şehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2012 Pazar

hareket..



niye gider insan?alıştığı,kafası öne eğikken bile hiç bir köşesini ıskalamadan döndüğü sokakları,birilerine sigara tutarak dineldiği kaldırımları,sözlerini anladığı şarkıları,türküleri bırakıp..en yakın arkadaşları,dostları,kendisini terkeden ama halen içten içe sevdiği kızla bir yerlerde karşılaşma ihtimalini ardında bırakıp,bir şehri,bir ülkeyi niye terkeder?..günah mı işlemek istiyordur,acı mı vermek istiyordur,saklanmak mı istiyordur?..hepsi midir,hiçbiri mi?hepsini toplayınca bi gidiş bileti mi eder yoksa?..

bir insan bir yeri terkeder,çünkü başka çaresi kalmamıştır!söyleyecek yeni bir şeyi yoktur!bütün fıkralarına gülünmüştür!o şiir okurken,tırnaklarına bakmaya başlamıştır insanlar!türküsünü bitirdiğinde,"bi de şunu söylemiştin ya hani,söylesene bi daha!" demiyordur artık kimse!kapatıyoruz mahiyetinde söndürülür ya bir mekanın ışıkları;işte öyle susmuştur herkes!buluşmalara geç gitmesi sorun olmaya başlamıştır,onu beklemek zor gelmeye başlamıştır artık!artık ısrar edilmiyordur yapsın diye,söylesin diye bir şeyi!başka şansı kalmamıştır!

bir insan bir yeri terkeder,çünkü insanların vardığı yargılardan,verdiği kararlardan bıkmıştır!sabretmesini söyleyenlerin sayısı günden güne artmaktadır.o artık sesini fazla yükseltmemeli,sivrilmemelidir!çünkü,ona bunu söyleyenler,onun zamanının geçtiğinin farkındadırlar.ona güvenli bir liman yaratma derdindedirler..ona beklemesini söylerler..sabretmesini..beklemekten başka marifeti olmayanlar için,koşmak bir masaldır..bi masalın ardına düşmemsini isterler..bir insan bir yeri terkeder,çünkü beklemekten sıkılmıştır!

bir insan bir yeri terkeder,çünkü inancı kalmamıştır!masumiyetini yitirdiği andan itibaren akmaya başlamıştır kum saati!zaman aleyhinde işlemektedir ve insan görmektedir bunları!inanılmaz,akıl almaz bir hızla birbirini kovalarken akreple yelkovan,budalalık değil midir insanın durması!üstelik,ömrümüzün sonuna eklemeyecek tanrı,gülmediğimiz dakikaları!bir insan bir yeri terkeder,çünkü akrep sokmuştur yelkovanı!

bir insan bir yeri terkeder..öylece gider..bazen hiç bir sebebi de yoktur,bazen o kadar çok sebebi anlatmaya zamanı da,mecali de,isteği de..bir insan bir yeri terkeder!gider,"bütün aşklar yüreğinde."ardına bakmamak marifet gibi döner dolanır dillerde..ama bilki,adam derim,çizerim adının altını,ardına baka baka,bıraktıklarını göre göre gidebilene!

bir insan bir yeri terkeder,çünkü başka çaresi kalmamıştır!..

eyvallah..

3 Ağustos 2012 Cuma

HATIЯA


giydiklerimin renginin bu kadar uyuşması tamamen tesadüf tabi.hiç bir özel çaba,ince bir düşünce yok:)

kusura bakmayın,bir şeyleri beğenmemek,ağız eğmek,burun kıvırmak gibi huylarım yoktur.her şey kendine göre bir güzelliğe sahiptir ayrı konu..da,şu Eyfel Kulesi denen şey,harbiden çok çirkin bir şey.yukarı doğru tırmanırken yer yer boyası dökülmüş,veya ikinci kat boyanın altından pis pis sırıtan eski boyasının görüyorsunuz..güvenlik nedeniyle bazı kısımlara çekilen tel örgülerin de bir o kadar çirkin bir görüntüsü var..ülkemizin cennet koylarına,altın kumlarına,berrak denizine,yemyeşil yaylalarına,tarihi güzelliklerine daha fazla turist çekiyor fransızlar bu çirkin kuleyle..


manzarası güzel ama hacı..manzaranın hatrına çıkılır..Almanya'nın düzenli,disiplinli hayatından 1 gecelik yolculuğun ardından varıpta,o rezil trafiğe takılınca bildiğin dumur olduk hacı..bizim şoförümüze saygısız,bizim insanımıza düzensiz diyenler gidip görsünler de baksınlar bakalım,nasılmış saygısızlık!

uzatmayalım,son sözü aşıklar kenti,romantizmin başkenti denilen o kente edelim.."Ahmet'in,Yılmaz'ın mezarına evsahipliği yapmasan yüzüne bakılmaz senin..seni hiç sevmedim Paris!.."

26 Nisan 2011 Salı

Potsdamer Platz

zaman herşeyin ilacı mı bilmem de usta,zaman her şeyi değiştirebilcek kadar güçlü..ışık yanar yanmaz karanlık hiç olmamış gibi oluverir ya bir anda;modern binalar yükseliverir modern çağın orta yerinde;daha öncekiler hiç yıkılmamış gibi..

Potsdamer Platz/Berlin-1945



Potsdamer Platz/Berlin-2011

19 Aralık 2010 Pazar

sogukluk ve seviye..burdan yakalim..




simdi bu blog nedir?bu blog benim yazdiklarimi paylastigim bi mecra..begenirsin begenmezsin..olmus,olmamis dersin,ayri konu..ama buraya anlamsiz misyonlar yüklemenin hic bi anlami yok.."bence siirlerini ve yazlarini paylasmalisin..öyle her aklina geleni yazmak seviyeyi düsürüyor..kalitesini yükseltmelisin!" diyecek kadar ileri giden var cevremde..bak okuyucu,arkadaslarimin %98'i benim bulundugum yerde degil..bunlarin %5'i,basima komik,ilginc bi sey geldiginde veya sadece bir seyler söylemek istedigimde muhakkak aramam gerekenler oluyor..burdan türkiyeyi aramanin dakkasi kac yaziyo haberin var mi?yok...yaziyorum ben de iste..hepsine birden haber birakiyorum..cünkü ben onlarin bu sayfayi her gün okudugunu veya onlara ulasan maille bu blogda söyledigim seyden haberdar olduklarini biliyorum..istemeyen icin o mailleri iptal etmenin muthis kolay bi yolu var:mamo_chello@hotmail.com'a bir mail gönderiyorlar,la kodugum iptal et sunu diyorlar,ediyorum ben de..bu kadar basit..

simdi gelelim asil konuya..araligin basinda üsümek,soguk,donmak gibi seyleri bir kac kere yadim ya,biri cevap yazmis seviyeyi düsürdügümle ilgili..la bu bloda seviyenin yükseldigi nadirdir zaten..ustalardan bir seyler paylasirim,belki bi kac konuda fikir beyan ederim budur seviyenin yükselmesi..basbakanligin resmi blogu degil bu!ki blog yazari,ismini degil lakabini kullanarak zaten olayi ne kadar ciddiye aldigini bastan belli etmis..neyse efenim,ben soguk moguk dedim,millet de abartma,sallama,seviyeyi düsürme dedi ya..dün gece facebook'tan 4 mesaj almisim.."hacim kar kis kiyametmis dikkat et!" diye o mesaji atanlar ilk mesaji atanlarin 3ü ayni kisiler ama :) noldu dedim de,anlattilar;haberlere falan cikmista,otobanlar kapanmista bilmem ne...bundan mi bahsediyorlar harbiden kanallar?seviyeyi ne düsürmüsler a.q.!daha ciddi seylere yönelsinler,abartmasinlar bu kadar!!mamochello.blog 2 hafta önceden söyledi olacagi,kaale almadiniz,abartma dediniz,simdi dikkat et kendine falan...düsürmeyin oglum seviyeyi :)))

evet avrupa'da son 200 yilin en siddetli kisi yasaniyor..kar su an bile devam ediyor..Nord-Westfal eyaletinde kar kalinligi 1 metreye ulasti..bulundugum Hessen eyaletinde kar yagisi su an bile devam ediyor.Frankfurt havalimaninda 4oo sefer iptal edilmis durumda..kullandigim dil umarim seviyeyin yükselmesine bir derece katkida bulunmustur..

birakin seviyeyi falan ya..takiliyoz iste..ben düsünmüyom bu blogun seviyesini o kadar.siz takmayin kafanizi,okuyun gecin iste..yorumlarinizi tabi ki paylasin..olmamis diyin,anlariz biz..hem kisisel bi blog olarak olarak türk televizyonculugunun bugünkü gündemini 2 hafta önceden yazmisim:)daha ne yapiim ulan!!

sevgiyle kal okuyucu..cikarken sayfayi kapat,ceryan yapiyo..

14 Aralık 2010 Salı

beni affet!!



yaz cocuguyduk biz..günes ülkesinin cocuklari..Antalya'yi arzin merkezi,geri kalan herseyi onun uydusu gören,herseyden cok kendisi ona uyan yaramaz cocuklardik..nemli büyümüstük,icimize isleyen bir sogugumuz olmamisti hic..adini andigimizda insanlarin güzel havasindan dem vurdugu,o an günesinde olmak icin tanriya yakardigi sehirdendik biz!!ömrümüzün baskenti ilan etmistik o sehri hepimiz..hepimiz icin bir miladin baslangici oluvermisti..

karda kosturan bir cocuk olarak buluverince kendimi,durup noluyo lan dedim bi an!!biz ki o günesin cocuklariydik..o denizin,akdenizin!mavinin evlatligiydik!kara sevinir olduk simdi baska bir memlekette..sapsari günesiyle bizi 3000 kilometre ötede 4 gözle beklerken cennet memleket!!!

ihanet ettim sana;beni affet!

8 Aralık 2010 Çarşamba

duvar!



alman tarihi dersinde,konu almanya politikasi..eskilerden konusuyoruz..Hecker,masal gibi anlatiyo.31 yasinda daha,ama cok okumus,cok arastirmis..görmüs gibi,ordaymis gibi anlatiyor..biz de tuhaf duygularla dinliyoruz..DDR'den kacanlardan bahsediyor,dogu bati arasindaki soguk savaslardan,bölünmüs bir devletten,milletten bahsediyor..konuyla ilgili oldugum belli.zira okula ilk geldigim gün sormustu var mi almanya'yi cekici kilan bir seyler diye..berlin demistim..neden demisti,cevap vermistim gülümsemisti:duvari yüzünden!

yapildiginda dünyada degilmis,ama yikildigini hatirliyor.."biz ilkokuldayken" diyor,"bazen sinifa yeni ögrenciler gelirdi.ögretmenlerimiz bize onlari tanistirir ve DDR'den geldiklerini söylerdi..gelmemislerdi,kacmislardi!!"lafa girip "kizim olmadan asla"yi izleyip izlemedikleri sordum.kafasini salladi icli bir sekilde,"izlemeyenlere anlatir misin lütfen." dedi,anlattim..duvarlarin,sinirlarin,diplomatik karantinalarin beni ne cok etkiledigini paylastim.."mahmut berlinle cok ilgileniyor" dedi arkadaslara ve gülerek ekledi:"anlasilacagi üzere,duvari yüzünden..."

bir sonraki ders bir sürprizi olacagini söyleyip cikti siniftan..aranin ardindan döndügümüzde,sinifta kendi yaslarinda bir erkekle konusurken bulduk.selamlasip gectik yerlerimize.sonra tanitti arkadasini.dogu-bati hakkinda uzman bir beyefendi.sonra ayaga kalkip paylasti bizimle bildiklerini..cok enteresan gelen anekdotlar paylasti..o insanlarin bizzat isimlerini verdi.bi kac fotograf gösterdi bize kendi cocuklugundan..

arada bana en cok dokunan anekdotu,kelimelerin üzerinde oynayarak,kendi yorumumu ekleyerek sizlerle paylasmak istiyorum ben de:
"1989..Höpke ailesi 4 nufuslu bir cekirdek aile..baba okul müdürü,anne hemsire.anne batiya gecmek istiyor,demokrasi cekiyor gönlü,kendileri icin degil,cocuklari icin..dogu onun icin coktan katlanilabilir olmus da,cocuklari burda büyümesin,alismak zorunda kalmasin istiyor..baba kesinlikle karsi.kurulmus düzeni bozmak isleyen tekere comak sokmaya benziyor ona göre.cocuklar alisir diyor..hava da ayni,su da!biz yasadik onlarda yasar diyor..annesi laf dinletemiyor babaya!..evde soguk rüzgarlar esiyor..almanya gibi ev de bölünmüs ikiye..görünmeyen bir duvar var evin tam ortasinda!yarisi inattan,yarisi umuttan bir duvar!!baba ayni zamanda sehir komitesinde görevli.bir persembe aksami toplanti icin ayriliyor evden..anne giydiriyor cocuklarini.tutuyor ellerinden dogruca sinira gidiyor.kulelerde vur emri verilmis askerler:"uyarma bile;umuduna kosani vuracaksin asker!!"..bi sey diyemezsin abi,öyle o zamanlar,kacanin da sucu yok,vuranin da..vur emri verenin de yapabilecegi bi sey yok!!!yürüyorlar sinira..anne cocuklarini kaciriyor önce öbür tarafa..önce kizi,sonra kücük olan erkek cocugu..bir yandan kuledeki askeri kesiyor ölüm korkusu ensesinde..cocuk adimini atar atmaz öbür tarafa,askerden "dur!" geliyor..cocuklar bir yanda,anne bir yanda duruyor..iki cocuk da korkuyla basliyorlar aglamaya,asker "susun" isareti yapiyor parmagiyla..anne susun diyorlar cocuklara,susun!!asker bakiyor anneye,sonra cocuklara..anneye dönüyor tekrar,"gec karsiya,al cocuklarini getir" diyor..ama cok enteresan bir sekilde,kulenin arkasina geciyor asker.sirtini dönüyor umuda yürüyenlere..anne ayikiyor o sira.icinde bir umut alevleniyor!geciyor sinirdan..cocuklarin elinden tutuyor ve yürüyor sinira sirtini verip..umuduna yol almaya devam ediyor..gözünün ucu hep askerde..kiz "bizi vuracak mi anne?" diyor..anne gözü askerde cevap veriyor:"hayir kizim,o iyi bir adam.gitmemize izin verdi." diyor..ve gecip gidiyorlar sinirdan..1 yil gecmeden aciliyor sinir..1990 yilinda yikiliyor duvar..ama baba hic bir zaman affetmiyor anneyi!aile dagiliyor..babayla anne arasinda geciyor cocukluklari.bir ondalar,bir onda.."

sonra tahtaya isimlerini yazarak devam ediyor:
"....... ........ cocuklarin annesi.56 yasinda kaybediyor hayatini..

....... ....... kiz cocugu..peyzaj mimari simdi.babayla beraber yasamis yillarca.simdi babasi onun evinde yasiyor.

....... ....... cocuklarin babasi..emekli oluyor.kiziyla beraber,yillar önce kizin annesiyle beraber terkettigi evde yasiyor.kizinin kizini ziplatiyor dizinde..

...."

duruyoruz..hikayenin parcasi eksik."e erkek cocuk?" diyoruz.bu soruyu sordurmak icin bütün o isimleri yazdigini,konuyu zaten o noktaya getirmek istedigini iste o zaman anliyoruz..hassiktir diyoruz!!hocamizla göz göze gelip gülümsüyor:
"o cocuk Gerd KÖPKE..1979 berlin dogumlu..karsinizda duruyor!

3 Aralık 2010 Cuma

brrrrr!



ben ki hayatta sevmem hava durumundan sikayet etmeyi..yazin "bu ne sicak?" kisin "bu nasil soguk?"culardan olmadim bugüne kadar..ama böyle bi se yok!!!nedir olay?soguktur hava,giyersin montunu,takarsin bereni,eldivenini,atkini...ayakta bot falan kurtarirsin hadiseyi...yok!!yok,yok olmuyor!!ne yaparsan yap,ne giyersen giy,olmuyor..okulun bahcesinde sigara icerken bugun,Türk bi arkadas video cekiyo makineyle,döndü bana:"evet mahmut ne düsünüyosun?"aslinda facebook'ta cok güzel bi cevap yamistim:ne düsünücem,soguk a.q.!! ama fazla samimiyet kurmamisim daha,direk dalmayayim dedim..geveledim bi seyler..ne düsünücem abi,cok soguk yaa!

an itibariyle yukarida gördügünüz fotograftaki gibidir Heddernheim'de durumumuz...artik ben de söyleniyorum soguk yüzünden..bi boka faydasi olmuyo ama,söyleniyorum iste öyle..bu ne soguk kardesim!!donuyoruz abi..cok soguk!!

29 Kasım 2010 Pazartesi

nakarat!



(nakarat)
basa döndüm ne vakit
sikilsam bu savastan..
küle döndüm,cehennem,
kiskandi atesimi!
dara düstüm ne vakit,
basa dönsem sil bastan!

(nakarat)

26 takvim degisti,tüketiyoruz 27.sini..hayat be abi..ne olsun.dönüp bakiyorsun gayr-i ihtiyari.eski fotograf albümü,defter mefter kurcaliyosun.bi yigin hatira..ben mi yasadim lan hepsini diyosun.hassiktiri basiyorsun hafiften,ben mi yasadim bütün bu arkadasliklari,savaslari,ayriliklari,ihanetleri,yalnizliklari diyosun..sen yasadin abi!yasadik iste dogumla ölüm,kasla göz arasi..hepsine aklin erer de,o yalnizliklarla nasil bas ettim diye bi soru takilir aklina..hani derler ya basini koyacagin bi omuz bile yoktur diye..olmaz mi lan hakkaten basini koyacagin bir omuz bile!olmadi mi olmaz iste..

kafani kaldirirsin,senindir!gökyüzü,bulut,yagmur..bakarsin etrafina,alabildigine insan.alabildigine sehir..senindir..o defter gibi,o fotograf albümü gibi senindir!ayak bastigin yer sen oluverir..senindir orasi.bir sehri terkedemezsin,gittigin sehir olursun bir anda..insanina,havasina alisirsin..selam alir verirsin,laf atarsin,sigara tutarsin bir süre sonra..sen bir sehri terkedemezsin,cok cok özlersin usta!terkedecek kadar sahiplendiysen bir sehri,bir kenti;her yere onu da götürürsün yaninda..su sokak misal,ayni senin sokagina benzer bi anda.o uzun cadde 100.yildir,o hengamenin koptugu yer,Isiklar iste..kendini bir yere ait hissetmenin sizili bir siiri vardir,okumayayim simdi,aglarsin..okursam ve aglamazsan amma,o zaman da o siirdeki sairi,beni anlarsin..

onlarca sehire kiyi vermis bir denizi,sen sadece bir sehirde seversin.ayni manzaraya farkli bi yerden bakmak,farkli bir seye bakiyormussun gibi gelir adama.niyedir peki o?her yerde aynidir mavinin rengi.yakamozu aynidir,ama canin o sehirdeki kadar cekmez rakiyi.agacinin gölgesini bile begenmezsin yeri gelir.agac ayni agac,gölge ayni gölge..peki izahati nedir bir yerde sevdigini bir yerde sevmemenin..her yerde baska bir anlam tasimaz ki bir seyi sevmek!!denizi bile baska bizim memleketin,agaci baska.gökyüzü baska..olur mu usta,o da ne demek!?!..ama öyle iste..binlerce sehirden birini "en cok" sevmenin,sadece birinin yagmurunda en cok yürümek istemenin anlamini akil cözemiyor..o anlatimin üstesinden gelecek olan yürek!yüregin anlattigi yaziya dökülmüyor cok sefer.asik bir yüze vuruyor cünkü o.bükük bi dudaga,islak bi göze..onlardan o manayi cikarabilecek bir lisan bilmek gerek!o lisani ögretirse hayat ne ala..o ögretene kadar bi kiyagi olsun bu sairin,sana;yaz bi yanina..cikarir bakarsin arasira-cogu zaman istemeyerek- : "kasi ayni,gözü ayni ikiz kiz kardeslerin sadece birini sevmek gibidir bir sehri sevmek!"

ha tutmaz bazen!ne gittigin yere alisabilirsin,ne de geldigin yeri özlersin..ikisine de yaban olursun bir anda.o acidir!yapilabilecek hic bir seyin olmadigi zamanlarin,en yapilabilcek hic bir seyin olmadigi andir!burnunu cekersin hirsla..omuzlarini dikersin ama yemez usta!kendinden baska herkesi kandirirsin da,kendini kandiramazsin o masala!inanmadigin masalla uyuyamazsin da...sil bastan alirsin,her seyin dermani olacakmis gibi,derman fayda etmeyecek kadar derin bir yaradir oysa!!basa döndükce dara düstügün,dara düstükce basa döndügün bir macera iste yasamak dedigin kargasa..aci cekmemekse niyetin,bastigin yere,girdigin kapiya dikkat et..birak suyu akisina..basa dönmek sana göre degilse dara düsme.onu derim ben..dara düsmekten korkuyorsan da,dönme basa...

lazim olur mu,tenezzül eder misin bilmiyorum da,benden sana cam sakizi,coban armagani bi nasihat:(nakarat) usta...(nakarat)

24 Kasım 2010 Çarşamba

özlemek!


olgun ruhumun dogum yeri..herkes en cok onun yoklugu nasil bi etki yapacak diye sorup durmustu..bensiz bi o,cok yalniz ve cok issiz sayilamayacakti hic bir zaman.ama onsuz bi ben..zor olacakti;zor oldu..

o son aksamlarin birinde,grup halinde eglendigimiz bi gece,Nobel'in Akdeniz'e amors terasinda nikotinlenirken,Gokhan abi "cok ozlersin oglum!!" demisti..her kiminle konussam bu gidis hususunda,cok ozlersin demisti..bir sevgili birakip gitmeye benzemiyor bir sehri birakip gitmek..cunku her sehire buyutulen ask platonik bir aci neticede..

gokyuzunun hep kapali oldugu bir sehrin gokyuzunun altinda yasamak..hayatim boyunca gormedigim kadar bulut,usumedigin kadar soguk,icinde hic yuzmedigin kadar yalnizlik..

"doner misin bilinmez,kuser misin tartisilir,vazgecer misin,belki...ama ozlersin!!" demislrdi..

cok ozledim be abi!!

17 Nisan 2010 Cumartesi

çok güzel hareket!



Şanlıurfa Belediyesi'nin müthiş  turizm hamlesi!Antalya'da,reklam panolarında,otobüs duraklarında Şanlıurfa reklamları..tebrik ederim,düşüneni,uygulayanı,emek vereni...

çok güzel hareket bu!

14 Nisan 2010 Çarşamba

11 nisan


bu hafta içerisinde önemli bir gün vardı.11 Nisan Şanlıurfa'nın düşman işgalinden kurtuluşunun yıldönümüydü.kutlu olsun herkese.

2 Şubat 2010 Salı

ya bu 2 resimdeki milyon fark..



mamo kardeşimin paylaştığı İngiltere ve Mısır taraftar fotoğrafları arasındaki milyonlarca fark yazısını görünce,arşivimdeki fotoğraflardan birini paylaşmak istedim ben de.

sol tarafta 2000 yıl öncesi,sağ tarafta bugün! ama ben olayın tezatlığından ziyade fotoğraftaki aldatmacadan bahsedeceğim. sağ taraftaki fotoğraf ilk gören herkesin büyük ihtimalle saray diyceği bir yer.sol tarafta ise dünyanın en geri kalmış coğrafyalarından birinden bir fotoğraf paylaşılmış.ve bunu,eskiden şöyle şöyle zenginlikler varken,günümüz afrikası o kadar geri bırakıldı ki,değil 2ooo,20.000 yıl gerisinde kalmış bugünün diye etiketlemişler bir güzel.

güzel etiketlemişler ama,demogojiye hiç gerek yoktu aslan parçaları be.ben size beyaz sarayın bahçesinden bir fotoğraf gösterip üzerine Washington-USA Today yazarım;sonra yan tarafına,bizzat o ülkede yaşayanların bombaladığı Irak'tan bir fotoğraf koyar,"believe or not,Iraq:TODAY" yazarım,mesaj ve etiket farklı olur ama,fotoğraf bunun ikizi gibi olur..


Murathan

14 Aralık 2009 Pazartesi

URFA

1984'ün kasımıymış dünyaya geldiğimde,hiç hatırlamıyorum..söylediler inandım ne bileyim!Şanlıurfa'da dünyaya geldim.kendi tabirimce,Urfa;olabildiğince güneyde,ziyadesiyle doğuda..kaderde ondan ayrı düşmekte varmış,koptuk gittik uzaklara..geldim gördüm ki,buralar harbiden çok uzak.."Urfa'da kitap var mı?" diye sormuşlardı,çantamdan Goethe'nin Faust'unu çıkartmıştım,Urfa'dan getirdim diyerek;Goethe'nin,sonunda "e" olmayan haline dönmüşlerdi.ha bir de gazete sormuşlardı..var mıydı Urfa'da gazete?.."siz de beyin var mı lan develer?" diye bir soru peyda olmuştu içimde,dışa vuramamıştım,deplasmandaydım..3 puan'a hayır demezdim ama,1 puana razıydım..susmuştum..susmalarımı,yüreğimde utancımdan arta kalan yere koymuştum..insanlar meğer nasıl merak edermiş doğuyu,onu öğrenmiştim..nerelisin sorusuna verdiğim her cevabın ardından,"nasıl bir yer?" demişlerdi..hepsinin aklında bu soruya çoktan verilmiş cevaplar vardı aslında..o cevapların teyidini beklemişlerdi benden..onların cevaplarından sınav kağıdı olsa,hepsi sınıfta kalmıştı haberleri yok.."var" demiştim;"Urfa'da kitap var!Urfa'da gazete var!var olmasından daha ötesi,daha önemlisi var:Urfa'da bunları okuyan var!!!"


bir Balıklıgöl'ü bellemişlerdi,bir de kubbeli evlerini Harran'ın..o evleri Balıklıgöl'ün çevresinde

sıralanmış,bütün Urfa'lıları da o evlerde yaşayanlar olarak kabl etmişlerdi..akıl vermişti hatta birisi;"e hastanelerde öyleyse değişmesi lazım yaa!hijyenik olur mu ki?""öyle bir sorun yok,çünkü hastane yok!" demiştim bende.gözlerini fal taşı gibi açıp bakmışlardı..sonra oturup anlatmaya başlamıştım."bakın,Antalya Düden şelalesi çevresinde kurulmuş,bir kaç antik tiyatro ve tarihi evlerin içerisinde yaşayan insanların meydana getirdiği bir yer değildir..onlar ayrıdır,Antalya ayrıdır..bütün antalya deniz kıyısındaki 5 yıldızlı otellerde de yaşamaz,biliyorsunuz,aynen öyle..Urfa da Balıklıgöl ve o kubbeli evlerden meydana gelen bir yer değildir!"..anlamışlar mıydı?evet.inanmışlar mıydı?hayır!!onlar yine kendi bildiklerini,içlerinden tekrar etmeye devam etmişlerdi.sadece Urfa değil,bütün doğu bu insanların gözünde;bozuk türkçeli,kendi adını dahi yazamayan,okumayan,yol yordam bilmeyen,terörist,bölücü olak görülmeye devam edecek,daha çook uzun bir süre..şimdilik hiç bir kampanya,hiç bir atılım,hiç bir "açılım" bunu değiştirmeye yetmeyecek..


şimdi gelelim herkesin bana sorduğu soruya:Urfa nasıl bir yer?

dünyanın en saçma sorularından birisi olarak gördüğüm bu soruya verdiğim cevap fikstir:"kime göre?"bana göre soruyorsanız bana göre Urfa;arkadaşlarımla ağız dolusu gülebileceğim kadar neşeli bir yer..geçmiş günlerimin en yakın tanığı olarak,acılarımı hatırlatacak kadar acımasız,çocukluğumu hatırlatacak kadar nostaljik,kaybettiklerimi hatırlatacak kadar yaslı bir yer!!her bakan bir fotoğrafta başka şeyler görür.Balıklıgöl'e bakıp manaviyatı canlananlar da var,iştahı kabaranlarda.ben ne zaman balıklıgöl fotoğrafı görsem,arkadaşlarla gidilen bir cumartesi gezmesinde,balıklıgölün önünde yem satan bir amcaya "emmo balığlıgöl nerde?" diye sardığımız makara gelir..bu şakayı planladığımız dakikalar güler,arkadaşların yüzünü hatırladıkça duygulanır,o amcanın ayağa kalkıp bize 5 metre öteyi tarif etme zahmetini hatırladıkça da utanırım!!bir yer için "nasıl bir yer?" diye bir soru sorulmaz kimseye..orası herkes için başka bir yerdir çünkü..o yüzden Urfa her yer gibi bir yerdir ve hiç bir yere benzemez aslında!

herşeyin batıyla aynı standartlarda olduğunu söylemeyecek kadar objektif bir insanım Allah'a şükür.sıkıntılar,aksaklıklar var..geri kalmışlık var biraz..ama sizin o televizyonlarda izlediğiniz dizilere de benzemez o memleket.evet dar sokaklar vardır ve mirasımızdır,başımızın tacıdır.ama geniş caddelerimizde vardır,çağdaş konutlarımızda.kitabımız,gazetemizde var çok şükür,üniversitemizde -ki,kimsede yokken biz de vardı!!-biraz tanıtım eksikliği,biraz toplumsal duyarsızlık var doğuya.yoksa doğuda herkesin 4 karısı yok sevgili arkadaşlar..hepimizin evinde 2 tane kaleşnikov yok.terörist,bölücü değiliz.severiz vatanımızı da,milletimizi de,bayrağımızı da..

şimdi gelelim Urfa hakkında bi kaç kısa bilgi notu vermeye..

Urfa'nın başlıca meydanları,Haşimiye meydanı,Yıldız Meydanı ve Hodri meydandır..bunların içerisinde en merkezi olanı Haşimiye meydanı,en kalabalık olanı Yıldız meydanı,en neşeli olanı Hodri meydandır.çünkü aslında hodri meydan diye bir yer yoktur:)Eyyübiye mahallesinde,bir caddedir hodri meydan denilen yer.zerzevatçıların,fırlama ayakkabı boyacılarının,siyah takım elbiseli-beyaz spor ayakkabılı delikanlıların fink attığı mekandır.görülmesi gereken yerlerin başında Balıklıgöl ve Urfa kalesinin ardından burası gelir..

caddeleri uzuncadır biraz..sonuna kadar yürümeye kalkarsanız,bi daha sonuna kadar yürümeye kalkmazsınız..doğuda hemen hemen her ilde bulunan bir mecburiyet caddesi vardır..şimdi çok daha modern ve güzelleri gelmiş meydana..benim lise yıllarında,Urfa'da birine ulaşmak isterseniz aramanız gerekmezdi..gidip bu caddede dikilirdiniz,onbeş,bilemediniz yirmi,taş çatlasın yirmibeş dakika sonra önünüzden geçerdi..

meşhur bi binamız vardır bi de..şehrin orta yerinde,şehrin her yerinden görünen koskocaman bir bina..vakt-i zamanında,Yimpaş diye bi mağazalar zincirinin halkasıydı,adı değişti şimdi..o binanın tam karşısında da zırhlı tugay var..inşaat sürerken hiç kimse ses çıkarmamıştı..inşaat yapılmış,20 küsür kat çıkılmış,kabası incesi bitmişti ki,askeriyeden izin çıkmadı kullanılması için,güvenlik gerekçesiyle..öyle boş boş duruyo şimdi..güzel bina ama:))

tarihi çarşıları vardır,içerisinde tarihi amcalar yaşar..dükkanı oğulları,torunları işletir,bu amcalar da sabahtan gelir,dükkanın önüne kurulur,tütün sarar,muhabbet ederler..ezandan on beş dakika evvel kıpırdanmaya başlar camini yolunu tutarlar ağır ağır..orda Kabaltı Camii vardır..ben ortaokula giderken o caminin imamı,kuzenimin çok samimi bir arkadaşıydı..kuzenimin terzi dükkanında tavla oynar,bunları keserdi bir yandan da,bunlar kıpırdanmaya başladımı kestirirdi ezan vakti geldiğini,koşardı ezanı okumaya..


Haleplibahçe diye bi yer vardır,koca bi boşluk..bi kenarında amatör futbolun oynandığı bir saha vardır..bütün meydan topraktır,ama sahayı ince çakılın üzerine yapmışlardır niyeyse...yapmışlardır dediğimde,saha çizgilerini çizmişler işte..adı futbol sahası olmuş..işte hayatta,dünyanın en garip 10 adamı diye bir liste yapmak gibi bir hayaliniz varsa,buraya gidin..listenin yarısını burdan oluşturursunuz..yaklaşık 200 kişilik bi tribünü vardır buranın..tribündekilerin %60'ı ya oynanan maçtan önceki,ya sonraki maçı oynayacak futbolculardır..tribünde sigara içer,oynanan maçta oynayan arkadaşlarına küfür ederler..futbol ahlakının gerektirdiği bütün şeylerin hiçbirini uygulamak adına girişimleri sözkonusu bile değildir..zaten takım dediğimizde,bir mahallenin çocuklarıdır işte..kurdukları takımların isimlerinin menşeini araştırmak için Uğur Dündar'ı görevlendirseniz,kafayı sıyırır,1 hafta sonra o tribünde millete küfür ederken bulursunuz..şampiyonlar liginden sonra en çekişmeli ligin bu olduğu konusunda biraz zorlarsam iddialı olabilirim..benim de bir dönem formasını giydiğim Atatürk mahallesi ekibi Hızmalı Birlik Spor ile Süleymaniye semti temsilcisi Kendirspor arasında oynanan maçlar,El Classico sayılır..diğer önemli maçlar :Yenihalspor-Bamyasuyu,Keçespor-Yakubiye Gençlik,Yolspor-Viranşehir İdman Yurdu  arasında oynanır..

türkü dediğiniz şey hepimizin doğuştan söylemeye başladığı bi şey..daha ilkokula bile gitmiyordum,belediye mahallemize bir kaydırak koymuştu,adına da utanmadan çocuk parkı demişti!!onun tepesine çıkar,tepeden aşağıya sırayla işerdik..işerken de,sırasını bekleyenler,sırasını savanlar ve hali hazırda işeyen hep beraber:
dama çıhmış kar ati,
kızlara çalım sati,
çalimıya sıçalar,
kışın ayazda yatiii,
hala hala heeeeyyy
diye tempo tutarak,sıradan bir işeme hadisesini,ritüele dönüştürürdük..bu olay,Sion tarikatının,ilahi eşliğinde sevişilen ritüellerine taş çıkarmakla beraber,daha edeplidir..sevişilirken ilahi okunur mu lan!!!

sıra geceleri konusunda söylemek istediğim şey şu:bu faaliyetin ismi,sırayla türkü söylenmesinden gelmez..bu organizasyon,bir grup arasında gerçekleştirilir..haftanın belirli bir günü milad kabul edilip,o miladdan başlayarak işleyen bir takvimde,her gurup üyesi,gurubun geri kalanlarını bir gün evinde misafir eder..sıra gecesi terimi burdan gelir..özellikle yazıyorum:SIRA GECESİNDE YOĞURULAN ÇİĞKÖFTE TAVANA YA-PIŞ-TI-RIL-MAZ!!!!

daha fazla uzatıp sıkmak istemem kimseyi..muhakkak eklemeyi unuttuklarım vardır..belki küçük bir yazı dizisi haline bile getirebilirim bu Urfa olayını..

Getiremesem bile,şunu söylemek isterim bu yazının sonunda,olası yazı dizisinin ana fikri olarak:Doğu,güzel,eğlenceli,hüzünlü bir yerdir..bu,oraya giden ve orda olan kişiye bağlıdır..benim için Urfa,can dediklerimle,can kadar sevdiklerimle,ortak paydamdır..

saygı ve sevgilerimle...

23 Ekim 2009 Cuma

pencere

daha fazlası

her uyandığımda pencereden bakarım ilk iş..refleks olmuştur artık..hadi mevsim değişikliklerinde normal,hava acaba bugün nasıl diye bakarsın..benimki öyle değil,ben yazın ortasında da bakarım,kışın göbeğinde de.niye böyle bir hareket yapıyorum,veya ilk ne zaman başladım böyle uyanır uyanmaz bakmaya,hiç bilmiyorum.bazen iyi yağmış bir yağmurun,üzerinden birkaç saat geçmişken,ama hava henüz açmamışken,balkon korkuluğundan,çamaşır ipinden henüz sular damlamaya devam ederken,yatağın tatlı sıcaklığından,odanın insanı tatlı ısırışlarla rahatsız eden soğuğuna uyandığım sabahlar yaşarım..nasıl nefis bir hazdır anlatamam..şairin “beni bu kötü havalar şair yaptı” dediği havaların bunlar olmadığına kalıbımı basarım..müthiş bir güzelliktir benim için..

kışın yazı hasretle anıp,yazın kışı iple çeken enteresan milletimizin aksine benim hiçbir kış ayazında yazı istemişliğim yoktur..aksine,sahilde,yakamoz eşliğinde edilmiş müthiş bir sohbetin üstüne bile “ulan kış gibisi var mı?” diye sorular sormuşluğum vardır.ben kış adamıyım baba!parka,mont severim..ayakta bot,boğazlı kazak..ağzımızdan dumanlar çıksın,köşe başında ellerimizi nefesimizle ısıtalım isterim.arkadaşla omuz omuza durmanın,bir sıcak çayın,başını sokacak bir çatının kıymetini o zaman daha bir anlıyor insan..sanki kış,yazın ardından gelen bir nadas dönemiymiş gibi düşünüyor insanlar,o canımı sıkıyor..sanki olmasa da olurmuş,hatta olmasa daha iyi olurmuş gibi bir hava var..

insanlar yazın tadını çıkarmak için deli gibi bir heyecanla beklerler.yaz mevsimi kışın yaşattıklarına karşılık bir teselli armağanı veya ne bileyim,kışın verilen mücadele için bir ödül gibi görülüyor.sanki kışlar sadece,iş,okul,geçim sıkıntısı gibi can sıkıcı şeyler içinmişte,yaz gelince tatil,deniz,kum ve çeşitli eğlence aktivitelerine ayrılmış bir dönemmiş gibi..ulan ayılar bile kış uykusu diye bi şeye yatarlar,bütün kış uyuklayıp,bahar ve yaz aylarında piyasaya çıkarlar be..

insanlar yazlık diye bi şey alırlar mesela..alana lafım yok ama Antalya’da değil,atıyorum Rusya’nın Novosibirsk bölgesinde yaşasam,bok gibi param olsa,yani parayı ne yapacağımı bilemesem ve biri bana dese ki;”hacım şu parayla oynayıp durma boyası akcak..şu parayı İsrail’e ver,nükleer silah yapsınlar,ya da git bi yazlık al” dese..ve örnekte de belirttiğim gibi,işin öbür yanında paramı İsrail’e vermek varsa ancak bir yazlık alırım..yahu 11 ay 5 gün oturduğun evin değeri 70.000 tl,22 gün oturduğun yazlığın değeri 80.000 tl! ee..?..amacın ille tatil yapmaksa ver 2.000 lira git bir otele,yap 2 hafta babalar gibi tatilini,dön..üstelik otel tedaşla,belediyeyle,manavla, kasapla,tüpçüyle senin yerine uğraşsın..ayrıca yaz ayında zaten sahilde de yatsan koymaz adama..ne üşürsün ne ıslanırsın..sen kışlığına bak..yazlığa para arttırıcam diye pencereden kapıdan kısarsın,kışın rüzgar o pencereden süzülüp kıçın donduğu vakit,gözünde yaz hatıraları canlanıverir o zaman..(ayrıca 11 ay 5 günü,22 günle toplayıp,1 yılı 3 gün eksik hesaplamışsın diyen uyanıklar olabilir;3 günü yol için kullandım.)

pencereden baktığımda o havayı görürsem,ve bu mevsim normalleri dediğimiz şeyse,ve normal olarak mevsim kışsa,ben çok mutlu hissederim kendimi..o zaman bu şehri gerçekten bana ait hissederim.Rus’un,Alman’ın,İngiliz’in değil;İstanbul’lunun, Trabzon’lunun, Sivas’lının değil..gerçekten bu şehri sevenlerin,bu şehirde yaşayanların şehri olduğunu hissederim..siz de hayata pencereden bakın..şekli, büyüklüğü ne olursa olsun fark etmez..gördüğünüz manzara size neyi anlatıyorsa,hayat o günlük güzergahta seyredecektir!!pencereniz bazen hayata açılan kapınız olabilir..nereye açılıyorsa,sizin için odur dünya!

15 Ağustos 2009 Cumartesi

erzurum!!

soğuğu ve bir de delikanlısı meşhurdur Erzurum'un..Ömer ve Bilal kardeşlerimin şahsında bütün Erzurum'lulara ithafendir bu post..ve yazdıransa Erzurum'da kullanılan bir deyimdir..duydum,"vay be!" dedim,paylaşmak istedim.:
"eskiden Erzurum'a adam boyu kar yağardı;ve o zamanlar adamlar,adamdı!!!"



saygılarımla..

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Екатеринбург



зданий, площадей и памятников, не делает город важным. делает их значительными, те люди, которые живут там.

этом городе есть человек, что важно для меня.