güzel insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güzel insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2012 Pazartesi

melodi..


uzun mu uzun bir yol..yol değil aslında,koridor..ama ben yol olarak hayal ediyorum o an..ve kafa nasıl boş biliyo musun?bilmiyosun..ben bile bilmiyorum,bilemiyorum nasıl o kadar boş olduğunu o kafanın..son 3 aydır kafam olmuş otoban,için filler tepişiyor ve böyle bi yarım dakikalığına,muhteşem bir boşluk..

hikaye bu değil!hikaye şu:"bir şarkı!"

o kafamın içindeki sessizliğin içine dolan,o boşluğu saran,sarmalayan,dolduran efsunlu bir ses!ağır ağır bir şarkı mırıldanan bir kadın..durun!!herkes dursun!!dur dünya,zaman dur!!..hep böyle kalalım..ben hep böyle huzurlu olayım,o şarkı hep böyle devam etsin..aklımın orta yerinden,kalbimin boşluğuna doğru..susun!..gözlerinizi bile kırpmayın,kirpiklerinizin çıkardığı ses bile bölmesin bu şarkıyı,herkes sussun!!

...
......
........

ve ne yazık ki,bu duamız da ulaşamadan tanrıya,kesildi müzik,sustu kadın,bitti şarkı..bitmeseydi..ne vardı,bitmeseydi..

"hayatın içinde böyle güzel sürprizler var diye,kalkışmıyorum intihara böyle bilinsin..belki bir kadının sesinin olabileceği en güzel tınıda,daha önce hiç duymadığın,ve başkasından duyduğunda asla sevmeyeceğin bir şarkın olur..hiç anlamadığın bir dilde,ve hiç bir zaman anlamak istemeyeceğin belki de...

o şarkı,
o ses ve o şarkıyı söyleyen..
o kadar güzellerdi ki..
ancak o kadar olur zaten.."


12 Ocak 2012 Perşembe

Optik Mehmet



Son Holigan..Optik Başkan..Çarşı'nın ve Beşiktaş'ın efsanevi tribün lideri ve sevilen siması..öldü ve ayrılıp gitti aramızdan lakin,"ya yaşasaydı" tadında bir hikaye okudum az önce "Forza Beşiktaş"ta..buraya nakletmek istedim.Optik Başkan'ı ve hikayesini bilenler çok daha fazla beğenecek ve etkileceklerdir.ve zaten herkesin de bu adamı,bu kartal yürekli holiganı tanıması gerekir bence..



Nihayet tayin olmuştu.Beklediği gün gelmişti işte,girecekti sınıfına öğrencileriyle tanışacaktı.Belki yabancılayabilirlerdi bücürler...Rahatsızlığı nedeniyle mesleği bırakan Aysel hoca hanımın yerine girecekti derslere...Heyecanla ilk İstiklal Marşı'nı okurken bir yandan da afacanları süzüyordu...En arka sırada bir ufaklığın hazır olda durmayıp ellerini pençe gibi havaya kaldırdığını gördü...Gözleri hariç yüzü siyah-beyaz bir kaşkolla kaplanmıştı...Birden içi ısındı bu çakır gözlü çocuğa...Bir zamanlar kendi de böyle gezerdi semtte,ama işte öğretmen olmuş kader onu buralara sürüklemişti...
Tören bitti girdi ilk dersini vereceği 5-B sınıfına heyecanla...
-Günaydın
-Sağol
-Oturun
.....................................................................................
Bir sessizlik çöktü sınıfa.Öğrencilerine göz gezdiriyordu...Derken mütjiş birşey oldu...Az önceki çakır gözlü çocukla yine kesişti gözleri,içi sevinçle doldu...Hemen kontağa geçmek istedi onunla...İlk ders tanışmaya ayrılacaktı.Önlerden bir çocuğa verdi ilk sözü...
-Adın?
-Serdar öğretmenim...
-Baban ne iş yapıyor?
-Bir inşaat şirketinde genel müdür...
-Neler yaparsın boş zamanlarında?
-Kitap okuyorum,İngilizce öğreniyorum...
-Hangi takımı tutuyorsun sen?
-fenerbahçe...
-Büyüyünce ne olacaksın Serdar?
-Astronot...
Başka bir çocuğa kayıyor gözü...Saçları özenle taralı,giysileri yepyeni
-Sen,adın?
-Hakan
-Senin baban ne iş yapıyor?
-Bankacı...
-Sen nasıl geçiriyorsun vaktini?
-Babamla ata binerim golf oynarım...
-Sen hangi takımlısın bakalım?
-galatasaray...
-Ne olacaksın büyüyünce?
-Mühendis...
''Bu kadar yeter'' dercesine o çakır gözlü çocuğa veriyor sözü
-Söyle bakalım çakır,benim adım Mehmet ya seninki?
Çocuk şaşkın çünkü en sevdiği futbolcunun ismi bu...Ayrıca İstanbul'daki amca hala çocukları hep bahseder maçlardan tribünlerden ve o tribündeki bir kahraman Mehmet'ten,nam-ı değer ''Optik Başkan''dan...Kanı ısınıyor birden bu öğretmene...
-Adım Metin Tekin Kara...
-Baban ne iş yapıyor Metin?
-Kapıcı...
Sınıfta gülüşmeler...Aldırmıyor Mehmet Hoca
-Sen neler yaparsın boş zamanlarında Metin?
-Babama yardım ederim genelde,top oynamayı severim ama ayakkabılarım eskiyor...
-Ne olacaksın bakalım büyüyünce?
-Babam önce adam ol dedi öğretmenim...
Gözleri doluyor Mehmet Hoca'nın...Havayı dağıtmak istercesine
-Hangi takımı tutuyorsun sen peki?
-Takım tutmuyorum öğretmenim...
Şaşırıyor Mehmet Hoca zihninden geçiriyor gözlemlerini...İsmi Metin Tekin,ya o boynundaki kaşkol?Peki nasıl takım tutmaz bu çocuk? Şaşılacak şey doğrusu...
Üstelemiyor zaten ders zili de çalmak üzere...
.......................................................................................
İlk kez gördüğü bu çocukların durumunu bilmek istiyordu Mehmet Hoca...Bir seviye tespit sınavı hazırladı.Karma sorulardan oluşacaktı bu sınav.Öğrencilerinin hangi derslere nelere eğilimli olduklarını görmek açısından çok olumlu olacaktı...Babası Kemal öğretmen hep yapardı bu testi...
Sınavı bitirip çıktı okuldan,evine gitti...Akşam yemeğinin ardından sınav kağıtlarını okumaya koyuldu.Çok ilginç cevaplar vardı gerçekten...Zehir gibi olanlar da vardı öğrencilerin içinde,bilgiye çok aç olan da...Derken olan son kağıtta oldu..Neredeyse dilini yutacaktı Mehmet Hoca...Bu nasıl bir sınav kağıdıydı?
Soru 1:Birleşik kelimeye örnek veriniz...
Cevap 1:BEŞİKTAŞ
Soru 2:Asal sayılara örnek veriniz...
Cevap 2:1903
Soru 3:Atatürk'ün kişisel özelliklerinden birini yazınız...
Cevap 3:M.Kemal Atatürk en büyük Beşiktaşlıdır...
Soru 4:Balkan Savaşı'nın önemi nedir?
Cevap 4:Beşiktaşımız Balkan Savaşı'nda şehitler verince kırmızı-beyaz olan renkleri siyah-beyaz olarak değiştirilmiştir...
Soru 5:Ana renkler nelerdir?
Cevap 5:Siyah ve beyaz yüm renklerin çıkış noktasıdır...
Buraya kadar okuyabildi Mehmet Hoca...Metin'in kağıdıydı bu.Ama hani bu çocuk takım tutmuyordu?
Ertesi gün okulun merdivenlerinde yakaladı Metin'i çağırdı yanına...
-Sen bana takım tutmuyorum demiştin değil mi Metin?
-Evet...
-Ama kağıdın hasta Beşiktaşlı gibi...
-Ben de öyleyim zaten
-Hani takım tutmuyordun?
-Diğerleri takım tutar biz Beşiktaş'ı yaşıyoruz...Bizimkisi farklıymış,aşkmış babam öyle dedi...
Bundan sonra daha da çok sevecekti Mehmet Hoca'sı Metin'i...Onun o çakır gözlerinde sanki kendi çocukluğunu görüyordu...Artık her adımını takip eder olmuştu Mehmet'in...Beden dersindeydiler şimdi.Maç yapacaklardı...Herkeste takımının forması Metin'de ise beyaz bir atlet,üzerine Metinin çocuksu harfleriyle siyah bir BEKO yazısı...
Maç bitmişti ve maçın yıldızı Metin olmuştu attığı gollerle...
Maçı okul müdürü de izliyordu…Maç sonu çağırdı Metin’i…
-Aferin çocuk,iyi oynadın…
-Teşekkür ederim…
-Gel seni galatasaraya transfer edelim…
-Hayır,olmaz Beşiktaşlıyım ben…
-Olur olur,hem bak forma da alırım ben sana…En kral formadan..9 numara ha?
-İstemiyorum,Beşiktaşlıyım ben…
-Ama bir forman bile yok…
-Babamın parası yok çünkü…
İşte burada kopuyordu film.Sınıf arkadaşlarının kahkahalarına dayanamadı Metin…Ağladığını kimse görmesin diye uzaklara doğru koşmaya başladı.Tabi Mehmet Hoca da peşinden…
En sonunda bir köşebaşına çömeldiler.Hoca nefes nefese,Metin ise hıçkırıklarla doluydu…
-Yok işte formam,yok ama formam olmasa da Beşiktaşlıyım ben,Beşiktaşlıyım…
-Üzülme Metin,aferin sana…
Sarıldı öğretmenine ve devam etti hıçkırmaya…Ne vardı sanki babası zengin olsaydı,ne vardı istediği formayı alabilseydi ona,ne vardı kapıcı değil de diğer babalar gibi genel müdür,avukat,doktor olsaydı…
Mehmet Hoca burada bir ders daha verdi öğrencisine… Maddiyatın önemli olmadığını,babasının ona bulunmaz bir miras olan Beşiktaşlılığı bıraktığını anlattı durdu yol boyu…Evinin kapısından içeri girerken Metin yarın karşılaşacağı sürprizi tahmin bile edemiyordu…
Ertesi gün çıkışa kadar bekleyemedi Mehmet Hoca…Derste,dün Metin’e gülen arkadaşlarının gözleri önünde verdi hediyesini…
Şaşkındı Metin,heyecanla açtı paketi…Açtığında ise kavuşmuştu hayallerine…Mehmet Hoca’sının hediyesi-tam da babasının anlattığı meşhur Sarı Fırtına Metin’in forması gibi-11 numaraydı…Armaya baktı bir kez daha…Mehmet Hoca’sının çocukluğuna dair anılarda anlattığı gibi sıkıca tuttu ve öptü armayı…Minnet dolu gözlerle bakıyordu Mehmet Hocasına…
-Teşekkür ederim öğretmenim,çok sağolun…
-Bundan sonra gollerini bu formayla atarsın tamam mı Metin?Attıkça da beni hatırlarsın artık…
-Hiç unutmayacağım sizi ve formamı…Beşiktaşlı vefalıdır…
Yine günlerden Cuma olmuş beden dersi gelmişti…Metin’i apayrı bir heyecan sarmıştı şimdi…Yeni formasıyla ilk gollerini sıralamak için bekliyordu sabırsızlıkla…
Maçın başlamasıyla bitmesi bir olmuştu sanki…5-2 Metin’in takımı kazanırken,Metin tam 3 gol atmıştı yeni formasıyla ve her gol sevincinde Mehmet Hoca’sına koşmuştu Metin…Hele maçtan sonra müdür beyin gözlerinin içine bakarak çektikleri siyah beyaz yok mu işte o ömre bedeldi doğrusu…
Ama bu güzel günler çabuk bitti.Daha mütevazi bir okula yazılacaktı Metin ortaokul için…Zaten Mehmet Hoca’nın da tayini çıkmıştı.Ayrılacaktı Metin çok sevdiği öğretmeninden ama Metin o siyah beyaz formayı unutmayacaktı hiç…
Yıl 2010…
Doktor Metin Bey’in sözü vardı oğluna…Matematik sınavından aldığı güzel notun ödülü olarak maça götürecekti onu…Protokol tribününde locası vardı profesörün ama ufaklık tutturmuştu ‘’ille de kapalı’’diye…Haklıydı da…Ruh da oradaydı,kaşkollu ağabeyler de…
Güzel gidiyordu maç…Son dakikalara girilmişti ve 3-1 galipti takım…Ufaklık çok mutluydu.’’Kartal gol gol’’e eşlik edip arkasından da gol gelince daha bir sevinçle sarılmıştı babasına…Arka sıralardan gelen bir ses bütün büyüyü bozdu ufaklık bunları düşünürken…Kapalı ambulans istiyordu…Belli ki biri rahatsızlanmıştı…
Profesör anında sesin geldiği yöne doğru fırladı…Doktor olduğunu anlattı etrafa…Hemen hastanın göğsünü açıp ilk müdahaleyi yaptı…Spazm durmuş görünüyordu ama hastaneye gitmeleri gerekliydi…İhtiyarın yanındaki ufaklık da çok korkmuştu belki ona da bir sakinleştirici iyi gelecekti…
Çalıştığı hastaneye götürdü hemen.Sedyeyle kardiyolojinin acil servisine götürdüler hastayı…Gereken yapıldı ritim normale dönmüş,solunum düzelmişti…Ufaklık da daha iyi gibiydi,ikisi arkadaş olmuşlardı…
Derken açtı gözlerini ihtiyar
-Neredeyim ben?
-Maçta ufak bir rahatsızlık oldu heyecandan,ben doktorum,şimdi iyisiniz merak edilecek bir durum yok…
Bu çakmak çakmak bakan çakır gözlüyü tanımıştı ihtiyar…Üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala hatırladığı çakır gözlerdi bunlar…
-Hangi takımı tutuyorsun sen bakalım?
Profesör şoktaydı…Beraber maçtan gelmişlerdi hastaneye…Öyleyse neydi bu soru?Derken o bariton sesi hatırladı…Siyahına beyaz diyen sesi…
-Takım tutmuyorum Mehmet Hoca’m…Bizimkisi farklı…
Hasretle sarıldılar eski günleri yad ettiler.Çocuklar pek bir şey anlamamışlardı ama bu iki adamın birbirlerini çok sevdikleri belliydi…Profesör kapıcı babasından oğluna kadar bir çırpıda anlatıverdi geçen zamanı…Hoca ise artık torun torba sahibi olmuştu…
Oğlunu çağırdı yanına Profesör:
-Bak oğlum bu amca benim öğretmenimdi hadi öp elini…
İhtiyar da diğer çocuğu çağırdı yanına:
-Bak oğlum bu amca da senin gibiydi ben son gördüğümde.Maşaallah büyümüş doktor olmuş.Sen de doktor olmak istiyordun değil mi?
Sessiz durdu çocuklar…Sessizliği yine Profesör bozdu…
-Hadi tanışın çocuklar…
Çocuklar birbirlerine doğru yürüdüler.İlk hamleyi profesörün oğlu yaptı
-Merhaba,ben Mehmet…
-Memnun oldum ben de Metin…
Burası sözün bittiği yerdi işte…İki adam da saklamıyorlardı artık gözyaşlarını…
Metin Hoca doğru öğrenmişti Beşiktaşlılığı…
-Hadi hocam dedi, bir kez daha… Siyahhhhhhhhhhh
-Beyazzzzzzzzzzzzzzzzzzz

Yazan: Abdullah Doruk Koc
Kaynak:ForzaBesiktas.com

6 Ocak 2012 Cuma

gülümse..

beni bu hikayeyle ilgili uyandıran kişi kardeşim Eko olmuştu.burhanettin onat caddesinde tabana kuvvet seyr-ü sefer halindeydik.o anlattıkça kafamın içinde canlandırmıştım.gözümün önünden gelip geçmişti kare kare..

sonra videosunun izleyip sonunda o içimdeki tuhaf titremeyi hissedince,bir kere daha minnet duymuştum Eko'ya..

video aşağıda efendim."16:9" grubunun eseri,yönetmen Hasan Tolga Gulat..Emeklerine sağlık,değmiş gerçekten..



videoyu izleyemiyorsanız tıklayın.

14 Aralık 2011 Çarşamba

Erdal !



"asmayalım da besleyelim mi?" deyip astınız da,biz hala besliyoruz onların ruhunu haberiniz olsun..17sinde,22sinde,25inde darağacına gönderdiklerinizin hatırasının önünde el pençe divan duruşumuz hiç bitmeyecek..vazgeçmeyeceğiz onları hatırlamaktan..hatıralarımızda hergün biraz daha "besleyeceğiz" onları..

"paşa paşa" yapıp darbenizi,göz göre göre beton döktünüz özgürlüklerin üstüne..ne acıdınız,ne vicdan muhasebesine giriştiniz,ne üzüldünüz..sizler şunu sorun dara çekilesi vicdanlarınıza;yaşını büyütüp daragacına gönderdiklerinizle,kaç ananın gözünde "yaş büyüttünüz"!?

6 Aralık 2011 Salı

şiir yazdım



OLMAYANLAR ÜZERİNE

efkarımı mazur gör yüreğim
içimdeki fırtınaları boş ver,senden bahsedelim
hep kötü gelip geçen
ama hep güzel geleceğine inandığımız günlerden
her yağdığında kaçsakta köşe bucak
yağdığında altında koşturup ıslanacağımız yağmurlardan
her söylediğimizde yarım kalsa da
bağıra çağıra söyleyeceğimiz türkülerden
bütün hesapları temize çekip af dileyelim kırdığımız bütün hayallerden
efkarımı affet
her zamanki halim,senden bahsedelim..


bütün gazetelere ilan veresim var
"masumiyetimi kaybettim.hükümsüzdür." diye
çile değil mi lan altı üstü,çekip gidesim var
eyvallah etmeden kimseye
herkesin verip ağzını payını
ağız dolusu sövmeye niyetim var
benimkisi her gün yeniden başlayan benden bana bi yolculuk
soluk ve bulanık resimlerde
eşkalini belirleme girişimleri eski arkadaşların
eski hatıraların eski hayallerin
bugünümüz ey kalbim,neresinden bakarsan bak yokluk,yoksulluk


niye bilmem,babam varken hep bir umudum vardı
biraz ona yaranma,biraz kendimi ona ispatlama çabası
olurdu benden biliyor musun?bi şey olurdu
o varken ne kadar kızsam da ona o yokken şimdi hiç bir şeyin tadı yok
herşeyin ilacı var şu hayatta
bi ölüyü özlemenin yok
umudum gömülü Urfada bir mezarda
gecemin sabahı
dizimde derman
ağzımın tadı yok..

babam da yok!

mamo c.2011-Aralık

25 Haziran 2011 Cumartesi

Kazım Abi..



şarkılarla geçti aramızdan..
söyleyip şarkılarını kalbimizin boşluğuna,
çocukluğumuza,gençliğimizin taze ruhuna melodilerini fısıldayarak..

şarkılarla geçti aramızdan..
Kazım Koyuncu..
güzel insan..


6 yıl oldu üstat..nur içinde yat..

11 Ocak 2011 Salı

inanmam!




inanmak istemediklerin olur bazen!yazmak istemediklerin!!ama yazmak lazim iste,elden ne gelir..ugrasimiz yazmak,silahimiz cümle,mekanimiz bu blog iste..bu bloga yazilmis her yazinin en derinden hislerle yazildigini yazmamislar bilemez..en güldügümü,en sasirdigimi,en üzüldügümü yaziyormus gibi yazarim..öyle gelir!ben nasil hissediyorsam öyledir zaten.ne hissediyorsam oyumdur,öyleyimdir!

arkadasim bu haberi bana verdiginde vücudumun bütün tüylerinin dikildigini hissettim!inanmam dedim!!hayatta kesin olan tek seye sasirmak ancak insan gibi budala bir irka yakisir zaten!!herseye inandin;dogdugun yerden 4000 km ötede yasayacagina,dünya güzeli bir kizin seni sevecegine,en kral adamlarla arkadaslik edecegine inandin..hepsi birer piyangoydu aslinda..tuttu onlar sasirmadin,hepsine inandin..ama ölüme inanamiyorsun ha!!inananamiyorsun ha budala!!

Kivircik Ali..güzel adam..nobel türkü evinde,caldigi bir türküye kadeh kaldirdigimizda:"la kardes canim ne cekti,hele iki türkü siz okuyun da,oturup iki firtta ben icem!" diyen o adam,hayatini kaybetti abi..hayatini kaybetmek demek hep daha kolayima geliyo ama,benim bu kayiba canimi sikmam gerek!öldü abi!!Kivircik Ali öldü!

mekani cennet;basimiz sagolsun!

3 Ocak 2011 Pazartesi

sergen!



resimdeki adami cok severim!oglum olursa adini sergen koyarim diyecek kadar seviyorum..futbolcular da boyledir iste.aralarinda bazilarini her zaman daha cok seversin.messi'nin,xavi'nin,puyol'un,beckham'in oldugu dunyada,benim kalbim 40ina merdiven dayamis Del Piero'yu bir de bu resimdeki adami ayri tutar iste..

Turk futbol tarihinin gelmis gecmis en buyuk ayagidir sergen bana gore.yorumculugu da malum.onun yorumculuk yaptigi programda hayatimdaki en onemli 2 kadinin isteklerini bile duymazdan gelirim.dizi mizi seyredilmez o gun o evde..agzina geleni soyleyecek kadar rahat,ne diyecegi belli olmayacak kadar patavatsiz,kendiyle ilgili en agir espiriyi yapabilecek kadar sevimlidir..

ama artik durumda beni bile rahatsiz eden bir seyler var!!sergen'in saga sola desteksiz sallamalari..ileri geri konusmada onune gelen tokadi basmasi artik bende de "kardes bi sakin ol!" sendromu olusturdu..

herkese salliyor!besiktas baskanina salliyor mesela..herkes salladigi donemde de salladi sergen,ama onun ki cok baska anlamlar tasiyordu.isverenine..Turk agziyla,en net sekilde,ekmegini yedigi yere salliyordu sergen!madem bu kadar rahatsiz eden bir durum var ne isin var kardesim orda derdik!acik olmaliyim,bulent uygun olacak gicik torbasi edeydi o laflari yillarin hincini alirdim tek kalemde..duymazdan geldik sergeni..hocalara salladi!mustafa denizli icin soyledikleri aslinda benim icime "kardes bi sakin ol!"un ilk tohumlarini atan hadisedir..a2 takimini calistirdigi Besiktas'in,profesyonel takiminin basindaki adami o sekilde elestirmek de ne demek!kisa zaman sonra,"aykut hoca daumun yerine mi oynuyor!?" demisti pat diye..peki sergen mustafa denizlinin koltuguna mi agiz sulandiyordu mustafa denizliyi o kadar elestirdiginde..

batuhan'in barlara dustugu zamani hatirlayin..sergen yine elestiriyordu..ben senin de gencligini biliyorum diyenler cikti..hakliydilar!ama biz abi sergen iste yahu deyip gectik.gecmemeliydik tabi ki!biz senin de gencliginde sana soylenen hic bir seye kulak asmadigini,kafana gore takildigini,okuyorduk,dinliyorduk!
"abi mac oynanirken bi 20 dakka gorunmezdim mesela.bilirdim,o 20 dakka baska bi yerdeyim..her yerdeyim ama,o sahada degilim!"
dedi sergen,koyverdik kahkayi,delikanli adam iste dedik..sonra alex'e salladi.eli belinde mac izliyor diye..sineye cektik!

schuster,guti,quaresma,tabata...siradan gecirdi sergen,geciriyor!guti'nin bilerek kirmizi yediginden,noel icin tatil planinin parcasi oldugundan bahsetti.oyledir belki ne bileyim!ama sonra bi baktik sergen,arif erdemle bir programa katilmis anisini anlatiyor.bi sonraki deplasmana gitmeyip ara tatile erken girmek icin arife nasil cift daldigini anlatiyor!ulan!!!!ulan noluyor??e daha dun gutiye....neyse,bunuda cekelim sineye..quaresma ne yapmis diye soruyor misal..mac mi aldirdi,oyun mu cevirdi diyor..quaresma icin soyluyor..tekrar ediyorum,quaresma icin!..neyse,kendi sahsi yorumudur dedik,aldik alttan,bakmadik oteye beriye..schuster'e oyle seyler soyledi ki artik "kardes bi sakin ol!" demeye basladim ben de!antrenorlerle ilgili antrenmanda duba dizen adamdir demisti,ama antronurluk lisansi bile yoktu sergenin..simdi ki iddiasi,herhangi bi altyapi hocasinin bile Besiktasi schuster kadar yonetebilecegi..yahu birak "herhangi" bi altyapiyi.bizzat sen Besiktas altyapisinin hocasisin.sen yapabilir misin sergen???yapamazsin!!cunku antrenorluk lisansin halen yok!!

ben seni sevmeye devam edicem,cocukluktan kalan bir hatirasin,bendeki etkini kaybettirecek hic bi sey yok bende...de...iste o "de" biraz acikli iste..

yapma sergen!birak sevelim seni!diyosun ya "bana futbolu birak diyen yonetici,sen ne zaman Besiktasli oldun!?“ diye..tabatanin aldigi paraya,querasmanin kazandigi milyon euroya laf ettin ya,peki sen degil miydin Besiktasi para ugruna birakip giden gecmiste!sen ne icin oynuyodun futbolu,baklavasina mi?..herkes kazaniyor bu meretten parayi..onlar da kazanacaklar,onlar da yiyecekler..Vedat Okyar'a mac icinde kart gosterecek olan hakem sormustur rahmetliye "vurdun mu?” diye,"vurdum!" demistir o da..niye soyledin diyenlere de,her takimin taraftarini kendine hayran biraktiracak su lafi etmistir:"ne yani,ustumde mubarek Besiktas formasiyla yalan mi soyleyecektim!"bu adam parayi alip oynamayani elestirir kabul ederim de...yapma sergen.etme!

futbolculuk kariyerinden cok sey bekledik hayranlarin olarak olmadi.birak bari hocaligindan medet umalim!Besiktaslilar Necip icin minnettar sana,baska Necipler kazandir bu topraklara..gurur duyalim,sevdigimiz adamla ovunelim!seni sevmemize izin ver sergen!birak seni sevelim..sevebilmeye devam edebilelim!

2 Ocak 2011 Pazar

kizdin mi?




bi arkadas ortamina fazla kapilmanin garip neticeleri olabiliyor bazen..o ortamda yaptigin bir espiri bir anda butun herkesi kahkaya bogabiliyor.bunun sebebi de o espirinin bir hikayesinin olmasi,bir gecmisi hatirlatmasi aslinda.bazen dilinize pelesenk olan o espirilerden birini baska bir yerde yapmak,tam anlamiyla bi felakete donusebiliyor sizin acinizdan.surec soyle isliyor:muhabbetin orta yerinde o espiriyi yapiyorsunuz ve insanlar noluyo lan diye bi durup size bakiyo..rezillik bununla kalsa iyi,siz bi de o espirinin arka planini anlatmaya calisiyorsunuz..olayi aydinlatmaya yardimci olur sandiginiz o laf kalabaligi sizi daha berbat bir duruma sokuyo..anlatmaktan vazgecmek sizi kurtarir saniyorsunuz.neyse neyse bosverin diyosunuz ve en berbat an geliyor.insanlar birbirlerine bakiyor ya,siz zemin etudu yapmaya basliyosunuz,yarilmis bi yer var mi girsem diye..

simdi bunu niye anlattim:basima geldi de ondan..ayrildigim oteldeki arkadaslarimla,servisci Huseyin Abi kaynakli,"kizdin mi?" diye bi espirimiz vardi bizim.simdi size komik gelmeyecek dogal olarak ama,mevzu sudur:birine bi soru sorarsiniz,cevap verir ve siz de kizdin mi diye sorarsiniz...budur!aslinda bu degildir tabi de,sizin icin budur..serviste bu espiriyi 2,3 kere duyan insanlarin,bu espirinin yappilmasini bekler olduklarini gormustum.cunku anlatilinca o kadar bi boka benzemeyen,o kadar bu ne lan diyebileceginiz bir durumdur amma velakin karsilastiginiz zaman da o kadar enteresan gelen bi seydir..ben de gecen ayni gun icerisinde iki sefer bu espiriyi yapinca ve arkadaslar da,manyak misin oglum sen niye kizalim diyince....ilk paragrafta anlattigim o salak durumu yasadim..cok koydu,yazmak istedim..

-abi aya ilk kim gitmisti ya,adi neydi onun?
-neil armstrong..
-hee dogru ya lan..
-kizdin mi?
-ne kizcam,cehennemin dibine kadar yolu var!!


"kizdin mi?"yi o kadar dogru yerde kullanmalisiniz ki espiri olabilsin..oyle soyleyip gececeginiz bi sey degil o.sadece onunla da kalmaz,"kizdin mi?"yi kullanan adama,arkasindan cevap verebileceksiniz ki,ve bu cevapta iyi bir espiri barindiracak ki,mort olmayasiniz..

-besiktas kimle oynuyo la bu hafta?
-kayseriyle.deplasmanda....kizdin mi?
-ust olursa kizmam!


"kizdin mi?"ya cevap verememek veya kotu bir espiriyle cevap vermek,muhabbette paspas olmak anlamina gelir.iyi bi cevapsa sizi sohbetin gundem maddesi yapabilir..o kadar da ciddiyetle uzerinde durulasi bi konudur,belirtmem lazim..

-serik'in nufusu ne kadar ki ya?
-56 bin mi ne...kizdin mi?
-hangi birine kiziim a.q.!56 bin tane insan!


sevgili okuyucu yeni yil yeni yil sacma bi muhabbetle vaktini caldim kusuruma kalma..cok koydu,paylasmak istedim sadece...kizdin mi?

17 Aralık 2010 Cuma

sagopa kajmer



adamim...Sagopa Kajmer'den bir video paylasalim bakalim..

İncecik ip üzerine koca ayaklar bindi, nefsim içine sindi.
Kirpiklerim titremekte korkularımdan, düşersem yanarım.
O kadar içime sindim ki, vinç getirsen kalkmaz başım,
Yov! Gömün burada canlı naşım,
İç çekmekten düşünmekten ağardı saçım,
Düşersem yanarım.

12 Ekim 2010 Salı

CIZZ!!


başlık yüreğimin sesiydi millet..büyük usta!sergenle beraber en büyük hayranlık duyduğum adam,bi kere canlı izleyemeden bırakacak futbolu..

haberi sportif cümlelerden aldım..kahroldum!

büyük adamsın sen Del Piero!kral adamsın!

23 Eylül 2010 Perşembe

etme felek!



güzel insanlar göçer birer birer ve her gün biraz daha tatsız bir yer olur burası.evinde sofrasına oturduk,ekmeğini yedik,suyunu içtik..ama mutluluk dediğin bir acı habere bakıyor işte.bütün suratların asıldığını görüyorum bir anda.Ömer'i tanıyıp,babasını,Oktay Amcayı tanımayanlar bile üzülürken bu habere sadece Ömer'den sebep;ben bir ona,bir Ömer'e ağlıyorum..Oktay amcamızı kaybettik..Erzurum'da geçirdiğim o muhteşem bir kaç günde payı vardı o adamın..elim telefona varmadı,varmıyor ve bilmem nasıl varacak..

kader dediğimiz bu mudur acaba..bunca zaman hastalığıyla yaşayıp dururken,ölmek için gurbetteki oğlunun ve müstakbel gelinin 1 haftalık ona gelmesini beklemek,onları görüp,onlarla yemek yemek,gülmek,eğlenmek ve sonra hayata gözlerini yummak!ilahi müdahele bu değil de nedir,var mı daha iyi bir örnek!!

ruhun şad olsun Oktay Amca!adamın adam olduğu yerlerde,onuruyla dimdik yaşayan ve öyle ölen adam!!cennet'e layıktın zaten be amca!fazla kirli senin için bu dünya!

mekanın cennet olsun!

27 Haziran 2010 Pazar

kazım..



"Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya."

Kazım KOYUNCU

kaynak:footbaliswar.com

15 Haziran 2010 Salı

danke!danke!danke!



yaklaşık 4 yıl önce Murathan Türkiye'ye tatile gelecekti de bana"ne istersin?" diye sormuştu."Bayern forması getirsene la" demiştim,"ayyyıpsın kankam..emrin olur" demişti..o forma hala gelecek..bizimki onun üstüne 3 sefer daha Türkiye'ye ama o foma hala gelmedi..o forma yerine her seferinde,"hadi kanki gidelim adidasa alalım" cümlesini getirir valizinde sığır!

şimdi murathan olacak öküz bu yazıyı okuyup yerin dibine geçecek kadar gururlu mudur bilmiyorum da,haberi olsun,geldi o forma!yine almanyadan ama başkasından..hem de,forma mevz-u bahis olduktan sonraki gün..hatice kardeşim armağan etti bi bayern forması..çok teşekkür ederim kendisine..forma bahane tabi,birine seni hatırlayacağı bir şey bırakma,birinden onu hatırlayacak bir şey almanın mutluluğu işte!!sağolsun varolsun!

çok teşekkürler hatice'ye hepiniz huzurunda..

15 Nisan 2010 Perşembe

sezen'in ardından :))



"ilk yazı"nın ardından mamo'dan müsaade istemiştim yazmamak için.o da "şifre dursun,bazen zehrini dökmek istersin,aklına bi rşey gelir,yazarsın bir şeyler" demişti.sanki bugünü tahmin etti :)

sezen aksuyla ilgili o müthiş hatırayla beni benden aldı.o geceyle ilgili ibo kardeşimin ve sinan kardeşimin izniyle ben de bir anekdot aktarayım diledim:
o gecenin finalinde (ki sabah 07:30'a tekabül eder :) ) ayılabilmek için duşa girmek hasıl olmuştu.işe gidecek olan 3 kişi,ayılabilmek için duş almak istedik.dışarıya o halde çıkmak istemiyoruz.zira esnaf yanında çalışan insanlarız ve o halimiz pek uygun değil.neyse duşa girmek iyi hoşta,o bahsi geçen dükkanda seyyar bir su tankı var.hani,havuz problemlerinde sorulan cinsten.boşaltan musluk son derece hızlı akarken,dolduran musluk ona inat yavaş.ne yapalım da üçümüze su yetsin derken,mamo denen hergelenin aklına müthiş bir şey geldi(!):
-üçünüz birden girin beyler!
fikir son derece saçma,ama şartlar o derecede kısıtlı..öyle mi böyle mi derken girdik üçümüz duşa:))

5 dakka sonra çıktık,o 4 kişinin zor sığdığı asma katta 6 kişi bizi bekliyor.en önlerinde oto kiralamacı Tevfik Abi,arkasında bizim pasaj tayfası:
-napıyorsunuz lan siz içerde ibneler:)))))
dalga geçen mi dersiniz,küfür eden mi,yuhlayan mı,karalayan mı....

biz duşa girer girmez,mamo dükkan açmakla meşgul çocukları ve havaalanı transferi yapmış olan tevfik abiyi yakalayıp doluşturmuş dükkana,"abi Belek'in hayır bereketini bu ibneler kaçırıyo!" diye :))

millet bizle dalga geçerken,bi de üstüne bize karşı gaza getirmelerini hiç unutmuyorum hele:
-utanıyorum abi!yemin ederim utanıyorum ya!!
-ne utancan oğlum senin arkadaşın değil mi bunlar?bana arkadaşını söyle,sana kim olduğunu söyleyeyim.
-ABİ VUR BENİ YA!!BENİ VUR,AMA 2 ERKEKLE DUŞA GİRERSİN DEME YA!!!BEN İBNE DEĞİLİM ABİ!!!:)))))

eşekle gelen aydınlık!

Yıl 1943. Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: “Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.

– Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu?
– Alıyorum.
– Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.

23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.

O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da“ zihniyeti aynen var.

O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ama ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İade Sandığı” yazar.

Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar.

Kütüphaneye de bir yazı asar: “Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.” Köydeki çocuklar şaşırır. Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.

“Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” de

Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca‘nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.

Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor. Zenith ve Singer’e mektup yazar: “Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım“ der. Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti). Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, “kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.

Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder.

Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp’e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.

Girişimcilik ne biliyor musun?
Bulunduğun yere yenilik katmalısın.
Mutlaka adım atmalısın.
Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş.
İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer kaybettirir.
Bakın Nevşehir’den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var.

detaylı bilgi için tıklayınız
kaynak için tıklayınız

14 Nisan 2010 Çarşamba

bir nisan günü :)



sabah saat 10 falan.telefon zırıl zırıl..uykuluyum ve uykuluyken çok sinirliyim.açtım telefonu:
-HI !!
-Mahmut bey?
-HA !!
-iyi günler efendim.biz sizi gaziantep'ten,bir bisküvi firmasından arıyoruz.hatta kalır mısınız lütfen,reklam müdürümüz görüşecek.
-KİM!?
-reklam müdürümüz........bağlıyorum ?!
-BAĞLA !
telefon beklemeye alındı ve karşıdan bir adam başladı konuşmaya..son derece profesyonel bir şekilde,mamochello isim hakkını almak istediklerini falan anlattı.konuştuk ettik.
-şimdi siz bana uyanabilmem için bi on dakka verin,ben bi çay içim,size dönerim dedim.
kapattım telefonu..10 dakka sonra aradım.önemli bi telefon aldığımı ama öğleden sonra muhakkak arayacağımı söyledim.son derece kibar bi şekilde kabul ettiler.

kahvaltıyı yapıp evden çıktım.berber cafer abi'ye gittim.oturdum;
-abi acele traş et,çok önemli bir işim var!
-ne oldu lan.?
-randevum var abi,mamochello bir marka olma yolunda.
aynadan filiz ve semih'in pis pis sırıttıklarını gördüm.kafayı çevirdiler göz göze gelmemek için.cafer abi son derece profesyonel.gayet ciddi başladı enseyi düzeltmeye.
-komple traş etme abi vaktim yok dedim.öbürleri de gelip arkama sıralandı.
-hayırdır lan ne bu acele?
-adamlar geliyo oğlum,burdan alacaklar beni.
cafer abi traşı kesti,semih'in gözler büyüdü,filiz garip garip bakıyor.
-kim geliyo lan?
-adamlar oğlum.pizzacı'ya adımı vercekler .mamochello italyancavari bir hava barındırıyo ya!o hesap!bi de şu blog mlog derken hafif bi ün de yaptım.
 şaşırdılar tabi..
-ciddi misin la sen!
-ne var len!beğenemedin mi?! diye gider yapıyorum yalandan.
-ne alakası var kuzen!..allaallaaa...
(.............)
filiz gülmemek için patlayana dek nefesini tutma konusunda olası bir rekora adım adım ilerlerken,kapıdan bizim Erkan giriyor.yaklaşık 6 sene önce tanıştığımız,ama şu an Side'de garsonluk yapan canavar bi çocuk.
semih'e bakarak;
-mahmut bey?
-ha yok benim meraba!
-merhaba,nasılsınız?
-teşekkürler siz?
-sağolun!telefonda görüşmüştük.size 1 nisan şakası yapmaya çalışan bi kaç hırt var demiştiniz..!!!!!!!!

diyordu ki,cafer abi elindeki havluyla enseme vurdu..bayaa bi gülüştük.onlara taktığım kapak pis oturmuştu tabi..nası anladın falan diye sorular yöneltenlere,MONK cinayeti nası çözdü gibi esrarengiz bi havayla,tek cümlede özetledim:
-bi daha bana şaka yapacak olursanız arka fonda Güllü çalmasın :))
çünkü herkes bilir ki,Güllü'nün çalınmaya devam ettiği ender mekanlardan biridir Coiffeur de Paris :)))

günün geyiğini yaparken semih'in telefon çaldı.ekrandaki isimi gösterdi:Hakan!telefonu açıp hoparlörü açtı:
-mamo abi aradı mı len!?
-bırak oğlum anlamış herif yaa :)
-bana bak,ben yokum işin içinde tamam mı?maça almaz şerefizim!

:)))))
teşekkürler güzel insanlar.çok eğlendim o gün:)

sezen...


Belek'te,şu anda Akbank'ın olduğu yerde küçük bir marketin asma katındaydık.gece saat 01 civarı.dört arkadaşız:ben,murathan,sinan,ibo.işin enteresanı bu 4 adam şimdi 4 farklı ülkedeyiz.kalpler bir muhakkak,ona şüphe yok ama,bedenler binlerce kilometre öteye savrulmuş birbirinden.

gece için hazırlık yapılan akşam saatlerini hatırladıkça gülerim hep.
-hafız bu gece içelim mi güzelce!?
-ulan dün gece ne bok yedik sanki!?
-olsun hafız bu gece adam akıllı içelim...
ve plana gerek bıraktırmadan yapılan hazırlıklar neticesinde,o marketin asma katında buluşulurdu.ortamda 2 çekyat,bir küçük televizyon,ama ortamla tezat oluşturan son model bir müzik çalar..o gece bir çok gece olduğu gibi Sezen AKSU dinleniyor.ortam narkotik yüklü!bünyeler alkolle çalışan makineler gibi..yakıt olduğu sürece,çenelerin durduğu yok..

sezen şarkıları ardı ardına patlıyor,of ulan oflarla vokal yapıyoruz kendisine..sohbet aralarında sıklıkla tekerrür eden dialoglar mevcut:
-usta yeter ya,çok içtik valla.
-harbiden yeter kanka,kusucam a........ k.........!...haydaaaa,ulan nerden çıktı bu şarkı şimdi...
-çek çek çek çek...getir kanka getir!şerefeee!!
-hayaaaaat,kadere inaaaat......

sezeni dinliyor,hayata sövüyor,şerefe içiyoruz!şarkının birinin artık iyice damarımıza bastığı bir sırada,herkes çekyatların köşesine dirsekleri yaslamış,hüznün kare asını oluşturmuşken,sinan,hafifçe doğrulup,tarihi bir açıklama yapacak bir edayla,kadehi sehpaya koydu..kafalar ona döndü..anlamlı anlamlı müzik çalara baktı.çalan şarkı "seni kimler aldı"..herkes patlamaya hazır ve sinan konuştu.
-bu acıyı ben çektim bilader.şu olayı ben yaşadım ya!!bu kadın nerden biliyo!!!!??

ve o günden beri ne zaman sezen'den bahsedecek olsam ,"acılarımı benden iyi bilen kadın" diye bahsettim ondan!biz yaşamıştık o acıları,ama şarkısını söylemek ona düşmüştü!!


kendisinin anlattığına göre,Erol Evgin bir gün sormuştur ona:
-yahu sezen,nasıl yazıyorsun o şarkıları allah aşkına!
sezen gülerek:
-aman erool!hayatın boyunca bir kadını sevdin,o kadınla evlendin,ve hep o kadınla mutlu oldun!sen o şarkıları yazamazsın!!


yaralarımızı bizden iyi bilen kadın,Sezen Aksu'ya bizim adımıza yazıp okuduğu bütün şarkılar için teşekkürler..bu hatırayı benle paylaşan ve bu satırlarda paylaşmak için izin veren arkadaşlarıma ve dostlarıma da,hayatıma girdikleri için sonsuz teşekkür ve sevgilerimle beraber..

9 Ocak 2010 Cumartesi

usta


kaç ben sığdırmak lazım bu bedene ustam;1 sen olabilmek için...büyüksün!



ADI DUA OLAN SEVGİLİM

Yedi rekât günah kıldım bedeninde
Dizlerinde yedi zikir secdeye vardım
İhmalin uzak meleğine teninde aldandım
Yapayalnızdım kendi kalabalığım içinde
Tarih kadar yalnız,
aşka âşina, acıya unutkandım
Er yüzlerde tavaf ettim bunca yıl kalb evini
Kırk yemin kurutmuştur sanırken içimin pınarlarını
İnanmadığım Allah'a
Senin yüzünde inandım
Adı dua olan sevgilim
Yandım yandım yandım

Sessizliğe borcum var birkaç kelime,
Sessizliğe borcum var birkaç feryat,
Sessizliğe borcum var birkaç çığlık,
Sustum, yıllarca sustum kan içinde
Ödeyemedim borcumu onca şiirle

Adı dua olan sevgilim
Yandı ruhumun gömleği
Yedi deryalar içinde
Aştım aştım aştım

Aslında sen yoktun
Yalnızca bir duayı sevdim ben
Varlığın yalanımdı
Aşktım aşktın aşktı
Geçti gitti hepsi
Geçti gitti işte
Dudaklarım kilitli
Yasin yasin yasin

Çok şükür ölmeden
Son duamı ettim ben
Allah beni terk etti
Kendi dağımı kazdım defterime
Gün geldi burdan da gittim
 
                                                      MURATHAN MUNGAN

20 Aralık 2009 Pazar

obaa :)))


müthiş bi hikaye duydum önceki gün,bizzat sahibinden.sonra not aldım blogda yazcam diye unuttum..şimdi nasip oldu yazmak.

efenim,yaklaşık 5 yıldır tanıdığım bir zat-ı muhterem var,adı da Muhterem :) şimdi bu yazıyı okuyan bizim Işıklar tayfasında bir gülümseme baş gösterecek :) evet evet bizim Muhterem Hoca!..arkadaşlar tanımayanlar için anlatayım,Muhterem Hoca Antalya'da bir devlet lisesinde Müdür Yardımcısı.kendi branşı matematik ama artık derslere girmiyor..müthiş bir espiri yeteneğine sahip,hep neşeli,hep ferrasini satan bilge pozunda bi adam..aynı zamanda Antalyaspor maçlarının da vazgeçilmez tribün yüzü..geçen Muhterem Hocayla beraber muhabbetteyiz..ışığı gören pervaneler gibi doluştuk etrafına.bize bire bir kendisinin yaşadığı bir olay anlattı ki akıllara ziyan..aynen aktarıyorum:

"şimdi geçen yılın ÖSS sınavından sonra bizim öğrenciler okula geldiler,gene sardılar hocaların etrafını,yok şu kadar netim var,yok şu kadar soru yaptım,yok bilmem ne,yok efenim şöle,yok efenim böle..derken  bizim kızlardan biri seke seke geldi,hocam 24 netim var metematikten,Sosyal  bilmem kaç,edebiyat bilmem kaç,hayat bilgisi bilmem kaç...yav notlar çok düşük hakkaten,dediğine göre..ben heralde lafın sonunda hastaydım yapamadım falan diyecek sanarken bizim ki patlattı:bu netlerle nereye girebiliriiim?2 senelik değil ama,4 yıllıklardan nereye girebilirim?..ulan durdum durdum ama dayanamadım,patlattım:KIZIM SEN BU NETLERLE,BENCE SENEYE Bİ DAHA GİRERSİN :))"

çok yaşa hocam..hep diyosun ya "sevin la beni" diye..çok yaşa be hocam,çok seviyoruz seni..