtlarım.Onlar suda yüzdürürlerdi kağıtlarını,ben düşlerimde..Ne zaman canım sıkılsa hâlâ,bir düşüme biner,giderim... 

Hüzün severim..Şiirlerim hüznümden,hüznüm şairliğim yüzünden..Üzümden şarap yapardı köylüler,ben hüzünden harap ederdim kendimi.Olsundu,ben de böyle bi adamdım..Hüzün severim.Ne zaman hüzünlensem,bir Sezen şarkısını hüznüme katık ederim..

Yol severim,yolculuklar..Kaçmak en net marifetim!Yüzleşmekten korkarım korkularımla;Çünkü hâlâ ümitvar olacak kadar yüzsüzüm bu hayatta.Yüzsüzlüğümü vurmayın yüzüme siz yine de..Dedim ya kaçarım diye..Kaçar gider,yine ne edersem kendime ederim..

Acı dağıtırım.Üzdüklerim affetsin!.Bi çok kişiyi düşman etmişimdir kendime her nasıl olduysa..Bana düşman olmayanı da er geç pişman ederim olmadığına..Bir sihirbazım sahnede ve en fiyakalı numaram:İnsan kaybederim..

Sakarım ben abisi..Ne zaman biriktirsem bi şeyler,içimi kelimelere dökerim..

Sıradaki yalnızlık birinize gelsin...



Yalnızların çift kişilik yataklarda yatması,insanın kendine acı çektirme isteğinden muhtemelen.Hastalıklı bi his.."Yalnızlık umurumda değil"i ispatlama isteğinden ileri gelen...Yağmurun çiftlere romantik gelmesi de çok mantıklı,şemsiyeler tek kişilikken!.

Ama şarkılar...Ah şarkılar herkes için!
Yarana dokunan tınılar,sırrını hatırlatan notalar..eski bir sevgiliyi,yeni bir sevgisizliği hatırlatan güfteler...Eski sevgilinin daha eski bi sevgilisiyle ortak ağladığı bi şarkıya;Eski sevgilinin daha eski sevgilisiyle gülerken çekilmiş yeni bir fotoğrafına bakarken denk gelmek..Hayat bu kadar tuhaf olabiliyor yaşarken ve bu bildiğin delilik!!Şarkılar herkes için,sızılar tek kişilik...

Ama sen kadar sonbaharsın öyle.Gülerken güneşli sabahlar,susarken ufka birikmiş bulutlar;Hangi fırtınaya gebe olduğu bilinmeyen.Konuşurken camda birikmiş yağmur damlası-akmamakta direnen-..Oğlu eve dönmemiş bir annenin pencerede kalması gibi,ağzından çıkacak bir cümleyi beklerken gözlerinde kalmam..beni öpüyor olman,muadili değil "Seni Seviyorum"un;Hayır!Benim dilimde değil!! Farkımda olduğun anlamına gelmiyor,yanımda olman,bunu da böyle bil!! Ben,bunu bilecek kadar yaşadım.

Artık bilerek çıkmayız birbirimizin yoluna.İlk gören değiştirir yolunu en yakın sokaktan.Aynı mekanda çay bile içemeyiz.İlk farkeden hesabı ister garsondan.Para üstünü beklemeden çıkar gideriz,"üstü kalsın"dediğimiz gibi ayrılırken!.Seninle öpüşürken sonsuzluk,sana sarılırken ölümsüzlük münkünmüş meğer..Ama ayık kafayla yaşanamayacak kadar büyük bir şeydi bu..acıların narkozundan,aşkın sarhoşluğundan sıyrılınca yaşanamayacak kadar zor..öyle muazzam,öyle güzel!..

Ben senli bi hayatı ölmezden gelemedim.Sen benim dalgınlığıma gel..

16 Aralık 2012 Pazar

hareket..



niye gider insan?alıştığı,kafası öne eğikken bile hiç bir köşesini ıskalamadan döndüğü sokakları,birilerine sigara tutarak dineldiği kaldırımları,sözlerini anladığı şarkıları,türküleri bırakıp..en yakın arkadaşları,dostları,kendisini terkeden ama halen içten içe sevdiği kızla bir yerlerde karşılaşma ihtimalini ardında bırakıp,bir şehri,bir ülkeyi niye terkeder?..günah mı işlemek istiyordur,acı mı vermek istiyordur,saklanmak mı istiyordur?..hepsi midir,hiçbiri mi?hepsini toplayınca bi gidiş bileti mi eder yoksa?..

bir insan bir yeri terkeder,çünkü başka çaresi kalmamıştır!söyleyecek yeni bir şeyi yoktur!bütün fıkralarına gülünmüştür!o şiir okurken,tırnaklarına bakmaya başlamıştır insanlar!türküsünü bitirdiğinde,"bi de şunu söylemiştin ya hani,söylesene bi daha!" demiyordur artık kimse!kapatıyoruz mahiyetinde söndürülür ya bir mekanın ışıkları;işte öyle susmuştur herkes!buluşmalara geç gitmesi sorun olmaya başlamıştır,onu beklemek zor gelmeye başlamıştır artık!artık ısrar edilmiyordur yapsın diye,söylesin diye bir şeyi!başka şansı kalmamıştır!

bir insan bir yeri terkeder,çünkü insanların vardığı yargılardan,verdiği kararlardan bıkmıştır!sabretmesini söyleyenlerin sayısı günden güne artmaktadır.o artık sesini fazla yükseltmemeli,sivrilmemelidir!çünkü,ona bunu söyleyenler,onun zamanının geçtiğinin farkındadırlar.ona güvenli bir liman yaratma derdindedirler..ona beklemesini söylerler..sabretmesini..beklemekten başka marifeti olmayanlar için,koşmak bir masaldır..bi masalın ardına düşmemsini isterler..bir insan bir yeri terkeder,çünkü beklemekten sıkılmıştır!

bir insan bir yeri terkeder,çünkü inancı kalmamıştır!masumiyetini yitirdiği andan itibaren akmaya başlamıştır kum saati!zaman aleyhinde işlemektedir ve insan görmektedir bunları!inanılmaz,akıl almaz bir hızla birbirini kovalarken akreple yelkovan,budalalık değil midir insanın durması!üstelik,ömrümüzün sonuna eklemeyecek tanrı,gülmediğimiz dakikaları!bir insan bir yeri terkeder,çünkü akrep sokmuştur yelkovanı!

bir insan bir yeri terkeder..öylece gider..bazen hiç bir sebebi de yoktur,bazen o kadar çok sebebi anlatmaya zamanı da,mecali de,isteği de..bir insan bir yeri terkeder!gider,"bütün aşklar yüreğinde."ardına bakmamak marifet gibi döner dolanır dillerde..ama bilki,adam derim,çizerim adının altını,ardına baka baka,bıraktıklarını göre göre gidebilene!

bir insan bir yeri terkeder,çünkü başka çaresi kalmamıştır!..

eyvallah..

12 Ocak 2012 Perşembe

Optik Mehmet



Son Holigan..Optik Başkan..Çarşı'nın ve Beşiktaş'ın efsanevi tribün lideri ve sevilen siması..öldü ve ayrılıp gitti aramızdan lakin,"ya yaşasaydı" tadında bir hikaye okudum az önce "Forza Beşiktaş"ta..buraya nakletmek istedim.Optik Başkan'ı ve hikayesini bilenler çok daha fazla beğenecek ve etkileceklerdir.ve zaten herkesin de bu adamı,bu kartal yürekli holiganı tanıması gerekir bence..



Nihayet tayin olmuştu.Beklediği gün gelmişti işte,girecekti sınıfına öğrencileriyle tanışacaktı.Belki yabancılayabilirlerdi bücürler...Rahatsızlığı nedeniyle mesleği bırakan Aysel hoca hanımın yerine girecekti derslere...Heyecanla ilk İstiklal Marşı'nı okurken bir yandan da afacanları süzüyordu...En arka sırada bir ufaklığın hazır olda durmayıp ellerini pençe gibi havaya kaldırdığını gördü...Gözleri hariç yüzü siyah-beyaz bir kaşkolla kaplanmıştı...Birden içi ısındı bu çakır gözlü çocuğa...Bir zamanlar kendi de böyle gezerdi semtte,ama işte öğretmen olmuş kader onu buralara sürüklemişti...
Tören bitti girdi ilk dersini vereceği 5-B sınıfına heyecanla...
-Günaydın
-Sağol
-Oturun
.....................................................................................
Bir sessizlik çöktü sınıfa.Öğrencilerine göz gezdiriyordu...Derken mütjiş birşey oldu...Az önceki çakır gözlü çocukla yine kesişti gözleri,içi sevinçle doldu...Hemen kontağa geçmek istedi onunla...İlk ders tanışmaya ayrılacaktı.Önlerden bir çocuğa verdi ilk sözü...
-Adın?
-Serdar öğretmenim...
-Baban ne iş yapıyor?
-Bir inşaat şirketinde genel müdür...
-Neler yaparsın boş zamanlarında?
-Kitap okuyorum,İngilizce öğreniyorum...
-Hangi takımı tutuyorsun sen?
-fenerbahçe...
-Büyüyünce ne olacaksın Serdar?
-Astronot...
Başka bir çocuğa kayıyor gözü...Saçları özenle taralı,giysileri yepyeni
-Sen,adın?
-Hakan
-Senin baban ne iş yapıyor?
-Bankacı...
-Sen nasıl geçiriyorsun vaktini?
-Babamla ata binerim golf oynarım...
-Sen hangi takımlısın bakalım?
-galatasaray...
-Ne olacaksın büyüyünce?
-Mühendis...
''Bu kadar yeter'' dercesine o çakır gözlü çocuğa veriyor sözü
-Söyle bakalım çakır,benim adım Mehmet ya seninki?
Çocuk şaşkın çünkü en sevdiği futbolcunun ismi bu...Ayrıca İstanbul'daki amca hala çocukları hep bahseder maçlardan tribünlerden ve o tribündeki bir kahraman Mehmet'ten,nam-ı değer ''Optik Başkan''dan...Kanı ısınıyor birden bu öğretmene...
-Adım Metin Tekin Kara...
-Baban ne iş yapıyor Metin?
-Kapıcı...
Sınıfta gülüşmeler...Aldırmıyor Mehmet Hoca
-Sen neler yaparsın boş zamanlarında Metin?
-Babama yardım ederim genelde,top oynamayı severim ama ayakkabılarım eskiyor...
-Ne olacaksın bakalım büyüyünce?
-Babam önce adam ol dedi öğretmenim...
Gözleri doluyor Mehmet Hoca'nın...Havayı dağıtmak istercesine
-Hangi takımı tutuyorsun sen peki?
-Takım tutmuyorum öğretmenim...
Şaşırıyor Mehmet Hoca zihninden geçiriyor gözlemlerini...İsmi Metin Tekin,ya o boynundaki kaşkol?Peki nasıl takım tutmaz bu çocuk? Şaşılacak şey doğrusu...
Üstelemiyor zaten ders zili de çalmak üzere...
.......................................................................................
İlk kez gördüğü bu çocukların durumunu bilmek istiyordu Mehmet Hoca...Bir seviye tespit sınavı hazırladı.Karma sorulardan oluşacaktı bu sınav.Öğrencilerinin hangi derslere nelere eğilimli olduklarını görmek açısından çok olumlu olacaktı...Babası Kemal öğretmen hep yapardı bu testi...
Sınavı bitirip çıktı okuldan,evine gitti...Akşam yemeğinin ardından sınav kağıtlarını okumaya koyuldu.Çok ilginç cevaplar vardı gerçekten...Zehir gibi olanlar da vardı öğrencilerin içinde,bilgiye çok aç olan da...Derken olan son kağıtta oldu..Neredeyse dilini yutacaktı Mehmet Hoca...Bu nasıl bir sınav kağıdıydı?
Soru 1:Birleşik kelimeye örnek veriniz...
Cevap 1:BEŞİKTAŞ
Soru 2:Asal sayılara örnek veriniz...
Cevap 2:1903
Soru 3:Atatürk'ün kişisel özelliklerinden birini yazınız...
Cevap 3:M.Kemal Atatürk en büyük Beşiktaşlıdır...
Soru 4:Balkan Savaşı'nın önemi nedir?
Cevap 4:Beşiktaşımız Balkan Savaşı'nda şehitler verince kırmızı-beyaz olan renkleri siyah-beyaz olarak değiştirilmiştir...
Soru 5:Ana renkler nelerdir?
Cevap 5:Siyah ve beyaz yüm renklerin çıkış noktasıdır...
Buraya kadar okuyabildi Mehmet Hoca...Metin'in kağıdıydı bu.Ama hani bu çocuk takım tutmuyordu?
Ertesi gün okulun merdivenlerinde yakaladı Metin'i çağırdı yanına...
-Sen bana takım tutmuyorum demiştin değil mi Metin?
-Evet...
-Ama kağıdın hasta Beşiktaşlı gibi...
-Ben de öyleyim zaten
-Hani takım tutmuyordun?
-Diğerleri takım tutar biz Beşiktaş'ı yaşıyoruz...Bizimkisi farklıymış,aşkmış babam öyle dedi...
Bundan sonra daha da çok sevecekti Mehmet Hoca'sı Metin'i...Onun o çakır gözlerinde sanki kendi çocukluğunu görüyordu...Artık her adımını takip eder olmuştu Mehmet'in...Beden dersindeydiler şimdi.Maç yapacaklardı...Herkeste takımının forması Metin'de ise beyaz bir atlet,üzerine Metinin çocuksu harfleriyle siyah bir BEKO yazısı...
Maç bitmişti ve maçın yıldızı Metin olmuştu attığı gollerle...
Maçı okul müdürü de izliyordu…Maç sonu çağırdı Metin’i…
-Aferin çocuk,iyi oynadın…
-Teşekkür ederim…
-Gel seni galatasaraya transfer edelim…
-Hayır,olmaz Beşiktaşlıyım ben…
-Olur olur,hem bak forma da alırım ben sana…En kral formadan..9 numara ha?
-İstemiyorum,Beşiktaşlıyım ben…
-Ama bir forman bile yok…
-Babamın parası yok çünkü…
İşte burada kopuyordu film.Sınıf arkadaşlarının kahkahalarına dayanamadı Metin…Ağladığını kimse görmesin diye uzaklara doğru koşmaya başladı.Tabi Mehmet Hoca da peşinden…
En sonunda bir köşebaşına çömeldiler.Hoca nefes nefese,Metin ise hıçkırıklarla doluydu…
-Yok işte formam,yok ama formam olmasa da Beşiktaşlıyım ben,Beşiktaşlıyım…
-Üzülme Metin,aferin sana…
Sarıldı öğretmenine ve devam etti hıçkırmaya…Ne vardı sanki babası zengin olsaydı,ne vardı istediği formayı alabilseydi ona,ne vardı kapıcı değil de diğer babalar gibi genel müdür,avukat,doktor olsaydı…
Mehmet Hoca burada bir ders daha verdi öğrencisine… Maddiyatın önemli olmadığını,babasının ona bulunmaz bir miras olan Beşiktaşlılığı bıraktığını anlattı durdu yol boyu…Evinin kapısından içeri girerken Metin yarın karşılaşacağı sürprizi tahmin bile edemiyordu…
Ertesi gün çıkışa kadar bekleyemedi Mehmet Hoca…Derste,dün Metin’e gülen arkadaşlarının gözleri önünde verdi hediyesini…
Şaşkındı Metin,heyecanla açtı paketi…Açtığında ise kavuşmuştu hayallerine…Mehmet Hoca’sının hediyesi-tam da babasının anlattığı meşhur Sarı Fırtına Metin’in forması gibi-11 numaraydı…Armaya baktı bir kez daha…Mehmet Hoca’sının çocukluğuna dair anılarda anlattığı gibi sıkıca tuttu ve öptü armayı…Minnet dolu gözlerle bakıyordu Mehmet Hocasına…
-Teşekkür ederim öğretmenim,çok sağolun…
-Bundan sonra gollerini bu formayla atarsın tamam mı Metin?Attıkça da beni hatırlarsın artık…
-Hiç unutmayacağım sizi ve formamı…Beşiktaşlı vefalıdır…
Yine günlerden Cuma olmuş beden dersi gelmişti…Metin’i apayrı bir heyecan sarmıştı şimdi…Yeni formasıyla ilk gollerini sıralamak için bekliyordu sabırsızlıkla…
Maçın başlamasıyla bitmesi bir olmuştu sanki…5-2 Metin’in takımı kazanırken,Metin tam 3 gol atmıştı yeni formasıyla ve her gol sevincinde Mehmet Hoca’sına koşmuştu Metin…Hele maçtan sonra müdür beyin gözlerinin içine bakarak çektikleri siyah beyaz yok mu işte o ömre bedeldi doğrusu…
Ama bu güzel günler çabuk bitti.Daha mütevazi bir okula yazılacaktı Metin ortaokul için…Zaten Mehmet Hoca’nın da tayini çıkmıştı.Ayrılacaktı Metin çok sevdiği öğretmeninden ama Metin o siyah beyaz formayı unutmayacaktı hiç…
Yıl 2010…
Doktor Metin Bey’in sözü vardı oğluna…Matematik sınavından aldığı güzel notun ödülü olarak maça götürecekti onu…Protokol tribününde locası vardı profesörün ama ufaklık tutturmuştu ‘’ille de kapalı’’diye…Haklıydı da…Ruh da oradaydı,kaşkollu ağabeyler de…
Güzel gidiyordu maç…Son dakikalara girilmişti ve 3-1 galipti takım…Ufaklık çok mutluydu.’’Kartal gol gol’’e eşlik edip arkasından da gol gelince daha bir sevinçle sarılmıştı babasına…Arka sıralardan gelen bir ses bütün büyüyü bozdu ufaklık bunları düşünürken…Kapalı ambulans istiyordu…Belli ki biri rahatsızlanmıştı…
Profesör anında sesin geldiği yöne doğru fırladı…Doktor olduğunu anlattı etrafa…Hemen hastanın göğsünü açıp ilk müdahaleyi yaptı…Spazm durmuş görünüyordu ama hastaneye gitmeleri gerekliydi…İhtiyarın yanındaki ufaklık da çok korkmuştu belki ona da bir sakinleştirici iyi gelecekti…
Çalıştığı hastaneye götürdü hemen.Sedyeyle kardiyolojinin acil servisine götürdüler hastayı…Gereken yapıldı ritim normale dönmüş,solunum düzelmişti…Ufaklık da daha iyi gibiydi,ikisi arkadaş olmuşlardı…
Derken açtı gözlerini ihtiyar
-Neredeyim ben?
-Maçta ufak bir rahatsızlık oldu heyecandan,ben doktorum,şimdi iyisiniz merak edilecek bir durum yok…
Bu çakmak çakmak bakan çakır gözlüyü tanımıştı ihtiyar…Üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala hatırladığı çakır gözlerdi bunlar…
-Hangi takımı tutuyorsun sen bakalım?
Profesör şoktaydı…Beraber maçtan gelmişlerdi hastaneye…Öyleyse neydi bu soru?Derken o bariton sesi hatırladı…Siyahına beyaz diyen sesi…
-Takım tutmuyorum Mehmet Hoca’m…Bizimkisi farklı…
Hasretle sarıldılar eski günleri yad ettiler.Çocuklar pek bir şey anlamamışlardı ama bu iki adamın birbirlerini çok sevdikleri belliydi…Profesör kapıcı babasından oğluna kadar bir çırpıda anlatıverdi geçen zamanı…Hoca ise artık torun torba sahibi olmuştu…
Oğlunu çağırdı yanına Profesör:
-Bak oğlum bu amca benim öğretmenimdi hadi öp elini…
İhtiyar da diğer çocuğu çağırdı yanına:
-Bak oğlum bu amca da senin gibiydi ben son gördüğümde.Maşaallah büyümüş doktor olmuş.Sen de doktor olmak istiyordun değil mi?
Sessiz durdu çocuklar…Sessizliği yine Profesör bozdu…
-Hadi tanışın çocuklar…
Çocuklar birbirlerine doğru yürüdüler.İlk hamleyi profesörün oğlu yaptı
-Merhaba,ben Mehmet…
-Memnun oldum ben de Metin…
Burası sözün bittiği yerdi işte…İki adam da saklamıyorlardı artık gözyaşlarını…
Metin Hoca doğru öğrenmişti Beşiktaşlılığı…
-Hadi hocam dedi, bir kez daha… Siyahhhhhhhhhhh
-Beyazzzzzzzzzzzzzzzzzzz

Yazan: Abdullah Doruk Koc
Kaynak:ForzaBesiktas.com

14 Aralık 2011 Çarşamba

Erdal !



"asmayalım da besleyelim mi?" deyip astınız da,biz hala besliyoruz onların ruhunu haberiniz olsun..17sinde,22sinde,25inde darağacına gönderdiklerinizin hatırasının önünde el pençe divan duruşumuz hiç bitmeyecek..vazgeçmeyeceğiz onları hatırlamaktan..hatıralarımızda hergün biraz daha "besleyeceğiz" onları..

"paşa paşa" yapıp darbenizi,göz göre göre beton döktünüz özgürlüklerin üstüne..ne acıdınız,ne vicdan muhasebesine giriştiniz,ne üzüldünüz..sizler şunu sorun dara çekilesi vicdanlarınıza;yaşını büyütüp daragacına gönderdiklerinizle,kaç ananın gözünde "yaş büyüttünüz"!?

6 Aralık 2011 Salı

şiir yazdım



OLMAYANLAR ÜZERİNE

efkarımı mazur gör yüreğim
içimdeki fırtınaları boş ver,senden bahsedelim
hep kötü gelip geçen
ama hep güzel geleceğine inandığımız günlerden
her yağdığında kaçsakta köşe bucak
yağdığında altında koşturup ıslanacağımız yağmurlardan
her söylediğimizde yarım kalsa da
bağıra çağıra söyleyeceğimiz türkülerden
bütün hesapları temize çekip af dileyelim kırdığımız bütün hayallerden
efkarımı affet
her zamanki halim,senden bahsedelim..


bütün gazetelere ilan veresim var
"masumiyetimi kaybettim.hükümsüzdür." diye
çile değil mi lan altı üstü,çekip gidesim var
eyvallah etmeden kimseye
herkesin verip ağzını payını
ağız dolusu sövmeye niyetim var
benimkisi her gün yeniden başlayan benden bana bi yolculuk
soluk ve bulanık resimlerde
eşkalini belirleme girişimleri eski arkadaşların
eski hatıraların eski hayallerin
bugünümüz ey kalbim,neresinden bakarsan bak yokluk,yoksulluk


niye bilmem,babam varken hep bir umudum vardı
biraz ona yaranma,biraz kendimi ona ispatlama çabası
olurdu benden biliyor musun?bi şey olurdu
o varken ne kadar kızsam da ona o yokken şimdi hiç bir şeyin tadı yok
herşeyin ilacı var şu hayatta
bi ölüyü özlemenin yok
umudum gömülü Urfada bir mezarda
gecemin sabahı
dizimde derman
ağzımın tadı yok..

babam da yok!

mamo c.2011-Aralık

25 Kasım 2011 Cuma

an.

bu kadar güzel yazılır mı?yazılıyor..ben yazamam,yazan yazıyor..

yazı aşağıda linki de burda :


Sandığı her açtığımda naftalin kokmasa içi, denizin suları yakmasa gözümü tuzlu tuzlu, Çukurova turunç kokmasa baharları, bahçe kapısından her girdiğimde annem adımı seslenmese, merdivenlerden koşarak inmesem, kana kana su içmesem terli terli, iki tek önümde akmasa boğazımdan dayımın balkonunda, yorulmasam çıkarken mahalle yokuşunu, çocukluk arkadaşlarım büyümese benden habersiz, günün hangi saati olduğunu bilmesem, her konuşmak istediğimizde susmasak… anlayabilirim, belki. Anlatsana.

O gün gelir, biz beklerden, gelip geçer. Yolun ortasında durma. Aklım çıkacak gibi oluyor. Ya yollar kandırır da götürürseler seni. Yürüsen belki yetişirdim, koşuyorsun.

Balkonun kapısını kapa, üşüdüğümde daha çok aklıma geliyorsun. Sen giderken, ağlayasım geliyor. Susturamıyorum. Soramadım ama nasılsın?

4 Kasım 2011 Cuma

defterimin saklı yarısı..



blogger.com'da yaşanan teknik bir sıkıntıdan ötürü sanıyorum eksik yayınlanmıştı yazı..fırsat bu fırsat bi şeyler ekleyip yeniden paylaşalım :)

ilokul 4. sınıfa gittiğim dönem..-yatılı okullarda her şey o kadar tekdüzedir ki- teftiş heyetinin okulda varlığı bir hareketlilik,bir canlılık katmıştı ki,sormayın gitsin.bütün gün sınıfları dolaşıyor,tek tek tek sınıflara giriyordu.döndü dolaştı bizim sınıfa geldi.badem bıyık,top ense bir herif..müfettiş olmasa bi halta benzemez bi herif ama,müfettişlik adama na karizma katmış bi bilsen..başladı bizlerle sohbete..bilindik müfettiş muhabbeti işte:"adın ne?,okulu seviyor musun?, en sevdiğin ders ne?," falan filan..ama istisnasız herkese,herbirimize sorduğu bir soru vardı:"büyüyünce ne olmak istiyorsun".. hiç bir cevabı da yeterli bulmuyor üstelik..misal,bakan olmak istiyorum diyene,başbakan,doktor olmak isteyene profesör doktor olmalısınız falan diyo herif..bu soruya,"sen elleme hafız,adam olalım yeter!" diyebilecek birisi değildik hiç birimiz.ah ne vardı olaydık da,alnının çatına yapıştıraydık cevabı!.aynı soruyu bana sorduğunda,"büyük bir insan olmak istiyorum!" demiştim.tabii büyük insadan kastım,iyi bir insan olmak,sevilmek sayılmak değildi.sadece herif herkese daha büyük hedef koyunca ben de genel,yuvarlak bi cevap vereyim dedim..harbiden benim cevabımın üstüne,yetmez falan diyemedi..

sonraları aklım erdikçe daha da sevdim verdiğim cevabı..evet;insan olmak olmalıydı insanın hedefi;iyi bir insan olmak!

ben iyi bir insan olmak istemiştim sadece..herkes beni sevsin istemiştim.kimseye zararım dokunmasın,kimseye kötülük gelmesim elimden diyerek çabaladığım bir çocukluğum,gençliğim olmuş..hiç kimse,içimizden geçirdiğimizi bilmiyor ya usta,herkes kendine göre haklı oluyor işte..napcan usta..anlamayacağını bildiğin insanlara açıklama yapmaktan daha büyük bir zaman kaybı yok hayatta.sana kızan dostlarının zehrini dökmesini bekleyeceksin sabırla,sonra le havle çekip,devam ediceksin hayata..cevap vermeyeceksin,onların da kalbini kırmayacaksın çünkü..çünkü tek hedefin iyi bir insan olmak..zaten baştan göze almıştın olacağı;göğüs göğüse her çarpışmada ilk senin kalbin kırılacak!

vardır ya defterlerimiz,yazdığımız,karaladığımız..sonra ya pişmanlıktan,ya yazılanlara verdiğin değerden bir bantla,kapattğın..yok saymadığın,ama göresem daha iyi dediğin..bak ordan bir hatıra işte.Beşiktaş'ın barcelonayı 3'lediği gece.nasıl bir heyecan ve nasıl bir mutluluk..ortaokul çağlarım bu kez..öbür gün okulda millete kol gibi geçireceksin lafları,sokakta dimdik yürüyeceksin..her spor gazetesinden bir tane alacaksın,baştan sona okuyacaksın hepsini,tek tek!işte o gece,komşumuzun bir ölüsünün kırkı çıkmamış diye,ağzımı kapatıp kendimi koltuktan koltuğa attım her gol sevincinde!ömrümün en mutlu gecelerinden biriydi o be!ama yapamadım!kendi sevincimi onların acısının önüne koyamadım işte..Sonra başka bir hatıra..Urfa Antalya arası sızılı bir yolculuk..arka koltukta genç bir anne.bebeği kucağında,ve bir türlü uyumuyor bebek.ağlıyor yol boyu.biz gidiyoruz bebek ağlıyor..bebek ağlıyor,anne telaşlanıyor..gece iyice doldu otobüse sonra..bebeğin ağlaması kesildi.annesi güç bela uyuttu bebeği..derken bizim de uyku tesir etti bünyeye..koltuğun yatmasını sağlayan o zamazingoya elimi bi atıyorum,bi geri çekiyorum..zira bebek annenin kucağında ve ne anneyi,ne de bebeği rahatsız etmek istiyorum..hülasa,o koltuk yatmadı usta..bu bünye 600 küsür km yolu kazık gibi dimdik bi koltukla geldi..hakkı geçtiyse helal olsun benden yana.o kadının benden haberi bile yok aslında..ne benden,ne o ve bebeği için yaptığım şeyden.o benim kendi payıma yaptığım bir jestti kendime..biri takdir etse de olur etmese de..o kadın bunun farkında olsa da olur,olmasa da!

bizimkisi de böyle bi hastalık işte..herkes en çok bana kızar;arkadaşlarım,dostlarım,ailem.ama ne onlar değiştirebilirler beni bu saatten sonra ne yediğim kazıklar..kime yazıklar olacaksa hayat belirleyecek artık,yaşanıp görülecek.

ben iyi bir insan olmaya çalışıyorum..ergenliğimden,bu karakteri oturtacak bir yer bulabildiğim günden beri sadece bunu yapmaya çalışıyorum.ve bildiğim-veya kendimi inandırdığım- tek şey vartık:ben acı çekerken daha gerçeğim;daha "ben"im!şairim usta ben,mutluyken üretemem!ömrüm boyunca önüme ne zaman iki yol çıksa,daha acılı olanını seçmem ondan..herşeyin güllük gülistanlık olduğu yollardan yürüyemem!

hayat kavgasında yediğim dayaklardan dökülmüş dişlerim,gülerken çirkinim ben!

23 Haziran 2011 Perşembe

ruhumun yara izleri..



senin yokluğundan acılar devşirdim sabahlara..yaşamak,kendime biçtiğim intiharın bir sahnesiydi en fazla,yüklemedim başka anlamlar yaşamaya,yükleyemedim!parçalara bölüp kendimi,beni ben yapın istedim yeniden;yeni bir ben!"ilk tamamlayana,tamamladıklarının tamamını veriyorum;koşun!yetişin ruhum sebil!"sefil ömrümü taksitle satıyorum!bilmediğim bir türkü söyleyenin,
şiirimin eksik dizesini tamamlayanın,bütün mutlukluklarımın tapusunu yapıyorum üzerine.yoruldum da vazgeçtim heveslerimden,geç artık..

kaçar giderdim gücüm olsa,yorgundum..
edecek bir çift lafım vardı,
varmadı dilim söylemeye,dargındım..

bir kuş gördüm,gözünde yaş,
bize ağladı;
korktum!
bi düş gördüm.düşümde bir kış..
olsan üşümezdim;
yoktun!..

17 Nisan 2011 Pazar

sana söz!



ayak izini sayıklarım uyur-uyanıklıklarımda.canımı düşüme takarım,gelirim de..kime??vardığım hiç bir yerde olmayacaksın sen!gölgem kadar yakın olacaksın bir ömür.vicdanım kadar içimde,verdiğim söz kadar aklımda..da niye?ben geldikçe kaçacaksın sen..

güftesi bestesinden habersiz bir şarkıyız biz..kim söylerse söylesin,duygulanmayacaksın sen..

"bir gün yayinlarsam acilarimi,onu ithaf eder karanlık gözlerine,sana yazdiririm önsözünü ey kadin..sana söz!"

29 Kasım 2010 Pazartesi

nakarat!



(nakarat)
basa döndüm ne vakit
sikilsam bu savastan..
küle döndüm,cehennem,
kiskandi atesimi!
dara düstüm ne vakit,
basa dönsem sil bastan!

(nakarat)

26 takvim degisti,tüketiyoruz 27.sini..hayat be abi..ne olsun.dönüp bakiyorsun gayr-i ihtiyari.eski fotograf albümü,defter mefter kurcaliyosun.bi yigin hatira..ben mi yasadim lan hepsini diyosun.hassiktiri basiyorsun hafiften,ben mi yasadim bütün bu arkadasliklari,savaslari,ayriliklari,ihanetleri,yalnizliklari diyosun..sen yasadin abi!yasadik iste dogumla ölüm,kasla göz arasi..hepsine aklin erer de,o yalnizliklarla nasil bas ettim diye bi soru takilir aklina..hani derler ya basini koyacagin bi omuz bile yoktur diye..olmaz mi lan hakkaten basini koyacagin bir omuz bile!olmadi mi olmaz iste..

kafani kaldirirsin,senindir!gökyüzü,bulut,yagmur..bakarsin etrafina,alabildigine insan.alabildigine sehir..senindir..o defter gibi,o fotograf albümü gibi senindir!ayak bastigin yer sen oluverir..senindir orasi.bir sehri terkedemezsin,gittigin sehir olursun bir anda..insanina,havasina alisirsin..selam alir verirsin,laf atarsin,sigara tutarsin bir süre sonra..sen bir sehri terkedemezsin,cok cok özlersin usta!terkedecek kadar sahiplendiysen bir sehri,bir kenti;her yere onu da götürürsün yaninda..su sokak misal,ayni senin sokagina benzer bi anda.o uzun cadde 100.yildir,o hengamenin koptugu yer,Isiklar iste..kendini bir yere ait hissetmenin sizili bir siiri vardir,okumayayim simdi,aglarsin..okursam ve aglamazsan amma,o zaman da o siirdeki sairi,beni anlarsin..

onlarca sehire kiyi vermis bir denizi,sen sadece bir sehirde seversin.ayni manzaraya farkli bi yerden bakmak,farkli bir seye bakiyormussun gibi gelir adama.niyedir peki o?her yerde aynidir mavinin rengi.yakamozu aynidir,ama canin o sehirdeki kadar cekmez rakiyi.agacinin gölgesini bile begenmezsin yeri gelir.agac ayni agac,gölge ayni gölge..peki izahati nedir bir yerde sevdigini bir yerde sevmemenin..her yerde baska bir anlam tasimaz ki bir seyi sevmek!!denizi bile baska bizim memleketin,agaci baska.gökyüzü baska..olur mu usta,o da ne demek!?!..ama öyle iste..binlerce sehirden birini "en cok" sevmenin,sadece birinin yagmurunda en cok yürümek istemenin anlamini akil cözemiyor..o anlatimin üstesinden gelecek olan yürek!yüregin anlattigi yaziya dökülmüyor cok sefer.asik bir yüze vuruyor cünkü o.bükük bi dudaga,islak bi göze..onlardan o manayi cikarabilecek bir lisan bilmek gerek!o lisani ögretirse hayat ne ala..o ögretene kadar bi kiyagi olsun bu sairin,sana;yaz bi yanina..cikarir bakarsin arasira-cogu zaman istemeyerek- : "kasi ayni,gözü ayni ikiz kiz kardeslerin sadece birini sevmek gibidir bir sehri sevmek!"

ha tutmaz bazen!ne gittigin yere alisabilirsin,ne de geldigin yeri özlersin..ikisine de yaban olursun bir anda.o acidir!yapilabilecek hic bir seyin olmadigi zamanlarin,en yapilabilcek hic bir seyin olmadigi andir!burnunu cekersin hirsla..omuzlarini dikersin ama yemez usta!kendinden baska herkesi kandirirsin da,kendini kandiramazsin o masala!inanmadigin masalla uyuyamazsin da...sil bastan alirsin,her seyin dermani olacakmis gibi,derman fayda etmeyecek kadar derin bir yaradir oysa!!basa döndükce dara düstügün,dara düstükce basa döndügün bir macera iste yasamak dedigin kargasa..aci cekmemekse niyetin,bastigin yere,girdigin kapiya dikkat et..birak suyu akisina..basa dönmek sana göre degilse dara düsme.onu derim ben..dara düsmekten korkuyorsan da,dönme basa...

lazim olur mu,tenezzül eder misin bilmiyorum da,benden sana cam sakizi,coban armagani bi nasihat:(nakarat) usta...(nakarat)

24 Kasım 2010 Çarşamba

özlemek!


olgun ruhumun dogum yeri..herkes en cok onun yoklugu nasil bi etki yapacak diye sorup durmustu..bensiz bi o,cok yalniz ve cok issiz sayilamayacakti hic bir zaman.ama onsuz bi ben..zor olacakti;zor oldu..

o son aksamlarin birinde,grup halinde eglendigimiz bi gece,Nobel'in Akdeniz'e amors terasinda nikotinlenirken,Gokhan abi "cok ozlersin oglum!!" demisti..her kiminle konussam bu gidis hususunda,cok ozlersin demisti..bir sevgili birakip gitmeye benzemiyor bir sehri birakip gitmek..cunku her sehire buyutulen ask platonik bir aci neticede..

gokyuzunun hep kapali oldugu bir sehrin gokyuzunun altinda yasamak..hayatim boyunca gormedigim kadar bulut,usumedigin kadar soguk,icinde hic yuzmedigin kadar yalnizlik..

"doner misin bilinmez,kuser misin tartisilir,vazgecer misin,belki...ama ozlersin!!" demislrdi..

cok ozledim be abi!!

23 Eylül 2010 Perşembe

etme felek!



güzel insanlar göçer birer birer ve her gün biraz daha tatsız bir yer olur burası.evinde sofrasına oturduk,ekmeğini yedik,suyunu içtik..ama mutluluk dediğin bir acı habere bakıyor işte.bütün suratların asıldığını görüyorum bir anda.Ömer'i tanıyıp,babasını,Oktay Amcayı tanımayanlar bile üzülürken bu habere sadece Ömer'den sebep;ben bir ona,bir Ömer'e ağlıyorum..Oktay amcamızı kaybettik..Erzurum'da geçirdiğim o muhteşem bir kaç günde payı vardı o adamın..elim telefona varmadı,varmıyor ve bilmem nasıl varacak..

kader dediğimiz bu mudur acaba..bunca zaman hastalığıyla yaşayıp dururken,ölmek için gurbetteki oğlunun ve müstakbel gelinin 1 haftalık ona gelmesini beklemek,onları görüp,onlarla yemek yemek,gülmek,eğlenmek ve sonra hayata gözlerini yummak!ilahi müdahele bu değil de nedir,var mı daha iyi bir örnek!!

ruhun şad olsun Oktay Amca!adamın adam olduğu yerlerde,onuruyla dimdik yaşayan ve öyle ölen adam!!cennet'e layıktın zaten be amca!fazla kirli senin için bu dünya!

mekanın cennet olsun!

27 Ağustos 2010 Cuma

fark!



beraberken yüzük parmaklarına dövdürdükleri isimlerinin,bu aşktaki pişmanlıklarının üzerini,kadın bir kelebek deseniyle kapattı;erkek başka bir pişmanlığın ilk harfi olan bir kadının ismiyle..

kadın bir kelebeğe bakacaktı;erkek,biri muzaffer,biri müstakbel pişmanlıklarına,her seferinde..

kadın bu kadar güçlüdür ve erkek bu kadar aptaldır işte!

16 Ağustos 2010 Pazartesi

kara yazım..



Kara yazım..ilk güzüm..çocukluğum..
cebimde tuzlu çekirdek,saçlarımda oyun kiri,ardın sıra bakakalmışlığımın ilk demleri.bir kadınla bir erkek arasında,sevgiden öte ne olabilir ki’li masum yıllarımız.hiç bir cinsel öğe barındırmayan,dudağın haram,hayalin ayıp,susmanın erkeklik olduğu,flu hatıralar geçidi.sana sorsam hatırlamazsın şimdi,sen annenin elinden tutarken bir köşe başında karşılaşmamız.hava nasıl ayaz ve nasıl gri!evini ilk öğrenişim..ilk baktığım pencere!ilk ayazda dineldiğim köşe başı..o hiç açmadığınız perdeden,hiç bakmayışın.hep tülün arkasında bana bakıyorsundur diyerek kendimi kandırmalarım.başında beklediğim sokakta,doldurulması imkansız “olmayışın”!sokak senin,ömür senin,yol senin!bir bekleyen bulursun o sokağın başında;Ben vazgeçtim yolunu beklemekten!

Kara yazım..ince sızım..sarhoşluğum..
gönlümün kalıcı dövmesi!dudağımda ki uçuk kadar her gülüşümde hatırladığım..sarhoş dünyanın üzerine çakır keyf yürüyüşüm. gençliğimin bileğine astığım ilk tespih..geçer mi sandın o zaman?hala diyor musun geçer diye,bunca şeyin ardından!bir bilene sordum bir gün.dedim
-“bir sonraki merhalesi nedir bu işin?ne olacak bu gidişatın neticesi?”
-“ayılacaksın” dedi.”sarhoşsun oğlum sen?ayılacaksın ve geçecek”dedi.
Kaç zaman geçti saydın mı sen?kaç yıl oldu?hoşluğuna mı kapıldım bu sarhoşluğun yoksa layık mı değilim ayıklığına!?sen bir çırpıda vazgeçerken verdiğin bütün sözlerden,yokluğuna dayanamadığın bütün şeylerin varlığından,bana yazdığın şiirden,benim vazgeçemeyişim hangimizin ayıbı?sen,avuç avuca bir vedayı bile çok gördün ben giderken;oysa adını yazdığım ağacı kestiler diye,üç gün,üç gece ağlamıştım ben!..her akılda sana dair bir düş bulursun zaten;ben vazgeçtim en değerli düşümden!

Kara yazım..gülen yüzüm..başı boşluğum..
gülüşümden arda kalanım..gönlümün kabası,kalp emeğim,göz nurum!bütün hükmen mağlubiyetlerde giydiğim hüküm!tabiri caiz olmayan yanım benim!..acısını bile kimseyle paylaşmayacak kadar kıskandığım! O kadar bekledim ki seni,anlamını değiştirdi beklemeler.o kadar beklemeyle doldurdum ki ömrümü senle beraber,otobüs duraklarında bekleyemez oldum.bütün sabrımı sana saklamışçasına,bir şeyleri beklemeyi reddettim..yürümek için yağmurun durmasını bekleyemedim,uyanmak için sabah olmasını..senden başka hiçbir şeyi beklemek istemedim.soran olursa, bütün benliğimle, bütün duygularımla, ciğerimle, yüreğimle ”EVET!BEN BEKLEDİM!” diyebilmek için,seni bekleyişime hiç bir şeyin sabırsızlığını eklemeden bekledim seni!.üstelik sen bu bekleyişe bir damla su bile dökmezken.her gördüğünde bu bekleyişi,yolunu değiştirirken bekledim seni..Urfa’nın akşam üstleri serin bir koyuluğa bürünürken,Malatya kayısısı sarıya çalarken tatlı bir yeşillikten,Ankara’nın ayazına lanet okurken birileri,deniz kabarırken,gün dönerken,mevsimler değişirken bekledim ben seni..sen gördüğün fotoğrafıma bir yerden hatırlar gibi bakarken,ben,hayalimdeki kirpiklerinin kıvrımlarını sayarak bekledim seni..her bekleyişin sonu hüsrana uğradı bizim yazgımızda ne garip..kimi çok beklesek en çok o gelmedi..neyi en çok sevsek ondan hiç olmadı bizde.en çok seni isteyip,en az sana sahip olmak da,bu yazgıyla normal bir hadise neticede.. hayata son bir tutunma girişimiydi avuçladığım o minik eller.son dalımdı,kırıldı!.beni mutlu eder diye ertelediğin bütün gülüşlere koş şimdi.kalbime bir mutluluk damlası düşer diye kaçan uykuların için sığındığım affına sal beni.. bütün mutsuzluk ve umutsuzluklara bodoslama dalıyorum,ne edem;ben vazgeçtim ellerinin terinden!


Kara yazım..sevda izim..kaybolmuşluğum..
Geçmiyor hiçbir şey.insan değişiyor.ayakta durabilmek için,ayak uyduruyorum zamana..düşüp kalktığım çok oldu,devrilirsem kalkamam ama!.tenime desendir bu yaranın izi.baktıkça,öptükçe,okşadıkça renk değiştiren bir desen.. ne kaldı ki çocukluğumdan geriye..bir bu yara işte,bir de sen!tuş ederim bütün talihsizlikleri, bütün yolları koşar,bütün engelleri yırtar gelirim sana,bugün bile,çıkıp gel desen!.kara yazım..aşkına bir mezar kazmadım,bir mabet inşa ettim gönlümde!seni içine koyup ördüm duvarlarını..ahım,eyvahımdın;kıblegahım oldun şimdide!kör olmasan,ah kara yazım,bir görsen!.bir görsen diyorum da,biliyorum baksan da görmeyeceğini.. baktığının olsun gözlerinin karası;ben vazgeçtim gözlerinin renginden!

Kara yazım..ekmeğim,tuzum..yanmışlığım!
Ben vazgeçtim..göğe ersin diye başın,kalbinin darlığı geçsin diye..moralinin yüzü gülsün,baharın erken gelsin diye,vazgeçtim..gölgem çekilsin hayatının üstünden, hatıralarım hatıratından silinmeye yüz tutsun diye!yazdığın şiirden utanma diye!.
Ben vazgeçtim kara yazım,çocuk gülüşüm,hor büyümüşlüğüm,bir tanem!ben vazgeçtim…seni sevmekten değil,gelmeni beklemekten!




fotoğraf için canım arkadaşım Nadire HAMAVİOĞLU'na teşekkürler.

10 Temmuz 2010 Cumartesi

uzak




çocukluğumun tozlu raflarından bir hatıra.bizim mahalleden görünen bir tepenin üzerinde kodamanın birine ait bir ev.adam yazın gelir kalır,kışın gider.biz de öyle bakar dururuz mahallenin çocukları.ulan ne uzak,ne ulaşılmaz,ne esrarengiz gelir orası biz çocuklara.nevroza benzer o evin lambaları,yanmaya başladı mı yazı müjdeler!gelmişlerse yaz gelmiştir..sonra sonbahara doğru giderler,söner o evin lambaları;bütün mahalleye bir yalnızlık,bir karanlık iner..bir gün biz mahallenin afacan çocukları,bir çılgınlık(!)yapmaya karar veririz..güzel bir sonbahar günüdür.6 arkadaş düşeriz yola.hedef;o hep uzaktan baktığımız evi,yakından görmektir.onca zamandır hakkında hayaller kurduğumuz,varsayımlar yığdığımız hedefe doğru yola düşeriz.nirvanadır orası.yaklaşık 2,5 saatlik bir yürüyüşün ardından varırız oraya..o uzaktan baktığımız bordo ev,o kadar da bordo değildir.yer yer yağmur ve güneşten sararmış,yer yer sıvası dökülmüş,terkedilmiş gibi duran bir mekan.evin etrafında döndük durduk.bildiğin duvar lan işte!bildiğin kapı-pencere..sırtımızı duvarına yaslayıp dinlendik 5-10 dakika,sonra döndük geldik yine mahalleye..bi boka benzetememiştik açıkçası.hani uzaktan daha güzeldi o!yakınına gidip,dibinden baktığın zaman,sadece duvardan ibaretti o!ama uzaktan,koca pencereli,bahçe duvarlı,muazzam renkli,gösterişli bir yapıydı o bina..o gün eriştik bazı şeyleri uzaktan sevmenin güzelliğine ..bazen uzaktan ömür boyu öpülesi bir yanaktı gördüğün;oysa burun buruna geldiğinde sırıtan bir sivilceydi hadise!insan sevince,severdi sevdiğinin sivilcesini de;o değil mesele..anlayın anladı beni işte...

sobanın yakınına oturmayın derdi ninem.bir yanınız yanar diğer yanınız üşür derdi.öyleydi..her yere aynı oranda uzak olsun diye,en güzeli odur diye evin ortasına kurulurdu sobalarımız!sonra her boka yakın olmak istedik diye belki,bir yanımız hep yandı bizim!çocuk ruhumuzda yoksulluk,ergen ruhumuzda sevda,olgun ruhumuzda yalnızlığın yanık izleri!

uzak olmak istiyorum artık sevdiğim her şeye!uzaktan görünmüyor beni kıracak kusurları!seslerini duyamıyorum;ne güzel,duymuyorum söylemeleri muhtemel yalanları!peki insan sevdiğinin kusurunu görebilir mi?kusurlarıyla sevmekten ne zaman vazgeçtik sevdiklerimizi diye sorular peydahlanan bütün dimaklara düşerim bu notu:kendimizi sevip sevdirmekten vazgeçtiğimiz gün vazgeçtik;sevmiyoruz artık,insanları gerçekten sevmeyi!!

uzak olmak istiyorum sevdiğim herşeye!her şey hayalimdeki gibi güzel kalsın diye belki..belki defolarını saklayacak mesafeler,ruhumun can simididir diye!

uzak olmak istiyorum!kaçabilecekseydim eğer,en başta kendime!

15 Nisan 2010 Perşembe

sal


bir sal ver bana..ummana sal,bırak dövsün dalgalar..

kararsızım..kararım usumdan firar etmiş.içimdeki hancıyı öldürmüş,gönlümden geçen yolcular.ne gelen olsun istiyorum,ne kalan..ve halen sevilmek istiyorum bir yandan.diyorum ki bazan:sevilmek ilkbaharıdır insanın,sevilmek yazdır,yeşil yapraklar arasında gülümseyen pembedir..sonra bir açıyorum gözümü,bakıyorum hazan...

gözlerinden gözümü kaçırmasaydım belki,gözüne bir nebze olsun düşerdi,gözyaşımın izi!belki o gözlerden sana gelip geçenleri görürdün,o gözleri her baktığında kaçırmasaydım.kirletmek istememiştim nazarlarını belki..ama ah bir kaçırmasaydım!ve görseydin her bakışımda bir annenin evladının yoluna baktığı gibi,bir babanın oğluna şefkat ettiği gibi baktığımı görseydin;senden sadece bir sevgili olmanı istemediğimi anlardın.ne vardı ah sevgili,bir anlasaydın!!herkesin derdine derman gözlerinle delip geçerken herkesin ruhunu,dimağını;bana bakarken o kadar kör olmasaydın!!

rakamsız bir saatin yelkovanına astın ömrümü!her şarkıda hüzünlenmeme yetecek kadar ayrılık bıraktın bana!ben her seferinde birazcık olsun merhamet dilenirken çocuk ruhuma,sen her seferinde yeni bir ayrılıkla girdin günahıma!sen,yalancı bir heves,bir çocukluk aşkı deyip geçerken yazdığım şiirlere,ben imzamı bastım o şiirlerin altına:özgürlüğünden aşkına iltica eden varlığımla!

bir masal anlat bana..senin uydurduğun,benim inandığım..hiç bir şeye kanmadığım kadar kanayım ona.uykusuna dalayım anlattığın masalın..sonra uykumda terketme beni ama..

ya da bir sal ver bana..ummana sal,bırak dövsün dalgalar..

25 Şubat 2010 Perşembe

sana ne yazdıysam,onu yaşayamadığımdan..

seni hatırlamaktan geçiyor yaşamanın yolu.
tam yolumun üstü hatıran.
her gelip geçmede bu hayatın herhangi bir yerinden;
çırpınan bir kuşa dönen yürek,el-pençe-divan!..

sordular "ne buldun da unutmadın hâla?","bulsam unuturdum" dedim,"ondan unutmuyorum ya!."..ne bulunurdu ki bir sevilende.veya ne aranırdı diye sormak en doğrusu.neyi ararız sevdiklerimizde?..sadakati mi,vefayı mı,mutluluğu mu,gülmeleri mi..?bunlarsa eğer aradığımız,nedir hep bunları bizlere veremeyenleri beklememizin sebebi..nice iyi insan varken,bir kötünün içindeki iyiyi aramanın,nafile girişimi..

babamdan yediğim adam akıllı bir dayağın neticesinde öğrenmiştim,küfretmenin ne kötü bir şey olduğunu.20 yıl oldu o dayağı yiyeli,ve hâla nerde ağzımdan bir küfür çıksa,suratımın orta yerinde babamın beş parmağının izi..sonra o öldüğünde,yüreğime çöken acıdan öğrenmiştim ne zor bir şey olduğunu bir insanı kaybetmenin..yağmur altında 13 kilometre yürüyünce bir aralık ikindisi,parasızlığı öğrenmiştim,ve onun adamı kahreden neticesini..hep acıyla öğrendiklerimdi en çok hatırladıklarım.neyi acı çekerek,yüreğim yanarak,gözlerim dolarak öğrendiysem;başka,çok başka oldu onun bendeki yeri..çektiğim acıların en büyüklerinden biriyken sana duyduğum aşk,beni en çok yandıran yokluğunken,ve hatıralarınken en çok sulandıran gözlerimi,seni unutmak nasıl kolay olabilir ki!!neden olsun ki...


hüzün haznemde hiç bir yere koyamadığım,yakıştıramadığım;uğruna en çok acılanıp,bir türlü ağıtlaştıramadığım bir yastın sen!meze etmedim hayalini,hiç bir şehvetli düşüme..tenim öpüşürken başka tenlerle,ateşim,bir başkasının bedeniyle oynaşırken;olurda yüzün gelir gözümün önüne diye titredim korkularımdan..işte o vakitler,kalbimden,ruhumdan,zihnimden sürgündün sen!düşümden tırnağımdan arttırmıştım bu aşkı..yaramaz çocuklar gibi,her seferinde bir darbeyle yıktın sen!düşlerimden düşürdün,üzerime bastın sen!!

insanın kendine yaptığı en büyük zulümdür umut!bir an önce noktalansın diye umduğun bir işkencenin,her kertesinde kendi ellerinle koyduğun bir virgül..ve insanın en çok yapması gereken velakin bir türlü elinin varmadığı,dilinin dönmediği,gücünün yetmediği,kendine yakıştıramadığı:"kendi haline acımak"!kabul edemiyor insan bir türlü;o gözler değil dünyanın güzel gözleri,en tatlı dil onun değil..hayır saçları uğruna ölünecek kadar kutsal değil,olsa olsa örülecek kadar uzun,fazlası değil..senin gördüğün,senin duyduğun,senin hissettiğin,çölün ortasındaki bir bedevinin gördüğü serap kadar gerçektir ancak.not al bir yere;bizi dolandıran,kumpasa getiren,ondaki herşeyi sana güzelleştiren,yalan mucizelerle bizi kandıran yalancı bir peygamberdir aşk!!

olmuyor işte,yazdıklarımızın üzerine and içsek bile her şey yazıda kalıyor..unutulmuyor en unutulması gereken..öpüşmelerimizi bile onu aldatma kabul ediyoruz,budalalar gibi.üstelik kutsal bildiğimiz dudakları,başka dudakları ıslatırken..ona ettiğimiz hiç bir yemini bozmuyoruz hala..bozamıyoruz..çocuk aklımızın,saf kalbimizin onda takılı kaldığı gibi;olmuyor işte,yazdıklarımızın üzerine and içsek bile,her şey yazıda kalıyor..

24 Şubat 2010 Çarşamba

hesap

usta..susta içimde ki sesleri dinleyeyim!bırak öğütlendirmeyi beni..öğütlenmelerden ve umutlanmalardan bıktığım kadar,bıkmadım hiçbirşeyden..herkesi sustur,ışıkları söndür,perdeleri indir!bir kerecik beni dinleyin olmaz mı?az mı bekledim lafınızın bitmesini,kelimelerinizin tükenmesini,dilinizin susmasını..uslanmadı yaramaz cümleleriniz beni yaralamaktan..bırakın bir kere de ben vurayım belden aşağı,bir kere de ben yakayım canınızı,bir kere de siz çekin benim nazımı...olmaz mı!?

beni ve yüreğimi bu hikayenin iki kahramanı diye hayallerken ben,kahramanlığımıza bin şahit gerektiğini de kabullendim,hiç istemeden.bir ara durduk,"napcaksınız lan bin şahidi" diyecek olduk;demedik!birimiz bine bedeldik bize sorsan,ama bizden yana değildi matematik!"bir eşittir bir" diye tutturmuştu,hassiktiri basıp,utangaç bir tavırla şıracıyı göstermiştik ..oydu şahidimiz,biz bozacı..acı,çok acı!biz çocuklarımıza miras bırakalım gibisinden felsefik triplere bindirmişken olayı,suya vermişlerdi hikayemizi..yaralamışlardı,kırmışlardı,acıtmışlardı bizi..matematiği zayıf,hesabı kuvvetli amcalarımız vardı biz çocukken.hocalarımızdan açı hesaplarını öğrenememiştik ama,onlar acı hesaplamayı öğretebilmişlerdi bize.hayatta attığın en büyük kahkahayı ve en hüngürtülü ağlamanı geçiriyordun hafızandan ve bitiveriyordu hesaplama!hangisi daha fazla geliyorsa aklına,anlatmış oluyordu,neyi,ne kadar yaşadığını,sana!

ben de bugün hesaba giriştim,eşeleyerek geçmişin mezarlarını..her mezardan bir hortlak fırladı,her hortlaktan bana ait bir mezar!herkes kendi göğsünde bir mezar eşmişti bana.her gün bir parçamı gömmüşlerdi,azar azar!!göreyim diye bu manzarayı,geriye gözlerimi bırakmışlardı!bir de hissedeyim acısını diye,yüreğimi..gördüm yeni baştan,mazide ne yaralamışsa bizi!.bütün kulaklardan silmişlerdi sesimizi,parmak izimizi temizlemişlerdi ellerinden.fotoğrafımız çıkarılmışdı cüzdanlardan,şiirlerimizi taşınırken veya evi boyatırken kaybetmişlerdi.beraber çekindiğimiz fotoğraflar haylaz bir yeğenin şımarıklığına kurban gitmişti!..uzatmayalım usta,senin anlayacağın,her vicdanın kendi sulh mahkemesinde,vasiyetimizi yazmaya bile fırsat vermeden,yayınlamışlardı verasetimizi..düş düşe verdiğimiz memleket sokaklarında,kayıtlardan düşmüşlerdi bizi!

usta,sonuç diye bir merak düşecek şimdi aklına..sonucu ne sorsan,ne ben söylesem,ne güzel olur bi bilsen usta!!..kimseye vereceğimiz,kimseden alacağımız kalmasın diye oturduk masaya da,baktık ki fazlasıyla ödemişiz,ve hep alacaklı kalmışız hayattan.üstü kalsınlarla yuvarlayıp,uzatmadan çizdik alacakların üstünü..zaten öyle bir davaya düşmüşüz ki,alacağımız var diye bile,asarlar bizi!!ve olmaz olası hesabın neticesi:aldık vicdanımızı elimize,hatıralarımızı listeledik,çocukluğumuzun envanterine düşülmüş bütün herşeyi bir kalemde tekrar ettik.bir kantar geldi ortaya,koy dediler ne varsa..bir kefesine kurulan hayallerimizi koyduk usta,bir kefeye,kırılan hayallerimizi...ağladı terazi....

10 Aralık 2009 Perşembe

suya yazılan..




yazmıyordum uzun zamandır..yazan yerlerim ağrıyordu.kalbim ve aklım çok başka şeylerle meşguldu son üç haftadır..bir şeyi çözmeye çalışıyordum..çözemedim,vazgeçtim.dimağı meşgul eden şuydu:karakter neyi emrederse onu yapmak mı,şartlar neyi gerektirirse onu yapmak mı?şartların gerektirdiğini yapmak bir süre sonra karakter halini almaz mıydı bünyede?ve alırsa,"her devrin adamı,nabza göre şerbetçi,dilsiz şeytan" olunmaz mıydı?bugün sizi gerçekten sevdikleri için,gerçekten iyiliğinizi istedikleri için size,"nabza göre şerbet ver,görmezden gel,ortama uy,ses çıkarma"diyenler,bir süre sonra bu hareketler karakteriniz olduğunda, "ne beş para etmez adamsın lan sen,bi öylesin,bi böyle!!" demezler miydi?derlerse,şartlar gereği,alttan alıp,"yav düşündüğün gibi değil" diyerek yeni bir durum kurtarma girişimi,alttan alıp,üstten çıkmak,kata kulliye getirmek ve anı kurtarmak gerekmez miydi?yoksa karakter gereği "la koduumun adamı,sen demedin mi bana böyle davranayım diye" demek mi gerekirdi?aslında karakter zaten değişime uğramıştı,anı kurtarmak bi böyle,bi şöyle olmak,karakter olmuştu doğru ya!!....şimdi başa dönmek gerekir mi??

en az yukarıdaki paragraf kadar saçma düşüncelerle meşguldu zihnim son üç hafta..toparlamaya çalışıyorum şimdi ama,mümkün görünmüyor..işin sonunda vardığım nokta şu..yaşadığım dünyada,daha doğrusu,dünyanın beni sarıp sarmalayan kısmında,işin doğrusu-yanlışı bir "simit"e benziyor..koyun bir simiti  önünüze ve sorun bunun başı neresi,sonu neresi? diye..bulursanız cevabı yazıp gönderin bu kardeşinize..

benim cevabımı sormayın..ben,bir şiirimde de yazdığım gibi:
ilkbaharın ortasında bir intihar kadar anormalim bu sıralar..
ve tertemizim,hiç doğmamış kadar..