şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2014 Perşembe

Şiir yazdım

beni sormuşsun boş duvarlara,kör sokaklara,kara kışlara öyle dediler..karnı aç çocuklara rüşvet vermişsin gamzelerini.yolumu tarife bir can paha biçmişsin,öyle mi peki?   yollar çiğnemişsin,yıllar sürmüş peşimden gelmen de vazgeçmemişsin,fırattan kana kana su içmişsin susayınca,sırtını ararat’a verip dinlenmişsin,rivayet budur…  ‘ebâ turab’a,dört kitaba,yüzbir ahbaba sormuşsun nerde eskittiğimi topuklarımı..gözlerinin ışığı yol bakmaktan heba olmuş;efkârını meyle sularken sakiler,mah cemalinde irinli abileler peyda olmuş dediler…  dediler ve sustular sonra..kesildi sesler,iniltiler…dağıldı kalabalık uyanıklığımdan korkup..ürküttü onları kem talihim,uykumun kapı arasından süzülüp gittiler..sen ancak bir rüyada düşerdin zaten benim peşime;kendilerini yola,bunu yüzüme vurup gittiler..  işin aslı mı?..işin aslı benim,beni de boşver…aklımın ipleri bir seyyahın elinde.aklım uzaklarda,seyyahın da kafası güzel…
beni sormuşsun
boş duvarlara,
kör sokaklara,
kara kışlara
öyle dediler..
karnı aç çocuklara rüşvet vermişsin gamzelerini.
yolumu tarife bir can paha biçmişsin,
öyle mi peki?

yollar çiğnemişsin,
yıllar sürmüş peşimden gelmen de vazgeçmemişsin,
fırattan kana kana su içmişsin susayınca,
sırtını ararat’a verip dinlenmişsin,
rivayet budur…

‘ebâ turab’a,
dört kitaba,
yüzbir ahbaba sormuşsun nerde eskittiğimi topuklarımı..
gözlerinin ışığı,yol bakmaktan heba olmuş;
efkârını meyle sularken sakiler,
mah cemalinde irinli abileler peyda olmuş dediler…

dediler ve sustular sonra..
kesildi sesler,iniltiler…
dağıldı kalabalık uyanıklığımdan korkup..
ürküttü onları kem talihim,
uykumun kapı arasından süzülüp gittiler..
sen ancak bir rüyada düşerdin zaten benim peşime;
kendilerini yola,
bunu yüzüme vurup gittiler..

işin aslı mı?..
işin aslı benim,beni de boşver…
aklımın ipleri bir seyyahın elinde.
aklım uzaklarda,
seyyahın da kafası güzel…

mamo c./2014-Mart/Antalya

Şiir yazdım


Aşk,unutmayı bilmeyen arsız kalplerin laneti.göz karası bir bahtın kendi ömrüne ihaneti!katle fermandır,imtihandır.

arsızlığı bu kalbin,tekerrür değil efsanedir artık Ömrüm..kanım,suskunluğuma dermandır…

katle fermandır..derde dermandır…imtihandır…ilk defa direnmiyorum sana,ilk defa dudağımı acıyla ısırmıyor dişlerim..tenhadır.yalnızlık silahını ateşler,ben seni düşlerim..
Aşk,                                                                                                                  unutmayı bilmeyen arsız kalplerin laneti.
göz karası bir bahtın
kendi ömrüne ihaneti!
katle fermandır,
imtihandır.
arsızlığı bu kalbin,
tekerrür değil
efsanedir artık Ömrüm.. 
kanım,
suskunluğuma dermandır…
katle fermandır..
derde dermandır…
imtihandır…
ilk defa direnmiyorum sana,
ilk defa dudağımı acıyla ısırmıyor dişlerim..
tenhadır.
yalnızlık silahını ateşler,
ben seni düşlerim..


mamo ç/2014 haziran-Urfa





12 Aralık 2012 Çarşamba

Şiir yazdım..

-ateşin var mı?
ver yakayım yokluğunu!-

kalbimin yerinde koca bir boşluk
yeller esiyor hayallerimizin yerinde
bütün sözler verildi
çalındı bütün şarkılar
KOŞUN!HIRSIZ VAR!

Mecnun'un çölü diye bir şey yoktur sevgili
"Mecnun oraya düşmüştür,
çöl Leyla'nındır!"

mamo ç./2012

16 Ocak 2012 Pazartesi

USTA


onu ilk "an gelir" şiiriyle tanımıştım.ne eşsiz bir eserdir o,ne güzeldir,ne güzel!büyük adamdı ustam,çok büyük!


3.ŞAHSIN ŞİİRİ

Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu, ağlardım
Beni sevmiyordun, bilirdim
Bir sevdiğin vardı, duyardım
Çöp gibi bir oğlan, ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu, ağlardım
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
Sessizce bir cigara yakardın
Parmaklarımın ucunu yakardın
Kirpiklerini eğerdin, bakardın
Üşürdüm, içim ürperirdi
Felaketim olurdu, ağlardım
Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım
 
Atilla İLHAN

6 Aralık 2011 Salı

şiir yazdım



OLMAYANLAR ÜZERİNE

efkarımı mazur gör yüreğim
içimdeki fırtınaları boş ver,senden bahsedelim
hep kötü gelip geçen
ama hep güzel geleceğine inandığımız günlerden
her yağdığında kaçsakta köşe bucak
yağdığında altında koşturup ıslanacağımız yağmurlardan
her söylediğimizde yarım kalsa da
bağıra çağıra söyleyeceğimiz türkülerden
bütün hesapları temize çekip af dileyelim kırdığımız bütün hayallerden
efkarımı affet
her zamanki halim,senden bahsedelim..


bütün gazetelere ilan veresim var
"masumiyetimi kaybettim.hükümsüzdür." diye
çile değil mi lan altı üstü,çekip gidesim var
eyvallah etmeden kimseye
herkesin verip ağzını payını
ağız dolusu sövmeye niyetim var
benimkisi her gün yeniden başlayan benden bana bi yolculuk
soluk ve bulanık resimlerde
eşkalini belirleme girişimleri eski arkadaşların
eski hatıraların eski hayallerin
bugünümüz ey kalbim,neresinden bakarsan bak yokluk,yoksulluk


niye bilmem,babam varken hep bir umudum vardı
biraz ona yaranma,biraz kendimi ona ispatlama çabası
olurdu benden biliyor musun?bi şey olurdu
o varken ne kadar kızsam da ona o yokken şimdi hiç bir şeyin tadı yok
herşeyin ilacı var şu hayatta
bi ölüyü özlemenin yok
umudum gömülü Urfada bir mezarda
gecemin sabahı
dizimde derman
ağzımın tadı yok..

babam da yok!

mamo c.2011-Aralık

31 Ekim 2011 Pazartesi

Anadolu'yum ben!





Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?

Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?

Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun ?

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?


Ahmet Arif

24 Aralık 2010 Cuma

siir yazdim..


bak yaziya ekleyecektim,unuttum..buraya paylasayim..hayatimin o zor,kara döneminde yazdigim siir..kendimi nasil boktan hissetmisim siz hesap edin iste..


Telasin cocuguyum,gözlerim yesil biraz..
Posta koydum zamana,icim karanlik benim!
El ayak saglam ama,gönlüme indi maraz
Hayat mahkemesinde,en suclu sanik benim!

Firtinaya gark oldum savruldum öte beri..
Ah benim cocuk cagim,gitti gelmiyor geri!
Bir kücük tebessümü cok gördü birileri,
en büyük ihanete,en yakin tanik benim!

Güzeldim el degmemis gül bahcesi sanardin.
Temizdim,günahlara uzaktim yüz bin arsin!
Onca insan sevmeye,hatir bilmeye karsin,
tutusturdular beni,yüregi yanik benim!

Ektim gül tohumlari,varamadim hasada..
Ben koskoca ömrümü,kaybettim bi masada!
Kalbimin enginligi,sonsuz okyanussa da,
yüzemez Allah kulu,suyum bulanik benim!

Cehennem dediginiz,duruyor icerimde.
Derdim kendi yüzümden!acim da,kederim de!
Bir pula,bir mektuba degmezdim,bilirim de,
Hatirimda yok imis bir tek selamlik benim!

Delik desiktir sinem,bagrim bin türlü yama!
Cagirsam nefsim bile,gelmiyor imdadima!
Eski halim olaydi,kacar giderdim amma,
gel gör ki takadim yok,tek bi adimlik benim!

Pervaneler misali,döne döne tutustum..
Vicdanima egildim,kendim ile vurustum..
Pazara götürseler,anca üc be kurustum,
degerimde hayvan yok satsan takaslik benim!

Mamo dedim adima.gayri bi ad mi kaldi!?
Kis gelince üstüme,atacak post mu kaldi!
Hayrina kefenimi,alacak dost mu kaldi!?
Söyle neyime artik,dostluk,adamlik benim!


mamo c./2002-antalya

22 Aralık 2010 Çarşamba

siir yazdim




bizim okulun forumunu karistirirken buldum bu siiri..aslinda o forumdan bahsetmek gerekli bi yazida..yakinda insallah..:

ASKIN ANAVATANI

ZAMANIN ÖTESİNDE,KİMSESİZ BİR YERLERDE,
BELKİ GÖK KUBBEYE DENK,BELKİ YERİN DİBİNDE..
KİMSENİN TATMADIĞI BİR DUYGU YARATILDI,
BİR ODAYA KOYULDU,KAPISI CEHENNEMDE..

DEDİ Kİ BİRİLERİ,ORAYA VARMAK GEREK..
DERHAL YOLA ÇIKTILAR,ALLAH ALLAH DİYEREK..
VARDILAR CEHENNEMİN ALEVDEN KAPISINA,
BİR GÖĞÜS KAFESİNDE ÇARPTI ONLARCA YÜREK..

EN İLERDE GELENİ YÖNELİNCE KAPIYA,
GERİDE BEKLEYENLER BAŞLADILAR DUAYA..
"ALLAHIM ONU KORU,ALLAHIM ONU KORU,
NASIL Kİ KORUYUP TA GETİRDİN TA BURAYA!"

ALEV YÜREKLİ ÇOCUK KAPIYA HIZLA VURUR,
CEHENNEMDEN YANKIR SES,YERYÜZÜNDE DUYULUR..
DUALAR TEKRARLANIR DAHA YÜKSEK SESLERLE,
BİR GÜRÜLTÜ KOPAR Kİ;ANCAK O KADAR OLUR..

AÇILIR KOCA KAPI,YASLANIR TAA GERİYE;
ÇOCUK BİR ADIM ÖNE,BEKLEYENLER GERİYE..
ELİNDE BİR TANE GÜL,BİR GÜZEL ÇIKIVERİR,
BİR ÖMÜR ONA FEDA,GENÇLİK ONA HEDİYE..

"SEN DE KİMSİN?" DEDİLER,"BURALARDA İŞİN NE?"
"YARATIPTA SENİ Mİ SOKTULAR CEHENNEME?"
TEBESSÜM ETTİ GÜZEL,"BENİM ADIM AŞK" DEDİ,
"MADEM Kİ ÇOK GÜZELİM,DOKUNSANA ELİME!!"

O CESUR ÇOCUK SUS PUS,DONDU KALDI AHALİ,
BU NE BİÇİM BİR İŞTİR,N'APMALI,NE ETMELİ?
DÖNÜP GİTSE BİR TÜRLÜ,DOKUNSA BAŞKA TÜRLÜ,
MADEM Kİ GELDİK DEDİ,BU NE İŞ ÖĞRENMELİ..

UZANDI CESUR ÇOCUK,İRKİLDİ TA DERİNDEN,
ZANNETTİ TUFAN KOPTU,YER OYNADI YERİNDEN..
O AN FARKINA VARDI,CEHENNEM ATEŞİNİN,
TUTUNCA O GÜZELİN MİNİCİK ELLERİNDEN..

CEHENNEM O GÜZELİN,ELLERİNDEYMİŞ SANDI..
YÜREĞİ CEHENNEMDEN,DAHA DA FAZLA YANDI
ÇOCUK AŞKIN PEŞİNDEN HEM YANDI,HEM DE GİTTİ,
GÖZLERDEN KAYBOLDULAR,KOCA KAPI KAPANDI..

TARİHE NOT DÜŞTÜLER,Kİ ZATEN TAM YERİDİR;
CEHENNEM DEDİKLERİ,AŞKIN MEMLEKETİDİR..
VE NE KADAR DA GÜZEL,NE KADAR GÜZELSE DE,
AŞKIN LAYIK OLDUĞU,CEHENNEMİN DİBİDİR...

MAMO Ç./2004/ANTALYA-BELEK

1 Aralık 2010 Çarşamba

Firak!



suallerim tükendi,sende gizli cevabim
hastayim,ecza diye seni sayikliyorum..
adini,ortasinda bin yillik bir kitabin,
yürüdügüm yollarin tozunda sakliyorum!

basimda bin yillarin tecrübeli bilgini,
asasinin ucuyla isaret etti seni!
gördügüm günden beri,nazli gülümsemeni,
degerli neyim varsa,gamzende sakliyorum!

askimi beyan ettim,yersin alemi diye..
kokun heybemde sakli,derdin merhemi diye..
bakanlar güzel görsün kara cehremi diye.
cirkinligimi senin yüzünde sakliyorum!

ömrüme yazilmasin,ey gül yüzlü,firakin!
her günüm senle olsun,her anim,sana yakin!
basimi yaslayisim,bir uyku sanma sakin,
cocuklumu senin dizinde sakliyorum!

feryadim ve figanim sana kavusmak icin..
feryat-figan kosturup,sana ulasmak icin!
dünyaya sevdamizin mührünü basmak icin,
kendi adimi senin isminde sakliyorum!


mamo c. kasim-2010/Heddernheim

29 Kasım 2010 Pazartesi

sevdigimikinci kadinsin sen..



Sevdiğim ikinci kadınsın sen
İlkini sevmeye mecburdum,
Çok iyiliği oldu bana
Ve hayatımda hiçbir mecburiyeti onun kadar sevmedim
Sevdiğim ikinci kadınsın sen
İlkinin yerini alman mümkün değil
O öğretti bana sevmeyi,
O öğretmese sevemezdim seni bile,
İnan o tuttuğu için ellerimden
Yürümeyi öğrendim, koşabildim sana..
Onun gözlerine benzediği için gözlerin
Alamadım gözlerimi senden.
Sana aşığım, seni seviyorum,
Sevdiğim ikinci kadınsın sen!
Hayatım boyunca omuzumda taşıyorum onu
Ve sen her sabahımdasın
Kıskanma..
Alfabede bile senin adının baş harfi ondan sonra gelir
Kalbim şimdi senin
Onun kadar sev beni kafi.
O doğurdu, sen öldürme..!


Ceyhun Yılmaz

13 Kasım 2010 Cumartesi

auf wiedersehen gençler :)




dedik ya durumumuz budur,gidiyoruz diye..geldi o vakit işte.bi daha nete girme fırsatımız olmaz belki diyerek bugünden paylaşayım isteyim bu yazıyı..bi kadınlardan çok korkarım,bi de insan kalbi kırmış olmaktan..kalp kırdıysak affetsin kalbi kırılan.hakkını helal etsin.

uzun uzadıya bir yazı yazmak istiyordum açıkçası.ne yalan söylim,biraz da dokundurarak birilerine,bi kaç ağdalı laf ederek..ama gerek yok sanki..hakkaten yok..birilerinin umurundaysa şayet bu gidiş,zaten o kendi payına bir hüzün yığacaktır kalbinin bir yanına.o hüzün can-ı gönülden bir dua olarak edilip yaradana,yağmurlara karışıp yağacaktır bana..15 kasım pazartesi sabahı,sabiha gökçenden uçağa binicez nasipse.ardımızda bıraktıklarımız Allah'a emanet..

yıllar önce Sinan kardeşime verdiğim bi şiir vardı..yaklaşık 2 hafta önce hatırlatmıştı bunu bana.çok çocukça,komik derecede bi isyankarlıkla,boyundan büyük laf etmenin olanca çabasıyla yazılmış;haddini çoktan aşmış bi şiir..valla türkçe karakterlerle uğraşamayacak kadar üşengecim bu ara,kopyalayıp yapıştırıcam,affola..bunu burda yayınlayıp sizi kendime güldürmezdim ama,yazıldığı günün ve Sinan kardeşimin hatrına onu paylaşıyorum giderken..çocuk sayılırız yazdığımız vakitler,gülmeyin okurken :)

hadi bakalım millet,hatıralarım buralara,buralar size,siz allah'a emanet..bu çocuk kaçar..




hicbirinize degil bu kalemden dökülen hic bir yazi..
hiç bir ünleme sasirmadim,
kanmadim hic bir virgüle..
tirnak içine almadim hic birinizi deli misiniz?..
hayatimin satir baslarinda birer soru
isaretisiniz hepiniz...
herkes üstüne alinsin diye,
hic kimsenin adi yok benim yazilarimda..
kim patlamaya hazir bir kahkahaya gebeyse o gülsün..
yaraya tuz yapin,ne bileyim...bir ecza,merhem ya da..
kalbi kirik herkese,hiçkirik bir bakima
hic kimse kendine dair bir ipucu aramasin bende..
kime yazdigimi bile unuttum kimi yazdiklarimi..
haritanizin eksik parcasidir kalbim;
bulmaya kudretiniz yetmez sakladiklarimi...
resmi kayitlarda gecen ismimin hic bir hükmü yok alin yazimda..
kendi uydurdugum bir isim giymisim..
hem isim babasiyim o isimle büyüyenin,
hem de ta kendisiyim!!
aklinizin ermedigi cümlelerde,
kendi düslerimle fingirdesiyorum..
zehirim...zindan karayim...asiyim...
.....
.....
"mamo"yum ben.."mamochello"....
dogdugum gün kendimi birakmisim cami avlusuna.
bütün avlularda volta izim var..
her siirde dizem,
her gecede adim,
her türküde sesim....
putlastirip tapiyorum bütün gözardi ettiginiz degerlere..
aska,sevgiye,ayriliga...
...kendime!
pustugum kuytularda kendi sesime küstüm..
yaziya vurdum ne varsa;
anlayacaginiz yoktu,sesimi kestim!!!

mamochello...
ben,bütün planlari ters tepen bir putperestim!


mamo c./2002-Antalya-Belek

12 Ekim 2010 Salı

USTA




-kardeşim Burak DEMİRKOL için.-
MONA ROZA

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller


Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar


Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...


Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi


Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar


Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların


Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona


Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları


Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni


Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza


Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı


Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak


Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten


Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

Sezai KARAKOÇ

19 Ağustos 2010 Perşembe

Usta




BEŞİKTEN MEZARA KADAR

Seni istakbal için önce gelmek cihana,
Ve başkasınan almak sonra geliş müjdeni.
Bir nefes dinlemeden yıllarca koşmak sana,
Aramak her tarafta... Bulmamak asla seni.

Suda, rüzgarda,kuşta senin sedanı duyup
Seni beyaz çiçekli dallar içinde sanmak.
Vuslatın rüyasını görmek üzre uyuyup
Hasretin azabına ermek için uyanmak.

Başka bir şekle koymak her gün güzel yüzünü,
Boyamak gözlerini bir siyah, bir maviye.
Tek seni hayal için süzerek batan günü,
Gece mahtaba dalmak, sen de dalmışsın diye.

Seni anlatmak üzre yazıp her gün bir gazel
Geçirmek ömrü yalnız sana dair eserle.
Saçlarını çözerek hulya dizinde, tel tel,
Bugün güllerle örmek, yarın menekşelerle...

Tesadüf ümidinin bittiği müşiş anda
Dudağa kanla çizmek yeniden tebessümü:
Seni istikbal için artık öbür cihanda,
Dosta el sallar gibi, davet etmek ölümü.

F.Nafiz ÇAMLIBEL

6 Ağustos 2010 Cuma

posta!




kara kaplı deftere adımı yazmışsındır,
aklından yüreğinden silmişsindir,eyvallah!
bana derin mi derin bir mezar kazmışsındır,
ne hakkın varsa haram etmişsindir eyvallah!

pişmanlığın gölgesi,düşmez kalbine,haşa!
sen bitmeyen gururun,kibirinle bin yaşa!
gecelerce ah etmiş,sonra dönüp en başa,
felaketime yemin,içmişsindir eyvallah!

her gün biraz büyürsün,benliğine sevdanla,
üzerime yürürsün,hıncına inancınla!
kalbimdeki son gülü,elindeki tırpanla,
tarumar etmişsindir,biçmişsindir eyvallah!

devir senin devrindi,senindi hanedanlık!
payımıza gam düştü,acından nemalandık!
kıyısına gelsem de,mutluluğun bi anlık
şans yok!uzun çöpü sen çekmişsindir eyvallah!

ama bir yere kadar,benim de tamammülüm!
en sonuna gelmişim,yaşadım,onu gördüm..
seni kendi elimle,kör bir kuyuya gömdüm,
ve sen de benim için:bitmişsindir!eyvallah!

mamo c./2010-Antalya

15 Haziran 2010 Salı

usta


MOR MENEKŞE, AÇ DOSTLAR
VE ALTIN GÖZLÜ ÇOCUK


Abe şair,
bizim de bir çift sözümüz var
«aşka dair.»
O meretten biz de çakarız
biraz..

Deli çığlıklar atıp avaz avaz
burnumun dibinden gelip geçti yaz
sarı
tahta vagonları
ter, tütün ve ot kokan
bir tren gibi.
Halbuki ben
istiyordum ki gelsin o
kırmızı bakır bakracında bana
sıcak süt getiren gibi...
Fakat neylersin,
yaz böyle gelmedi,
yaz böyle gelmiyor,
böyle gelmiyor, hay anasını... şey!..

EEEEEEEEEY...
kızım, annem, karım, kardeşim
sen
başında güneşler esen
altın gözlü çocuk,
altın gözlü çocuğum benim;
deli çığlıklar atıp avaz avaz
burnumun dibinden gelip geçti de yaz,
ben, bir demet mor menekşe olsun
getiremedim sana!
Ne haltedek,
dostların karnı açtı
kıydık menekşe parasına!

N.Hikmet Ran
1930

14 Nisan 2010 Çarşamba

hadi git!


otelin servisinde otele doğru hareket halindeyiz dün.radyoda candan erçetin bir şarkı söylüyor.ben candan erçetin'in sesinden,müzikten ziyade,şarkının sözleriyle ilgiliyim.bu şarkıyı hem duymadığıma,hem de bildiğime yemin edebilecek durumdayım..düşündüm düşündüm..anaaa dedim..doğru ya:

HADİ GİT

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

Git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.

Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar.
Mademki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.

Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.

Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.
Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın.

Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak!

Sanma ki fasl-ı bahar geldiğim gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez.

Her darbene tahammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.

Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.

Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!

Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!

Mademki aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.

Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!

Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!

Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm!
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.

Korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum!

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git! ...

CEMAL SAFİ
 
 
daha öncede USTA'la bölümünde paylaşmıştım kendisinin bir şiirini...iki olsun..

12 Nisan 2010 Pazartesi

benim polisim!


Dün akşam televizyonda gördüm,
Ogün Samast’ı sorgularken,
İşte dedim benim polisim,
Katile çay servisi yaparken.

Bir de derler : Polis medeni değil,
İşkence yapar; eder adamı sefil.
Hepsi yalandır oysa bunların
Benim polisim anlar hasını adamın

Tekel işçisine biber gazı sıkar ama
İstemeden yapar emir kuludur o esnada
Esas yüzünü belli edemez ki sokakta
Bak, Ogün’e karşı nasıl güleryüzlü sorguda.

Tipini beğenmezse der sana : Ver bakalım kimliğini
Göstersen de bırakmaz illa gösterecek merkezi
E suç sende ne bu saç bu sakal
Polisimden kaçar sandın değil mi çakaaal

Ogün gider vurur sırtından Ermeni Hrant’ı
Emniyet müdürüm der ki : Ağır basmış milliyetçi duyguları
Özgürlük diye eylem yapanlar yer oysa copları.
Bunlara çok takılma Ogünüm sen iç çayını
Nasıl olsa toplar benim polisim boşları.

şiiri ve görseli herbokubilenadam.blogspot'tan aldım.edebi olarak pek bi kural ve kaide bütünülüğü olmasa da,içerdiği anlam ve mesaj olarak fazlasıyla yerinde..teşekkürler.

30 Mart 2010 Salı

kadın..


çocukluktan kalan bir yazı buldum..az evvel..iyi güldüm ama:))
yazının tarihi 15.02.2000.tam 10 sene evvel:)sonunu değiştirip vermek zorunda kaldım..genel olarak çok saçma buldum yazıyı şimdi ama,sonu hakkaten felaketmiş!!!paylaşmak istedim:)

bir bardaktan boşanırcasına yağdı gözyaşları,çocuğun kucağına..rüzgar gibi geçip giden bir film şeridiydi en klasik tabiriyle bütün yaşanan..gençliğinin orta yerinde kurulmuş bir dar ağacıydı cesaret,kendi ipini çekecekti çocuk..iyi bir hayatı en çok kendine yakıştırırken,kendisine yapılan en büyük haksızlığın baş aktörü olacak,kendi kendinin celladı olacaktı hesapta yokken..

kendi iç hesaplaşmasının orta yerinde kalakalmıştı şimdi..kabahatini yükleyecek bir şeyler aradı gözler,mahçubiyetle yere devrildi..sonunda kendine döndü,fısıldadı usul usul,"önüm,arkam,sağım,solum yalnızlık!!".. herkesi kandırmak kolaydı,kendini zor..kaçamamıştı o da;kurallarıyla,sınırlarıyla onun olan;kendi oyununda,kendini ebelemişti!!!

omuzunda bir el buldu irkildi..çevirmeden kafasını tanıdı elin sahibini..göz dediğin hepi topu bir suyun kaynağıydı neticede..sular fışkırdı kaynağından,rahmet getirdi ruhuna...buğulu bir dünyayı izlerken sordu,omuza elini koyana:

"terkeden bir kadından geriye ne kalır bilir misin usta?!"

....."bilirim" dedi usta.."yanında götürdüğü bedeninden,geriye kalan ne varsa!!"

15 Mart 2010 Pazartesi

seninkisi bir aşk hikayesi!


Konstantin Simonov diye bir usta..ömrünü bir aşkla doldurmak deyiminin altını dolduran adam..onun hikayesini kopyalayıp yapıştırıcam bir yerlerden..okuyun ne olur..mümkünse işi,gücü bırakıp,ışıkları söndürüp okuyun..

Dünyanın belki de en bilinen savaş şiiri olan "Bekle Beni" nin yazarı Konstantin Simonov,bu şiiri aşık olduğu Valentine Serova için cephede,ateş altındayken yazdı.
Dünyanın belki de en tanınmış,en bilinen savaş şiiri olan Bekle Beni’nin yazarı Konstantin Mikhailovich Simonov,Kasım 1915’te Saint Petersburg’da doğdu.
Babası askeri akademide bir öğretmendi.Annesi ise kökü Çar ailesi prenslerine kadar varan ünlü bir ailedendi.Simonov makine teknikerliği alanında eğitim gördü.Ailesinin 1930’larda Moskova’ya yerleşmesinden sonra Simonov da bir fabrikada mühendis olarak çalışma hayatına başladı.
Aynı dönemde ilk şiirlerini de yazmaya koyuldu.Gorki Edebiyat Enstitüsü’nü bitirdi ama mühendis mi yoksa edebiyatçı mı olacağına henüz karar verememişti.Moskova’ya çok uzak olan Belomorsk’da Baltık kanalının inşaatında ve zor şartlar altında uzunca bir süre çalıştıktan sonra kesin kararını verdi ve edebiyatı seçti.
Kızıl Yıldız ve Savaş Bayrağı gazetelerinde muhabirlik yaparken,şiirin yanı sıra iyi bir oyun yazarı olduğunu da gösteren Bir Aşkın Öyküsü,Kasabamızın Yoldaşları eserleri yayımlandı ve sahnelendi.Derken savaş patladı,Alman orduları Avrupa’nın büyük bölümünü işgal ettikten sonra Sovyetler Birliği’ne girdi.Moskova ile Stalingrad kuşatma altına alındı.
Simonov,gazetesi tarafından savaş muhabiri olarak Stalingrad cephesine gönderildi.Cepheye ayak bastığı günlerde partiye de kaydoldu.Simonov böylece İkinci Dünya Savaşı’nın en kanlı günlerinin yaşandığı Stalingrad cephesinde sadece bir gazeteci değil,aynı zamanda hem de yarbay rütbeli bir asker oldu.Aynı zamanda parti komiseriydi.
“Çıldırmak üzere olduğumu ve bunu önleyebilmenin tek yolunun Valentina ile konuşmak olduğunu anladım”
Derken bir gece,diğerleri gibi cehennemi andıran bir gece,yani beline kadar çamura battığı ,sağına soluna top ve şarapnel parçalarının düştüğü,başının üzerinden vızır vızır mermilerin uçuştuğu bir gece,her zamanki gibi sevdiği kadını,güzeller güzeli Valentina Serova’yı düşünürken,bu kadına duyduğu aşk ve hasretin dayanılmaz bir hale geldiğini hissetti.
Bütün eti,bütün kemikleri,bütün sinirleri,elleri,gözleri,beyni o anda hemen oracıkta Serova’yı istiyordu.Simonov çok sonraları o geceyi anlatırken,”çıldırmak üzere olduğumu anladım ve bunu önleyebilmenin tek yolu Valentina ile konuşmak,ona aşkımı ve hasretimi anlatmak ve mutlaka geri döneceğimi söylemekti” diye konuştu.Ünlü Bekle Beni şiiri işte o gece yazılmaya başlandı.
Simonov o sıralarda henüz yirmi beş yaşındaydı ve önünde Valentina ile birlikte yaşanacak uzun yıllar olduğuna yürekten inanıyordu.İzne çıkan bir askere şiirini verdi ve yolu düşerse şiiri gazeteye bırakmasını söyledi.
Sonra da savaşın acımasızlığı her yanını kuşattı ve Simonov şiirinden herhangi bir haber alamadı.Oysa asker şiiri gazeteye ulaştırmış,şiir gazetenin savaşın henüz sıçramadığı şehirlerden birindeki baskısında yayımlanmıştı.
Sonra bir gün askerlerden biri şiiri görmüş,onu kesmiş ve Stalingrad yakınlarındaki bir kasabada yaşayan nişanlısına göndermişti.Şiirden çok duygulanan genç kız da bunu arkadaşlarına gönderince,ortaya o ünlü "Bekle Beni" fırtınası çıkmıştı.
Bütün bir savaş boyunca cephenin göbeğinde savaşanlardan,Rusya’nın çok uzak ve griler içindeki Kuzey limanlarında görev yapan bahriyelilerine kadar bütün bir Sovyet ordusunda bu şiir hem subaylar hem de erler tarafından ezberlendi.
Yüzlerce değişik biçimde ama hep hüzünlü bir tonda bestelendi.O dönemde cephede vurulup ölen yada yaralanan tüm Sovyet askerlerinin tam kalplerinin üzerine denk gelen göğüs ceplerinde,ya gazeteden kesilip çoğaltılmış yada kargacık burgacık harflerle yazıya dökülmüş "Bekle Beni " şiiri çıktı.
Bu şiiri,Ortodoks kutsal metinlerinden sonra Rus halkı tarafından en çok okunan ikinci yazı olduğu söylendi.

Simonov,yaşadığı süre boyunca sevmekten bir an bile vazgeçmediği Valentina Serova’yı ilk kez Moskova yakınlarındaki bir tren istasyonunda gördü.O zamanlar yirmi bir yaşında ve Sovyet sinemasının oldukça ünlenmiş bir sanatçısı olan Serova,sarı saçlı,ince ve uzun boylu güzel bir kadındı.
O yaz günü Moskova yakınlarındaki Kolomenskoye istasyonunda tesadüfen Valentina’yı gören Simonov,hemen o anda vurulduğunu hep anlattı.Simonov’un anlattığına göre,”Bolahnin ve Gorodets işlemeleriyle süslü gök mavisi bir elbise giymiş olan Valentina,uçuşan sarı saçları,yaramazca havalanan eteği ve boynundaki beyaz inci gerdanlığıyla” çok güzel bir kadındı ve ona aşık olmamak imkansızdı.
1943’te evlendiler.Simonov,Valentina’ya “senin yüzün benim kaderim” diyordu ve bu kaderi severek yaşıyordu.Sonra savaş yılları geldi.Simonov cephelerde kanlı savaşların içinde Valentina’ya yazmayı hiç aksatmadı.
Bekle Beni’den sonra Seninle ve Sensiz,Kızma Yazarsam adlı uzun şiirlerini hep bu dönemde ve tabii Valentina Serova için yazdı.Bunları gönderip gönderememek,Valentina’nın bunları okuyup okumaması değildi önemli olan.
Önemli olan onun Valentina’ya olan aşkını her gün,her dakika,her sabah,her akşam fısıldayabilmesiydi.Gerisi önemsizdi ve Simonov daha sonra da söylediği gibi,bunu yapmazsa çıldıracağını biliyordu.
Yaşam,insanlar,ilişkiler zaten değişmek zorundaydı ve savaş bu değişimi daha da hızlandırmıştı..
Savaş bitti.Simonov,Valentina’nın yanına döndü.Bazı şeylerin yolunda gitmediğini de işte ilk kez o günlerde anladı.Yaşam,insanlar,ilişkiler zaten değişmek zorundaydı ve savaş bu değişimi daha da hızlandırmıştı.Valentina,Sovyet sinemasının en ünlü yıldızlarından biriydi artık.
Simonov ise sanki Stalingrad cephesinde yaşıyordu hala.Uğruna ölümlere gidip geldiği,sadece ona kavuşmak umuduyla hayatta kalabildiği bu kadını artık pek tanıyamıyordu.O hala ılık bir yaz gününde muzip bir rüzgarın eteklerini havalandırdığı,sarı saçlı bir kadın görmek istiyordu ama göremiyordu.
Nedir,aşkından ve sevgisinden de asla vazgeçmiyordu.Valentina’nın dedikodulara yol açan bir hayat sürmesi,ortalıkta bazı yakışıklı sinema aktörlerinin adının dolaşması da Valentina’ya olan aşkını zerre kadar azaltmıyordu ama bir insan olarak etkilenip günün birinde bu canı kadar sevdiği kadını incitebileceğinden de korkuyordu.Belki de böyle bir şey yapmamak için,Valentina’yı kırmamak için 1957’de hiçbir açıklama yapmadan onu terk etti.
Konstantin Simonov,bir zamanlar beklemesi için yalvardığı kadını karlı bir Moskova sabahı bırakıp gitti ve bir daha hiç geri dönmedi.Yazmayı yoğunlaştırdı.Albayın Aşkı,Savaşsız Yirmi Gün,Günler ve Geceler,Savaş Günleri,İnsan Asker Doğmaz ve Silah Arkadaşları gibi kitaplar yazdı.Sovyet Yazarlar Birliği Başkanı seçildi.Türkiye de dahil,bir çok ülkeye gitti.
“Sağ kalışımın sırrını yalnız senle ben bileceğiz,bütün sır senin beklemeyi bilmende”
Valentina Serova 1975 yılında öldü.Simonov cenazeye katılmadı.Ertesi sabah Serova’nın mezarının üzerinde bir saksı içinde mavi hareli,sarı yapraklı bir hercai menekşe çiçeği bulundu.
Kırmızı saksıya küçük beyaz bir kağıt yapıştırılmıştı ve kağıtta işlek bir el yazısıyla “Zhdi Meny” yani bekle beni yazıyordu.Bu çiçeği kimin bıraktığı ve küçük notu kimin yazdığı daha sonraki günlerde Simonov’a defalarca soruldu.
Simonov her defasında acı bir şekilde gülümsemeyle yetindi ve cevap vermedi.Yıllar önce “sağ kalışımın sırrını yalnız senle ben bileceğiz,bütün sır senin beklemeyi bilmende” diye yazmıştı ve sevdiği kadın da onu beklemişti.Şimdi bekleme sırası ondaydı.
Konstantin Mikhailoviç Simonov,28 Ağustos 1979’a kadar bekledi.Sonra kendisini bekleyen sevdiği kadının yanına gitti…

anayurdun dumanı isimli kitabını yurt dışında okuduğum ve o ruh haliyle kendisini daha çok sevdiğim şair ve romancı.
bekle beni isimli şiirinin bence en güzel ve de ne yazık ki en nadir çevirisi de şu:
BEKLE BENİ
bekle beni, dönecegim ben.
çok, çok, bıkmadan bekle!
sarı yagmurların hüznü basınca,
kar kasıp kavururken,
kızgın sıcaklarda _ bekle.
uzak yerlerden mektuplar kesilince
bekle beni.
birlikte bekleyenlerin beklemekten
usandıgına bakma, bekle.
bekle beni, dönecegim.
unutmak zamanı geldigini
ezbere bilenleri
hayırla anma!
varsın oglum, anam
hayatta olmadıgıma inansın,
ocak basında toplanıp
acı sarapla
yad etsinler beni.
sen bekle. onlarla birlikte
içmekte acele etme.
bekle beni; dönecegim,
bütün ölümleri çatlatmak için dönecegim!
“sansı varmıs.” desinler.
beklemedikleri için,
beni bekleyerek
düsman atesinden nasıl
korudugunu anlayamazlar.
sagkalısımın sırrını yalnız
senle ben bilecegiz _
bütün sır _ senin
baskalarının bilmedigi gibi beklemeyi bilmende.

Konstantin Simonov(1915 - 28 Ağustos 1979)

biz bilmiyoruz aşkı ustam..hiç yaşamadık..hatıran önünde saygıyla eğilirken,şu notu düşüyorum bir yere..Engin ağabeyimin bu şiir hakkında dediği:"Aragon yine haklı çıkmıştır:mutlu aşk yoktur!"

11 Mart 2010 Perşembe

usta


"Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin.
Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa.
Sanki bir hükümle yazgılanmış bir çabam;
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın."
Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.
Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent.
Dolaşacaksın aynı sokaklarda.
Ve aynı mahallede yaşlanacaksın
ve burada,
bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların.
Hep aynı kente varacaksın.
Bir başka kent bekleme sakın,
ne bir gemi var, ne de bir yol sana.
Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,
yıktın onu,
işte yok ettin onu tüm yeryüzünde."
 
Konstantinos Kavafis (29 Nisan 1863- 29 Nisan 1933)