insanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2015 Pazartesi

Çare Sergen


Ülkemizin önde gelen bira firmalarının birisin sponsorluğunda gerçekleştirilmiş olan bir alkol gecesinin neticesinde, Metin’in yer yer kahve lekeleri ve şekerli bir sıvı olmasını umduğum beneklerle kaplı çekyatında sızmıştım. Ara sıra uyanıyor ve Metin-Bünyamin ikilisinin, kulağıma gelen sohbetine kulak misafiri oluyordum. Her türlü misafirliğin kısa olanı makbuldür diyerekten, kaldığım yerden tekrar sızıyordum. Nasıl becerdiğimi anlamamakla beraber, bu sızmalar ve kulak misafirlikleri arasında rüyalar görüyordum. Bu rüyaların bir tanesinde, 23 Nisan bayramı vesilesiyle mahalle muhtarımız olan Hüsamettin Cindoruk’un koltuğuna oturuyor, sınıf öğretmenim olan İstemihan Talay’la beraber yerel gazetecilere poz veriyordum. Sağ yanımdan soluma doğru dönerken,  araya Bünyamin’in coşkulu sesi giriyordu:
-Ne demek lan Hagi Alex’den büyük topçu! Ağzından çıkan şey, kulağın varlığından bihaber!
-Değil mi lan!? Alex ne yapmış Avrupa’da! Bana Avrupa kupalarında iyi oynadığı bi tane maç söyle!
-Olum adam bu ligde hem gol, hem asist kralı olmuş! Şampiyonluklar yaşamış! Kaptanlık yapmış! Heykeli dikilmiş ulan adamın! Var mı Hagi’nin heykeli?
-Hitler’in de heykelini yaptılar! Büyük adam mıydı Hitler!!
-Büyük denmez ona ama kendi davasında başarılı olmuştur neticede!
-Başaralı mı oldu? İntihar etti lan adam!!
-Ne intiharı lan kepçük!! Adam Brezilya’ya döndü, gene kaptan yaptılar!
-Olum Alex’ten mi bahsediyoruz, Hitler’den mi?
-Farkeder mi lan! Her ikisi de kendi alanlarında başarılı adamlar!
-LAN İNTİHAR ETTİ DİYORUM ADAM, İNTİHAR!
-Hala intihar diyor ya! Olum tivit attı geçen bizim derbiden sonra!
-Hitler mi?
-Ne Hitler’i lan gergedan!!! İntihar etti o, nasıl tivit atcak!! Salak ya, yemin ediyorum gerizekalı bu çocuk!


Orada koptum mevzudan… Tekrar rüyalar alemindeydim. Bu kez rüyamda BİM’in üst düzey yetkililerinden birinin danışmanlığını yapıyor, Kahtalı Mıçı’nın, verdiğimiz sponsorluk desteğiyle çıkardığı “LE LE LE Sakine” albümünün tanıtım kokteylinde boy gösteriyordum. Bir elimde şampanya kadehi, diğer elimde kürdana saplanmış bir adet çiğköfte sıkımıyla misafirlerle konuşuyordum. Her gittiğim bistroda kadehimi elimden bırakıp misafirlerimizle şakalaşıyor, gülüşmeler arasında bir sonraki bistroya geçiyordum. Bu esnada sahneye çıkan Metin, mikrofonu eline alıyor ve şöyle diyordu: 
-Baykal’ın vizyonu yoktu! Vardı diyen siyasetten bi bok anlamıyodur!
-Kılıçdaroğlu’nun var diyosun!
-Hayır. Onun da yok.
-E sen demedin mi var diye!
-Ben Baykal’ın yoktu dedim.
-Ben Baykal’ı mı sordum sana?
-Yok Kılıçdaroğlu’nun varmı dedin?
-E Baykal’ı niye anlatıyon o zaman?
-Ben Baykal’ın vizyonu yok dedim!
-Hala Baykal diyo yaa!!

Salyalarımı yastığa akıtarak, yüzü koyun döndüm. Bu kez rüyamda mahalle abimiz İlyas Salman yeni bi minibüs almış, beni de muavin olarak yanına almak istiyordu. Babam bizi terkedip gittiği, Annem ben daha çok küçükken öldüğü için beni büyütmüş olan dayım Kazım Kartal buna şiddetle karşı çıkıyor, “Hayır! Sen okuyacaksın! Büyük adam olacaksın! Annenin emanetisin sen bana. Anlıyor musun? Okuyacaksın sen!” diyerek, beni omuzlarımdan tutup silkeliyordu. “Ne bok yerseniz yiyin yaa, bana ne!” diyerek onların ikisini orada bırakıp, arkadaşım Sezercik’le beraber, Ayşecik’le kesişmek için Kız Meslek Lisesi’ne doğru yola koyuluyorduk. Okulun dağılmasının ardından Ayşecik 2 örük yapılmış saçlarıyla salınarak koşuyor, kapıda bekleyen hususi otomobile doğru süzülüyordu. Araba tam önümüzden geçerken simitçilik yapan Ediz Hun’a çarpıyor, Ediz Hun kör oluyor, simitler yola saçılıyordu. Ben ve can arkadaşım Sezercik, yerdeki simitlerden 5-10 tane alıp bileğimize takıyor, birer tanesini de kemirerek mahalleye dönüyorduk. Karşıdan gelen bir abi, bize “Gençler, Merkez Bankası nerde?” diye soruyordu.
-Ha!! Nerede Merkez Bankası? Dolar olmuş ebesinin nikahı, Euro aynı nikahta alkolü fazla kaçırmış enişte… Niye müdahale etmiyorlar lan o zaman!
-Ya bi siktir git Bünyamin ya! Öyle kolay mı lan o işler?
-Ne demek kolay mı!? O mevkiye gelmişsen, o maaşı alıyosan, o resmi araçlara binip benim paramla alınan benzini yakıyosan, bunun da çaresini bulacaksın kardeşim!
-Haydaaa! Tuttu nerelere çekti konuyu yaa! Ulan öyle bi şey olsa müdahale etmezler miydi?
-E faizleri düşürsün!
-O nerden çıktı ooluum?
-İndirecek abi! Faizleri indirecek! Sıradan bi banka mı orası! Merkez Bankası lan o… Ne demek merkez? Centrum ne demek biliyon mu? Centrum. İngilizce?
-Sen İngilizce mi biliyon lan at kafası!
-Ben bilmiyorum, ama o bankanın başındaysan İngilizce bileceksin birader! Onun için oradasın!
-İyice manyaklaştın! İngilizce bilmek için mi orada o adam?
-E faizleri düşürsün o zaman!

Altımda kalan kolum uyuşmuştu. Kolumu çekyattan sarkıtıp kan gitmesini beklerken tekrar sızmış, kahvede taş çalarken yakalanmış olan Cemal Süreya’yla amansız bi ağız dalaşının içinde bulmuştum kendimi. Üstat, ısrarla taş çaldığını inkar ediyor, takozdaki fazladan 2 taşıysa, eli yanlış dağıtan Che Guevera’nın iş bilmezliğine bağlıyordu. “Hasta la siempre!” diyerek yerinden fırlayan Commandante, kahve sahibi Hulusi Kentmen’in hışmına uğruyor, “Hasta masta diye bağırmayın bir birinize, hasta etmeyin lan adamı!” diyerek ağırlığını koyuyordu. Olayın demokratik yollarla halledilmesine karar veren kahve ahalisi, sandık başına gidiyor, sandıktan Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki AK Okey partisi birinci çıkıyordu. Cumhuriyet Halk Okeyi 2. Parti olarak kahveye ana muhalefet olarak girerken,  asıl sürprizi Demokratik Sol Okey ve Milliyetçi Hareket Okey’i yapıyor ve barajı geçmek için gereken oyu alamayarak kahve dışında kalıyordu. Balkon konuşması için Recep Tayyip Erdoğan’ı davet etmek üzere mikrofonu eline alan Bünyamin:
-Bizim günahımız Suriyeli olmamak mı bilader!?
-Konuyu hep başka yerlere çekiyosun sen!,
-Hayır bana bunun cevabını ver! Bizim suçumuz, günahımız, efendime söylim, kabahatimiz Suriyeli olmamak mı?
-Kardeşim savaş var diyorum savaş! Savaş mağduru bu insanlar, geri mi çevirseydik? Gidin, ölün mü deseydik?
-İyi de, gelin memleketin anasını sikin demekle iyi mi ettik peki?
-Tabi ki iyi değil. Ama öbür türlüsü de vicdana sığmaz…
-Netice? Suriyeliler kampa sığmıyor, öbürü vicdana sığmıyor! Bizim günahımız ne?
-Bizim bi günahımız yok, ama yaşanan süreç içerisinde kaçınılmazdı diyorum ben.
-Bal gibi de kaçınılırdı efendim! Ulan Urfa’da Suriyelilere karşı 20.000 kişi protesto yürüyüşü yapmış, 12.000’i Suriyeliymiş! Bu nasıl memleket ya!
-Senin insanlığına tüküreyim be! Seni yoğun bi kampa alıp beynini resetlemek lazım!
-He Suriyelileri sokamadığınız kampa benim gibileri sokun siz! Benim günahım ne lan! Suriyeli olmamak mı?!

Suriyeliler falan derken kafam iyice karışmıştı. Bu kez rüyamda Romalıydım. Senato’ya giderin kralını yapan Sezar’ın ayak işlerini yapan bir Endülüs Emevisinin oğluydum. Babamla beraber ha babam deh babam, Sezar’ın işlerine koşturuyorduk. Yunanistan’da düzenlenen olimpiyatlarda Roma-Yunanistan arasında oynanan cirit oyunu berabere bittiği için seri ok atışlarına geçilmiş, son oku hedefin üstünden dışarı atan Roberto Baggio da, ceza olarak benim emrime verilmişti. Baggio’yla beraber, Sezar’ın tacı için yaprak yolmaya çıkmış, en parlak ve en taze yaprakları aramaya koyulmuştuk. Biz böyle avare avare dolaşırken, ağaçların arasından babamın bize doğru koştuğunu gördük. Bedri Baykam’ın vücudu içindeki babam,  “Sezar bıçaklandııııı… Ambulaaaaannnsss!” diye feryat figan koşturarak, sol kanatta önündeki boşluğu değerlendiren İbrahim Üzülmez gibi yanımızdan koştu gitti… Biz de arkasından zapırdadık… Babam son çizgiye kadar inip gidecek yeri kalmayınca, dizlerinin üstüne yığıldı. Baggio babamın üstüne kapanıp, “N’oldu Urzaiz Emmi! Ne bıçağı, ne Sezar’ı?” diye sordu. Babam bi yandan hıçkırarak ağlıyor, bi yandan da “Sezar…. Senatodakiler, Sezar’ı bıçakladı…” diyiverdi… Baggio şoka girmişti, gözlerini gözlerime dikmiş, öylece bakıyordu… Alt dudağımı bir süre ısırıp, aynı anda iki yumruğumu sıkarak sıktığım dişlerimin arasından: “Kesin Brütüs ipnesi yapmıştır!” diye tısladım!.. Babamı bir ağacın dibine bırakıp senatoya koştuk. İçeri bir girdik ki allaaaaah, ortalık elli altı olmuş! Bağırtılar, ağlamalar, zafer çığlıkları hepsi bi arada… Bu kargaşa arasında bizim Metin yeni Sezar olmuş, konuşma yapmak için kürsüye çıkmıştı:
-Senin dediğin şey, bizim gibi tam medenileşmemiş toplumlarda olmaz.
-Biz medeni değil miyiz? Yabani miyiz biz?
-Birey olarak bakma olaya. Genel toplum yapısına bakarsak medeni değiliz, evet.
-Ya sen yemin ediyorum toplum düşmanısın! Devlet düşmanısın, vatan haini gibi bi şeysin lan sen!
-Yine saçmalıyorsun ama artık şaşırmıyorum. Zaten bana sorarsan yeryüzünde gerçek anlamda medeniyetten söz etmek söz konusu bile değil. Irkçılık var, sınıfsal ayrılıklar var, eşitsizlik var… Var da var.
-Sen tut 2 yıllık pazarlama bölümünü 3 yılda ancak bitir, sonra gel sosyolog ol bana, toplumun fotoğrafını çek… Yürü be Metin be! Türkiye seninle gurur duyuyor! Görüyor musun canım Türkiyemi! Sen ona medeniyetsiz diyorsun ama o gene de seninle gurur duymakta bir beis görmüyor?
-Bunları bilmek için sosyolog olmaya gerek mi var lan antilop!
-Lan olum sen tutmuşsun ırkçılık mırkçılık diyon! Ulan ırkçılık her yerde var, biz de yok lan!
-Allah allah? Sen herhangi bir azınlığın mensubu değilsin ki lan götoş! Onlara karşı bir haksızlık yapılmadığını hangi hakla söylersin?
-Bu memlekette zenci öldürülüyor mu bilader? Ver ırkçılığa bir örnek?
-Çingene kılıklı adam diye insanları aşağılayan biz değil miyiz? Birazcık esmer adama Allah’ın arabı diyen biz değil miyiz? Irkçlık değil mi bu?
-Sen hakkaten yüce divanda yargılanacak bir zihniyetsin ya! Ama yok, yüce divan olmaz sana, seni aşşaalık divanda yargılamak lazım… Divan bile olmaz lan, seni bu çekyata yatırıp iyi bi dövmek lazım…

“SERGEN ATI ŞAMPİYONLUK GELDİİİİİ!!!” diyerek fırladım çekyattan! İkisi de korkudan sıçradılar.. Karnımı kaşıyarak, bunların yanından geçip tuvalete gittim. Dönüşte ikisini de şaşkın bir halde bana bakarken buldum.. Çekyata uzandım. Sağ kolumla gözümü kapatıp:

“-Bu topraklara gelmiş en büyük topçu Sergendir olum, Sergen.” Dedim,sızdım.

7 Nisan 2014 Pazartesi

şimdi sen ne diyorsun?


ha sen, diyorsan ki "biz ayrıyken güzeliz" ona lafım yok tabi.zikrine tahammülsüzüm bu fikrin ama saygım sonsuz.olabilir de hatta..çünkü çok güzel bir şiirin melodiyle buluşup,rezil şarkılara güfte olduğunu bilirim..Ki bizim mutluluklarımız bir meleğin sabah alarmı muhtemelen,zira bu kadar ertelenmesinin başka bir açıklaması yok.

ben de biliyorum senin şarkında detone olduğumu...birbirimizin yaralarına çare olmayacağımızı, kanamalı olduğumuzu zaten eski aşklardan.sokakta karşılaşsak,vitrin camlarının seyrine doyum olmaz..koşar adım geliriz görmezlikten..çolak bir adamın,sakat kolunu hep cebine sokuşu tanınmadığı ortamlarda;birinin ona bi tokalaşma mesafesinde durma korkusundan!.biz seninle artık,elimiz cepte konuşuruz,bir okul sırasında tutuşan ellerimizi birbirine dokundurmadan..çolağın endişesi tanınmıyor olmak,bizim tedirginliğimiz birbirimizi tanıyor olmaktan.

ama bilmediğin de var..ben misal,ne zaman seni gördüm sansam dünyanın herhangi bir yerinde,ikinci kere dönüp bakmam.."seni gördüm!"harika bir harf topluluğudur,kabul,ama kim ispat edebilir,benim sen sandığımın bir başkası olduğunu!.."Seni sandım bugün." desem,ne mutlu hisseder kalbim kendini bi bilsen..Hani bugün,öğleden sonra.Tam hani oturacaktım da sandalyeye de gördüm..hani,arkadaşının telefonda gösterdiği şeye kahkaha atan güneş gözlüklü kız...hani üç saniye bakakalıp,oturmaktan vazgeçip kalkıp gittim ya..kim bilebilir ki,onun sen olup olmadığını,tam ben kalkıp giderken senin de beni görmediğini,arkamdan bakıp beni ben sanıp sanmadığını..kalkıp gitmesem,sen olmadığını anlasam bu düşleri bana ne kurdurabilirdiki!.birini sen sanmak ihtimali böyle güzelken,düşün bakalım,seni görmenin güzelliğinin kendisini..

ha sen, diyorsan ki "biz ayrıyken güzeliz" ona da lafım yok tabi.

27 Mart 2014 Perşembe

Beni Kullanma Klavuzu




"-Abi ne tuhaf adamsın,çözemedim seni..." dedi..
"-Anlatırım bi ara..." dedim.. ama anlatmak uzun iş dedim,yazdım..


Tuhaf biriyimdir..Hep böyleydim.Saman kağıdından mektuplar yapardım;Uçak,gemi yaparken yaşıtlarım.Onlar suda yüzdürürlerdi kağıtlarını,ben düşlerimde..Ne zaman canım sıkılsa hâlâ,bir düşüme biner,giderim... 

Hüzün severim..Şiirlerim hüznümden,hüznüm şairliğim yüzünden..Üzümden şarap yapardı köylüler,ben hüzünden harap ederdim kendimi.Olsundu,ben de böyle bi adamdım..Hüzün severim.Ne zaman hüzünlensem,bir Sezen şarkısını hüznüme katık ederim..

Yol severim,yolculuklar..Kaçmak en net marifetim!Yüzleşmekten korkarım korkularımla;Çünkü hâlâ ümitvar olacak kadar yüzsüzüm bu hayatta.Yüzsüzlüğümü vurmayın yüzüme siz yine de..Dedim ya kaçarım diye..Kaçar gider,yine ne edersem kendime ederim..

Acı dağıtırım.Üzdüklerim affetsin!.Bi çok kişiyi düşman etmişimdir kendime her nasıl olduysa..Bana düşman olmayanı da er geç pişman ederim olmadığına..Bir sihirbazım sahnede ve en fiyakalı numaram:İnsan kaybederim..

Sakarım ben abisi..Ne zaman biriktirsem bi şeyler,içimi kelimelere dökerim..

16 Aralık 2012 Pazar

hareket..



niye gider insan?alıştığı,kafası öne eğikken bile hiç bir köşesini ıskalamadan döndüğü sokakları,birilerine sigara tutarak dineldiği kaldırımları,sözlerini anladığı şarkıları,türküleri bırakıp..en yakın arkadaşları,dostları,kendisini terkeden ama halen içten içe sevdiği kızla bir yerlerde karşılaşma ihtimalini ardında bırakıp,bir şehri,bir ülkeyi niye terkeder?..günah mı işlemek istiyordur,acı mı vermek istiyordur,saklanmak mı istiyordur?..hepsi midir,hiçbiri mi?hepsini toplayınca bi gidiş bileti mi eder yoksa?..

bir insan bir yeri terkeder,çünkü başka çaresi kalmamıştır!söyleyecek yeni bir şeyi yoktur!bütün fıkralarına gülünmüştür!o şiir okurken,tırnaklarına bakmaya başlamıştır insanlar!türküsünü bitirdiğinde,"bi de şunu söylemiştin ya hani,söylesene bi daha!" demiyordur artık kimse!kapatıyoruz mahiyetinde söndürülür ya bir mekanın ışıkları;işte öyle susmuştur herkes!buluşmalara geç gitmesi sorun olmaya başlamıştır,onu beklemek zor gelmeye başlamıştır artık!artık ısrar edilmiyordur yapsın diye,söylesin diye bir şeyi!başka şansı kalmamıştır!

bir insan bir yeri terkeder,çünkü insanların vardığı yargılardan,verdiği kararlardan bıkmıştır!sabretmesini söyleyenlerin sayısı günden güne artmaktadır.o artık sesini fazla yükseltmemeli,sivrilmemelidir!çünkü,ona bunu söyleyenler,onun zamanının geçtiğinin farkındadırlar.ona güvenli bir liman yaratma derdindedirler..ona beklemesini söylerler..sabretmesini..beklemekten başka marifeti olmayanlar için,koşmak bir masaldır..bi masalın ardına düşmemsini isterler..bir insan bir yeri terkeder,çünkü beklemekten sıkılmıştır!

bir insan bir yeri terkeder,çünkü inancı kalmamıştır!masumiyetini yitirdiği andan itibaren akmaya başlamıştır kum saati!zaman aleyhinde işlemektedir ve insan görmektedir bunları!inanılmaz,akıl almaz bir hızla birbirini kovalarken akreple yelkovan,budalalık değil midir insanın durması!üstelik,ömrümüzün sonuna eklemeyecek tanrı,gülmediğimiz dakikaları!bir insan bir yeri terkeder,çünkü akrep sokmuştur yelkovanı!

bir insan bir yeri terkeder..öylece gider..bazen hiç bir sebebi de yoktur,bazen o kadar çok sebebi anlatmaya zamanı da,mecali de,isteği de..bir insan bir yeri terkeder!gider,"bütün aşklar yüreğinde."ardına bakmamak marifet gibi döner dolanır dillerde..ama bilki,adam derim,çizerim adının altını,ardına baka baka,bıraktıklarını göre göre gidebilene!

bir insan bir yeri terkeder,çünkü başka çaresi kalmamıştır!..

eyvallah..

22 Ekim 2012 Pazartesi

melodi..


uzun mu uzun bir yol..yol değil aslında,koridor..ama ben yol olarak hayal ediyorum o an..ve kafa nasıl boş biliyo musun?bilmiyosun..ben bile bilmiyorum,bilemiyorum nasıl o kadar boş olduğunu o kafanın..son 3 aydır kafam olmuş otoban,için filler tepişiyor ve böyle bi yarım dakikalığına,muhteşem bir boşluk..

hikaye bu değil!hikaye şu:"bir şarkı!"

o kafamın içindeki sessizliğin içine dolan,o boşluğu saran,sarmalayan,dolduran efsunlu bir ses!ağır ağır bir şarkı mırıldanan bir kadın..durun!!herkes dursun!!dur dünya,zaman dur!!..hep böyle kalalım..ben hep böyle huzurlu olayım,o şarkı hep böyle devam etsin..aklımın orta yerinden,kalbimin boşluğuna doğru..susun!..gözlerinizi bile kırpmayın,kirpiklerinizin çıkardığı ses bile bölmesin bu şarkıyı,herkes sussun!!

...
......
........

ve ne yazık ki,bu duamız da ulaşamadan tanrıya,kesildi müzik,sustu kadın,bitti şarkı..bitmeseydi..ne vardı,bitmeseydi..

"hayatın içinde böyle güzel sürprizler var diye,kalkışmıyorum intihara böyle bilinsin..belki bir kadının sesinin olabileceği en güzel tınıda,daha önce hiç duymadığın,ve başkasından duyduğunda asla sevmeyeceğin bir şarkın olur..hiç anlamadığın bir dilde,ve hiç bir zaman anlamak istemeyeceğin belki de...

o şarkı,
o ses ve o şarkıyı söyleyen..
o kadar güzellerdi ki..
ancak o kadar olur zaten.."


31 Aralık 2011 Cumartesi

Camila Vallejo



yaklaşık 2,5 aydır Şili öğrenci hareketlerini yakından takip ediyorum.Arap Baharı denilen ve "Devrim" olduğu iddia edilen şeyin ardından,Şili'de yapılan şeye bir kere daha bakmak gerekli sanıyorum.Mısır ve Libya üzerine yaşadığımız bir tartışmada,arkadaşlarıma anlatmaya çalışmıştım.Ancak toplumun "benimle aynı fikirde değilsen saçmalıyorsun" duyguları tartışmayı ileriye taşımamıza engel olmuştu.zaten bu tür konuları asla ve asla konuşmayacağım artık.sadece yazmaya çalışacağım burada.başkası sinirlerimi yıpratıyor.

Arap dünyasına bir kere daha dönüp bakmalı benim canım,"sabit fikirli,kulaktan dolma" arkadaşlarım..Tahrir Meydanının bir kere daha kana bulanmasına dönüp bakmalı.Libya'da "Kaddafi gitti de,şimdi ne bok yicez?" olarak özetlenebilecek siyasi boşluğa bir kere daha bakılmalı!.Arap dünyası,oldum olası ciddi bir ideolojik hareket bilincinden uzak bir kültür..bu nedenle de devrimden çok isyan oluyor yaşananın adı!

Camillia Vallejo,Şili'deki öğrenci hareketinin lideri..bizimkiler yakında bu kızın güzelliği üzerinden magazinsel bir düelloya girişecekler muhakkak.bu kızın-varsa- sevgilisiyle öpüşürken ki resimleri,-çekilirse- bir türk magazincisi tarafından çekilecektir eminim.onun mücadelesi güzel gözlerinin gümbürtüsüne gidecek ve yazık olacak..öyle hissediyorum,umarım yanılırım!

Neruda'nın çocukları,büyük bir mücadelenin içindeler şu an..ne yaptıklarını,ne istediklerini çok iyi bilerek,planlayarak,inanarak yürüyorlar..şu ana kada 2 bakanı istifa ettirdiler.sınıf ayrımcılığının canına okuyacaklar,istedikleri,düşledikleri yarınlara ulaşacaklar umarım!

Neruda'nın şiirleriyle büyümüş bu çocuklar, "Devrim,Romantiklerin işidir!" diye yürürken yarınlarına,Allende'nin ruhu onlara ışık tutacaktır!

"Binlerce Şililinin bilincine ektiğimiz tohumun köklerinin sökülemeyeceğinden kesinlikle eminim.Ellerinde güç var, bizi ele geçirebilirler, fakat ne suç işleyerek ne de zor kullanarak toplumsal gelişmeleri durdurabilirler. Tarih bizimdir ve onu halk meydana getirecektir."
Salvador Allende

"Burada bulunan tüm arkadaşlara, bu tarihi sürecin önderlerine burada büyük bir çeşitlilik olduğunu göstermek istiyorum. Birçok bayrak, renk, siyasi eğilim, örgüt görünüyor. Bu gerçekten bu hareket için hayati. Ve devrilecek, Pinochet'nin eğitimi devrilecek!

Çeşitlilik ve genişliği vurgulayalım ve bu yolda, birlik içinde yürüyelim. Bu yolda devam edersek, başarı ve zafer Şili halkının olacak. Hepinize kocaman alkışlar, burada bulunduğum için size teşekkür ederim."

Camila Vallejo

25 Kasım 2011 Cuma

an.

bu kadar güzel yazılır mı?yazılıyor..ben yazamam,yazan yazıyor..

yazı aşağıda linki de burda :


Sandığı her açtığımda naftalin kokmasa içi, denizin suları yakmasa gözümü tuzlu tuzlu, Çukurova turunç kokmasa baharları, bahçe kapısından her girdiğimde annem adımı seslenmese, merdivenlerden koşarak inmesem, kana kana su içmesem terli terli, iki tek önümde akmasa boğazımdan dayımın balkonunda, yorulmasam çıkarken mahalle yokuşunu, çocukluk arkadaşlarım büyümese benden habersiz, günün hangi saati olduğunu bilmesem, her konuşmak istediğimizde susmasak… anlayabilirim, belki. Anlatsana.

O gün gelir, biz beklerden, gelip geçer. Yolun ortasında durma. Aklım çıkacak gibi oluyor. Ya yollar kandırır da götürürseler seni. Yürüsen belki yetişirdim, koşuyorsun.

Balkonun kapısını kapa, üşüdüğümde daha çok aklıma geliyorsun. Sen giderken, ağlayasım geliyor. Susturamıyorum. Soramadım ama nasılsın?

12 Temmuz 2011 Salı

Srebrenitsa!

ben bi çocuktum daha..babamın gözlerinin yaşardığını hatırlıyorum dün gibi..bir insanlık kıyımı görmüştü ömrüm."binlerce insan" diyordu televizyon,"vahşice katledildiler!!"..kıyıldı canlarına,insanlığın orta yerinde..insanlık gözünü yummuştu bu kıyıma..

ben bi çocuktum daha..annemin dudaklarının büzüldüğünü hatırlıyorum.ayakları tutmayan Elif Nenemiz vardı,komşumuz.onun evinde izlemiştik katliamın görüntülerini..Elif Nene dua ediyordu ölenlere,kalanlara..ben bi çocuktum..çocuklar yakılmıştı orada!

Srebrenitsa'yı unutmayacagız...Unutmadık!..eger elinden gelen buysa,tek yapabildigi buysa,varolmak adına:KAHROLSUN İNSANLIK!!

2 Haziran 2011 Perşembe

devran!



avukatı konuşmuş dayının,"niye sorgulandığını bilmiyoruz!" demiş..ben söylerdim de,bende kalsın boş ver sen..

seni alkışlayanlar,sana duacı olanların.."bu ülkeyi komünistlerden temizledi!" diyerek;bu ülkenin bağımsızlığından başka derdi olmayan fidanların,dara çekilmesine yüreği darlanmayanların..o günler hatırlandığında yüreği yanmayanların kaçı çocuğuna Kenan ya da Eylül adını verdi ki..kaçı korkudan başka bir duyguyla baktı sana!?kaç Mahir,kaç Deniz,kaç Yusuf bu ülkeye vurduğun "darbe"yle yaşıt,düşündün mü hiç!


o kadar haksızlık ettin ki,o kadar can yaktın ki dayı sen,"Barış Gücü"müze gitti..

keser döndü,sap döndü;gün geldi,hesap döndü..ver şimdi o hesabı senden cevap bekleyen milyonlara..ama kimsenin defterine yazma bi daha!

27 Nisan 2011 Çarşamba

St Pauli




facebook'ta yaptığım küçük bi paylaşım ve üzerine dönen geyikten sonra,harbiden neden anlatmıyorum St.Pauli'yi..ya da bugüne kadar neden anlatmadım..şudur efendim hikayesi:

St. Pauli; Hamburg’un en yoksul semtlerinden biri olan St Pauli semtinde,Liman işçileri ve semt yoksulları tarafından 1910 yılında kurulmuş sevimli mi sevimli bir "Dünya Klubüdür!".semtin nüfusu sadece ve sadece 30.000,ama dünyada bulunan destekçi sayısı yüzbinleri buluyor.çünkü hümanist düşünceyi,iliklerine kadar sindirmiş olan bu güzel semt,dünyada ki,bütün ırkçılık karşıtlarının sempatisini kazanmış durumda.

renklerinden bile ne kadar farklı,ne kadar sıradışı olduklarını anlayabilirz aslında.bunca yıldır futbol takip ederim,St Pauli dışında resmi renkleri "Kahverengi-Beyaz" olan başka bi klüp ne gördüm,ne işittim.2007 yılına kadar stadlarına elektronik tabela sokmamışlardır.o tarihe kadar elle değiştirilen manuel skor tabelaları kullanmayı sürdürmüşlerdir.


Almanya’nın hemen her kulübünde Neo Nazi kökenli taraftarlara rastlanırken, dazlaklar St Pauli’nin kapısından bile geçemez.sıkar biraz... Neredeyse kulübün sempatizanlarının tamamı sol görüşlü. Bu üst kimlik, tribünlerde, ailesiyle gelen işçisini, anti faşistleri, evsizleri ve sokakta yatanları da birleştiriyor ve 90 dakikalığına birlikte her şeye isyan ediyorlar.

St Pauli taraftarının bu kemikleşmiş kimliği 80’li yılların sonunda yaşanan bir olayla iyice pekişti. Takımın kalecisi Volker Ippig, bu tarihte insani yardım amacıyla iç savaşın hüküm sürdüğü Nikaragua’ya gider. 1 yıl sonra dönünce taraftarın gözünde efsane olan kaleci Volker Ippig, takıma da anarşist havayı dağıtır.

1980’lerin başına kadar ortalama 1600 seyirciye maç oynayan takım, şöhretini arttırınca her maç 22 bin 500 kişilik Millerntor Stadı’nı doldurmaya başlamış. Hatta taraftarları, 2001-2002 sezonu öncesi satışa çıkarılan 10 bin kombine bileti 27 dakikada bitirecek kadar kulübe bağlı olduğunu kanıtlamış. Tribünlerindeki, Che Guevara, Marx ve Kuru Kafa (Korsanlarin simgesi) posterlerinin yanı sıra metal müzik guplarından AC/DC’nin şarkısı eşliğinde sahaya çıkan St Pauli futbolcuları, Türkiyelileri hedef alan Solingen Katliamı’nın ardından da Türkçe yazılmış, “Faşistleri Defedin, biz hepimiz kardeşiz!” pankartı taşımışlardı. 1997 yılında Liman hastanesinin kapatılmasına karşı, liman hastanesi çalışnaları ve semt halkı ile birlikte eylemler yapan ST Pauli Spor Külübü Futbol takımı Hükümet hastanenin kapatılmasını durdurmazsa „Hükümeti Kaleye Koyup Penaltı Atacağız“ diye pankart taşımları ilede dikkatleri üzerlerine çekmişlerdi.

Almanya’nın en büyük liman kenti Hamburg, denizcilerin ilk uğrak yeridir. Ayrıca zengin Hamburg’dan kopan ve tarih boyunca dışlanan, fakirlik ve geri kalmışlığın da etkisiyle tüm marjinal gruplara kucak açan ve Almanya’da en çok punkçıya rastlanan yerlerden biri de yine St Pauli‘dir.

Saint Pauli Cumhuriyeti (!) Dünya Kupası’na da Katıldı

Kahverengi-beyaz gibi kolay kolay seçilmeyecek bir forma rengine sahip olan St Pauli kulübü, kendini aynı zamanda bir milli takım olarakta görüyor! FIFA üyesi olmayan ülkelerin katıldığı 2006 FIFI Dünya Kupası’na da St Pauli Milli Takımı adıyla ev sahipliği yaptılar. Kupaya, KKTC, Zanzibar, Tibet, Cebelitarık ve Grönland gibi ülkeler katıldı. KKTC’nin şampiyonluğuyla sonuçlanan turnuvada, St Pauli taraftarı yine farkını göstermiş ve Tibet’i 7-0 yendikleri maçta, zayıf rakiplerine daha fazla gol atmamaları için takımlarını uyarmıştı.

St Pauli kulübünün başkanı Corny Littmann Tunus asıllıdır. Littmann, 2003 yılı başında krizin kulübün her noktasında hissedildiği dönemde göreve talip olma yürekliliğini gösterdi. Aynı zamanda bir tiyatro yöneticisi olan başkan, koltuğa oturur oturmaz kulübü içine düştüğü bataktan kurtarmak için kollarını sıvadı.

Takım 3. Lig’de kümede kalma mücadelesi verirken, Almanya çapında “St Pauli’yi kurtaralım” yardım kampanyası başlattı. Bu kampanya kapsamında 140 binden fazla tişört satılırken, 900 bin avro gelir elde edildi. Kulübe ait Hamburg’daki Gençlik Merkezi’nin satışından da 720 bin avro geldi. Aynı zamanda “St Pauli için içelim” bağış kampanyası da, hem kulübe kaynak hem de taraftara neşe getirdi. Sonunda St Pauli takımı daha alt liglere düşmekten kurtuldu.

Ayrıca, 2005-2006 sezonu Almanya Kupası’nda yarı final oynayan takım, Burghausen, Bochum, Herta Berlin ve Werder Bremen’i eleyerek Bayern Münih’e rakip oldu. Ancak dev rakibine 3-0 yenilerek elenmesine karşın o sezon 1 milyon avroya yakın gelir elde etti.

BJK ve FB’de 2 St Pauli’li Var
St Pauli’de Almanya’nın diğer kulüplerinde olduğu gibi çok sayıda Türkiyeli futbolcu da forma giydi. FB’li Deniz Barış ve BJK’li Uğur İnceman, bu kulübün havasını soluyanların başında geliyor. Hatta Deniz, bu takım 2. Lig’de oynarken attığı golle 1. Lig’e çıkmasını sağlayan futbolcu olmuş. Hayli ve fakâr bir camia olan St Pauli de Deniz Barış eşini kaybettiğinde kendisini unutmadı ve o hafta oynadığı maça siyah pozu bantla çıkıp saygı duruşunda bulundu. Şu anda da takımın kadrosunda Serhat Yapıcı ve Deniz Naki iki Türkiye kökenli futbolcu yer alıyor.

Daum’a Destek Verdiler
St Pauli’liler, Christoph Daum’un kokain kullandığı ortaya çıkınca yaşadığı zor günlerde kendisinin yanında olmuştu. O dönem özellikle Bayern Münih Menajeri Uli Höness, Daum’u sert biçimde eleştirirken, St Pauli’li taraftarlardan bazıları, ironi olarak “Ben de Daum’la beraber kokain içtim. Malı da Höness’ten aldık” şeklinde bir imza kampanyası başlatmıştı.


İşte Fc St. Pauli’yi rakiplerinden farklı kılan da, onun anti-faşist yapısı ve olaylara farklı bakışı.

seviyoruz ve can-ı gönülden destekliyoruz kendilerini!



forza St Pauli,Forza antiFA!!



kaynak:hamburghaber.com

26 Nisan 2011 Salı

Potsdamer Platz

zaman herşeyin ilacı mı bilmem de usta,zaman her şeyi değiştirebilcek kadar güçlü..ışık yanar yanmaz karanlık hiç olmamış gibi oluverir ya bir anda;modern binalar yükseliverir modern çağın orta yerinde;daha öncekiler hiç yıkılmamış gibi..

Potsdamer Platz/Berlin-1945



Potsdamer Platz/Berlin-2011

5 Şubat 2011 Cumartesi

HINCını ALdın mı?



adı koyulurken aslında,kader çalışmaya başlamış karakterine işlemeye adının anlamını.bugüne kadar her gündeme geldiğinde kendinden biraz daha nefret ettirecek bir sebeple gündemdeydi..bugünlerde yine öyle..

twitter'a öyle şeyler yazdılar ki insanlar-ya da ben dün öğleden sonra görebildim yazılanları- hayırdır,noluyo dedim.sonra baktım,okudum yazdığını.yazanın hıncal uluç olması nedeniyle yazının yazılış şekli garip gelmedi bana.onun tarzı bu.ister sevin ister sevmeyin..

umarım House sevenler bana kızmazlar ama,ben hıncal uluçu çokça benzetirim House'a.üstelik bütün bölümlerini bilgisayarda toplayıp,son iki hafta 3 sezon izleyince,üstüne hıncalı bir daha karşılaştırınca,kesinlikle daha emin oldum.her ikisinin de beslendikleri nokta,insanların onlara olan kızgınlığı..psikolojide bunun karşılığı ne bilmiyorum ama;günlük hayatta,kendilerini mutlu hissedebilmek için karşısındakine düşüncesizce sallayan insanlara "hödük" diyoruz biz!!ortak noktaları ikisininde hödük olması..yapacak bi şey yok..

gelelim yazılan yazının içeriğine.gecen günlerde hayatını kaybeden Defne Joy Foster için yazmış.."su testisi su yolunda kırıldı" da demiş,"evli bir kadının,bir annenin bekar erkeğin evinde ne işi var" da demiş..bugün hıncal uluça gitsen ve niye bunu yaptın desen,aslında hepimizin bunu bildiğini,içten içe kabul ettiğini,ama söyleyecek kadar cesur olmadığımızı söyleyecektir..hep böyle yapmıştır o..ve evet haklıdır!hepimiz farkındayız olanların.aynı zamanda yazıda,"kerata" diye bahsettiği,evli bir kadını evine götüren,yeğeni gibi olduğunu söylediği adam hakkında da çok şeyin farkındayız..olayın kadın tarafına "kahpe" damgası vurup,"şerefsiz" damgası vuramadığın kişiye "kerata" dediğinin de farkındayız!o kadının evli olduğunun,çocuğu olduğunun,yaptığı şeyin belki yanlış olabileceğinin farkındayız!ama yeterince cesur olmadığımız için değil,belki de "yeterince insan olduğumuz için!" artık bu tür şeyler söylemenin bi faydası olmadığının farkında olduğumuz için susuyoruzdur..geride kalan bir adamın;karısını kaybetmenin acısı yetmişken,bir de başka şeylerle canını sıkmak bize ne fayda sağlar ki..biz annemizle babamızın gece yatak odasında ne yaptığını da biliriz,ama bunu açık açık dile getirmiyorsak,korkak mıyızdır!?bu adam sevdiği kadını,çocuğunun annesini kaybetti..onun canını daha fazla niye yakmak isteyelim ki...

hıncal uluç evli değil..çocuğu yok..ve bana kalırsa bu adam hayatta hiç bir kadına aşkla bağlanmamış..onu yeryüzünü en temiz,en günahsız,en muhteşe varlığı olduğunu kabul etmemiş..etseydi söyleyemezdi bunları!kendini rahatlatmak için,cümle aleme "bakın ne kadar cesurum!" gösterisi yapmak için,başka bir adamın beslediği aşka leke sürmeye kalkmazdı..

belki de adının hakkını veriyordur ne dersiniz..hiç mutlu bi adam olamadığı için,hiç bir kadın onu mutlu etmediği için,geri kalan bütün kadınlardan ve bir kadının aşkıyla mutlu olan bütün erkeklerden HINCını ALıyordur..

3 Ocak 2011 Pazartesi

muhabbete bak ya:)

2 foto paylascam..birincisi cok uzun zamandir donup duruyo da,bu ikinciyi daha demin gordum vallaha..2.sindeki soruya yaklasim tarzi bi nevi herifin hayata yaklasimina dair ipuclari tasidigindan farkli basliklar altinda degerlendirilmelidir de,resimin uzerinde,resimi ekleyen tarafindan dusulmus bi not var:"soruya bak lan tabi ki KANKAM!" yazmis herif..bakin ben oyle ak sakalli dede,cami onu amcasi falan degilim ama,hayat tecrubelerimden ogrendigim sudur ki,ben bu soruya zank diye o cevabi verecek olan adamin alnini karislarim!hakkaten kankalik bi durumum varsa da,oracikta butun muhabbeti bitiririm..bu nassi yalan a.q.!

uzatmayalim.fotolara geciyorum efenim..(ikinciye dikkat ikinciye!:) )
foto 1:


foto 2:

2 Ocak 2011 Pazar

koleksiyoncu!



koleksiyon yapmak..biriktirmek..toplamak..bir araya getirmek..

en meshuru pul biriktirmektir.kiz tavlama geyiklerinde cokca bahsi edilen bir espiridir "gel eve gidip sana pul koleksiyonumu gostereyim!"..siz biriktirir misiniz bir seyler..her biri turlu hikaye barindiran seyleri saklar misiniz..benim misal,bilet saklamak gibi bir huyum vardir..nisanlimla gittigimiz bir sinema filminin,lise arkadasimla gittigimiz bir macin,bir muzenin biletlerini saklarim..tam bir koleksiyon degildir ama o..cunku ben o biletleri bir yerde biriktirmem.hayatta atmam,getirrim eve ve birakirim bi yere.bir gun bir yerde karsilasirsam da o hatirayla,o gunu yeniden anarim iste..

bir diger koleksiyonum da,barlardan aldigim bardak-sise altliklaridir.ama bu da,bilet hadisesine benzer biraz..cok duzenli bir depolama yontemim yok bu is icin de maalesef..

ama asil hastaligim,asil koleksiyon merakim baskadir benim..kimi insan,gittigi bir yeri guzel yemekleri icin sever..gittigi yerde yeni lezzetler arar..kimisinin amaci tarihi bir yerler gormektir..kimi iyi bir manzaraya tav olu falan..ben,gittigim yerde insan tanimak isterim usta!koleksiyonculuktan sayilirsa eger,evet ben insan biriktiririm..ve bu kez,digerlerinin aksine,cok daha ozenle saklar,not alir,yazarim..aslinda bazen blogda yazip yazmamak adina kararsiz kaliyorum.hani ister mi ki hakkinda yazilmasini diye..belki izin alabileceklerimden baslayarak yazarim ileride.sorun su ki,bi cogunu bi daha bulmam,gormem cok zor.cunku yol ustunde muz satan 19 yasinda ki Bahadir'di bi tanesi..digeri Lefkosa'da Maras Kahvesi'nin onunde oturan Yaser amcaydi.biri bana ta o gunden izin vermisti yazmam,anlatmam icin aslinda.29 sene bir kadinin yolunu beklemis olan Mehmet Abi.o hikaye de oyle bi hikayeki kalemime guvenemiyorum bi turlu yazmak icin..denerim bi ara,,cunku gercekten anlatilmaya deger hikayeler biriktirdim diye dusunuyorum heybemde.anlatilmali,paylasilmali dedigim hikayeler..

sizlerden de gelirse boyle insan hikayeleri,sevinirim..burda paylasilabilir olmasi gerekmez..sadece kendi koleksiyonum icin istiyorum.yuz yuze konusmanin,gozlerinin icinden hikayeyi secip cikarabilmenin yerini tutmaz muhakkak.olsun,varsa boyle insan hikayeleri,gercekten duymak isterim.cikaracagimiz dersler de olabilir,hikayesine ilistirebilecegimiz bir tebessumumuzde..bekliyorum ha,unutmayin:)

iyi pazarlar hepinize..

24 Aralık 2010 Cuma

"ama"na koyim!


Gecen ay icerisinde 24 kasim ögretmenler günü kutlandi.tekrardan bazi ögretmenlerin bu özel günü kutluamak isterim buradan.ama dedigim gibi;“bazi“ ögretmenlerin.cünkü hayatta öyle ögretmenler tanidim ki,sadece o meslegin degil,insanligin yüz karasi olmaya adaydir kendileri.

Bu sayfada yeri geldi densizce yazilar yazdim..maksat muhabbetti ya..salladim bi seyler.yeri geldi laf soktum birilerine alttan alta..ama emin olun ki,hic bir zaman subjektif olmadim..bu yaziyi da bütün objektif dugularimi devreye sokarak yaziyorum:)

Hepimizin basina gelmistir derste nutuk hadisesi.devletten matematik veya fen bilimleri dersini vermek icin para alan bir zat,zart diye baslar bi nutuk cekmeye..lafin gelecegi yer asikardir.basta bir top cevirme hadisesi gibi görünür,ama en olmadik yerde ataga cikar,kalenize bindirir de bindirir..KARSIYIM!laf soktuklarinin biri her zaman muhakkak ben oldugum icin degil;bu kisinin,bu laflari söylemek görevi olmadigi icin,haddine düsmedigi icin!!üstüne vazife olmayan seylere burnunu sokan herkese karsi oldugum icin karsiyim!!

„ben,sizin iyiliginiz icin söylüyorum!“ diye lafa baslayan herkese sokacak bi lafim vardi benim,ama susmak zorundaydim..cünkü Türk Egitim Sistemi bizleri hocanin elindeki not defterine mahkum etmisti..evde baba korkusu da eklenince,süper güc konumuna gelen bu olguya boyun egmistim.onlar sükretsinler ki,ben daha 17 yasina basmamistim.zaten 17 yasindan itibaren katildigim ders sayisi bellidir.o saatten sonra bu tür hocalarin hic birini takmadigim onlarca arkadasimin sehadetinde ispatlidir.bu yaziyi okuyacak lise arkadaslarimin yalanim varsa yalanlamaya haklari da vardir.kapiyi carpip siniftan cikmisligim da vardir,hocaya kafa tutmuslugum da..cünkü ders anlatmak icin aldigi parayi nutuk cekerek cebe indirmeleri noktasinda ortaya cikan haksizliga,sessiz kalarak ortak olamazdim..olmadim!

Derste nutuk cekiyor adam,bak dinle:“biz iyiliginiz icin konusuyoruz oglum,yoksa bana ne!okumayip cöpcü mü olacaksiniz!!“ diye bas bas bagiriyor adam..ve sinifta,babasi gercekten cöpcü olan bir arkadasimiz var!!!cocuk dolu dolu gözlerle dinliyor hocayi!hemen yanimda oturuyor arkadasim,ve vücut isisinin yükseldigini birebir hissediyorum!yazik degil mi peki o cocuga,o babaya!yaziklar olmasin mi o hocaya!!

Adamin biri,lise 1 okurken bana :“2 hafta sonra veli toplantisi var.baban gelsin okula bak ben ne yapiyorum.yedigin boklari anlaticam!diyecem seni ayagindan tavana assin!“..babam o toplantiya gelirse,ve bu adam bu sekilde anlatirsa,hakkaten sicmisim!isin komigi o dersten aldigim yazili notu 70 küsür..ortalamanin üzerinde basariliyim yani..ama herif benim jöleli saclara,koridorda yaktigim türküye,sesli gülmeme takmis!!..neticede 2 hafta sonra o toplanti vakti geldi.ben de akli basinda her normal insan evladi gibi babama söylemedim..daha dogrusu korkumdan söyleyemedim!!ama bizim baba duyarli bir veliydi..toplantidan sonraki hafta cikti geldi hocalarla görüsmeye,ve foyam ortaya ciktiiii…hem yedigim boklari(!) anlatti herif,hem toplantiya gelmedigini anladi babamin..bi de o eklendi ki sorma!!ortalik ellialti!!!ne mi oldu sonra?babamla bir daha hayatim boyunca düzeltemeyecegim boktan bi iliskim oldu..gitmedim okula..Antalyaya geldim..sene basi oldu,aile beni okula gidecek diye cagirdi bi daha Urfaya..okula gidiyorum saniyorlar,ne gezer..cikiyorum evden.dolaniyorum sokak sokak..aksam tekrar dönüyorum..arkadaslar beni Antalyada saniyor hala,baba okulda saniyor..o foyamda ortaya cikti..DARBE-2:arkadaslarin gözünde de,yalancinin önde gideni olduk mu bu sefer!!kactim gittim Antalyaya bi daha..aileyi kaybettim arkadaslarin,gözünden düstüm usta!arkadas dedigim de,her biri milyona bedel birer aslan parcasi ha!!!

Ne ailem bilir bu hikayeyi ne arkadaslar..ilk defa burda yazdim iste..okurlarsa anlarlar..bir hocanin görevi midir peki,bir aileyi bu hale sokmak!!gencecik bir delikanliyi bütün arkadaslarinin gözünde bu duruma düsürmek!!benim hayatimi alt üst eden o pezevengi ben bugün halen buldugum yerde kendimi tutamam da,ceker vururum diye icimde bu kadar öfke biriktirmissem,memleketi terketmissem,o can arkadaslarimdan onca yil ayri kalmissam,benim iyiligim icin mi söylemistir o orospucocugu bu laflari!!!

Arkadas baska bi seydir usta..bagrina basti beni onlar tekrardan ama..babam affetti,oldu bitti dedi ama!!!!!..ben yerimden yurdumdan oldum!onca senem heba oldu..diyecek ki sorsan,ben senin icin söylemistim ama bunun olacagini tahmin edemedim..ama tahmin edemedin mi?17 yasinda gül goncasiydim lan ben!aslan gibi delikanliydim!konustum mu arkadaslarim agzimin icine bakiyodu benim.futbol oynuyordum,siir yaziyordum,mutluydum ulan!bensiz muhabbeti haram sayiyordu cocuklar,o kadar seviliyordum..herifin birine omuz koydum diye kavga ettik,arkadasim girdi benden önce kavgaya,düsürdüler omuzu cikti!ugruna omuz verdigim adam koca bi yalanci diye düsündü o cocuk,ne „ama“si!!!!deli gibi yagmurun yagdigi bi gün dolmus parasi yok cepte.arkadasim babasinin arabayi caldi beni eve birakmak icin.vurduk arabanin arkasini.cocuk babadan essek sudan gelinceye kadar dayak yedi..yalanci bir pic kurusu icin mi yedi lan o dayagi!!??!!ne „ama“si!!babam aman eksik kalmasin diye bilgisayarimi da aldi,harcligimi da koydu cebime..ceketin kravatin en iyisini aldi,spor ayakkabinin en fiyakalisini!beni o adamin gözünde „olmaz olsun böyle evlat!“noktasina getirdin ulan ne „ama“si!!! ne „ama“si lan,amana koyim ne amasi!!!

Bir hayati rotasindan cikardilar..suyumun akisini degistirdiler usta.o herif sicak yataginda simdi..ailesinin icinde,arkadaslarinin yaninda!ben nerdeyim usta…

Olmaz olsun böylesinin hocaligi,ögretmenligi,adamligi,insanligi….

Ne „ama“si usta…Ne „ama“si!!

Abdülhamid



Sultan Abdülhamid diye bir adam var tarihte..hakkinda o kadar acimasizca seyler söyleniyor ki üzülüyorum..ben Istanbul’dan hep uzak durmusumdur..sebebinini soranlara anlatma geregi duymam ama,bugün söylemek istiyorum:Istanbul benim icimi yakar da,ondan!Osmanli’yi hatirlatir bana Istanbul..Kanuni Sultan Süleyman’i, Yavuz’u,Fatih’i..bakmayin burda atip tuttuguma,ben hala bir filme hüngür hüngür aglarim..erkeklik,delikanlilik falan hikayedir bir yerde yani..o muaazzam günleri görmüs bir sehri,Istanbul’u hic görmeden yillarca Osmanli’yi okurken aklimda canlandirdigim sehri öyle göremeyecegimi biliyorum ya..korkuyorum bi yerde..Burak Demirkol kardesim bu satirlari okur da,benimle alay etmekten vazgecer umarim:)neyse..konumuz Abdülhamit..liseye giden adamin da,ortaokul veledinin de kizgin oldugu bi adam bu..bense hep acimis ve takdir etmisimdir kendisini..

Aslinda ona herkes kizgin..avrupa hinclidir ona.30 yil emperyalizmin yolunu kesen adam budur ya,ondan kizgindir..kendini üstün zeka,zehir politikaci sanan avrupaliyi parmaginda oynatmistir.hem de öyle dedeleri gibi savas,top,tüfekle degil…diplamasiyle..ondan kizginlar…

Ermeniler de ona kizgin..cünkü Abdülhamit,Hamidiye Gönüllü Süvarileri diye bi sey kurup bunlarin Ermenistan projesine sekte vurdu ya.. ermeniler ona olan kiginliklarindan,ona “Kizil Sultan” derler.. ondan kizginlar..

Yunanlilar da kizgin..Abdülhamit tuttu,1890 küsürde Atina kapilarina indi..nefretlerinin sebebi bu ona karsi…ondan kizginlar..

Yahudiler de kizgin…o olmasiydi,simdi hepimizin kizdigi,pek cogumuzun nefret ettigi Israil 50 sene daha erken kurulmus;dünyanin basina 50 sene daha erken,50 sene daha fazla musallat olmus olacakti..ondan kizginlar…

Ingilizler de kizgin..cünkü yillarca,hilafet denen olguya karsi tirmaladi ingilizler..ter döktüler..ondan kizginlar..

e Ruslar da kizgin..cünkü Balkan Ittifakini engelleyen adam, Aldülhami’in ta kendisidir..ondan kizginlar…

ulan herseyi birak,Cinliler bile kizgin..dünyanin öbür ucunda ki,cekik gözlü herifler bile kizgin bu adama..niye peki?Döngenler’in,yani müslüman cinliler’in soykirimina karsi ciktigi icin…ondan kizginlar..


herif bu ülkenin en iyi egitim veren kurumlarini kurdu..gencler burada egitim aldilar,aydinliga kavustular,sonra ona karsi oldular..sagci Mehmed Akif de,solcu Tevfik Fikret de..hepsi karsisindaydi..ne yapsaydi kardesim adam..4.Murad’in yetkilerine sahip degildi ki garibim..veya Kanuni’nin ordulari vardi da,yönetemedi mi?.. nedir yani?yetkileri Tanzimat ve Mesrutiyetle sinirlandirilmisti zaten..hakan ve halife sifatlarini kullandi o da..herseyi birak Midhat Pasa diye bi muhalifi vardi..ne yapsaydi??

10 numara hükümdardi,kusursuzdu falan demiyorum elbette..tabii ki kusurlari,yanlislari vardi.
ama bu adami elestirirken gününün sartlarini degerlendirmekten kacinmak yanlisina düsülmemelidir.o adam olmasaydi günümüz devletlerinin bir cogunun yapisi degisik olacakti.tarihin akisini degistirenlerin basinda bu adam gelir..

Biz niye kizginiz peki bu kadar..okumuyoruz ya,bilmiyoruz ya,anlamadan ögreniyoruz ya,hakkinda kaynatilan dedikodu kazanindan cikanlari afiyetle yiyoruz ya…ondan iste…



“bu konuda en detayli yazilar ve incelemeler tarihci Yilmaz Öztuna’nin kaleminden cikanlardir.okumanizi tavsiye ederim.”

17 Aralık 2010 Cuma

Büyüksün!


Lincoln'ün oglunun ögretmenine yazdigi mektup..hep paylasmak istemistim,bugüne kismetmis..

"Öğrenmesi gerekli biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını,
fakat şunu da öğret ona:

Her alçağa karşı bir kahraman, her bencil politikacıya kendini adamış bir
lider vardır.

Her düşmana karşı bir dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak biliyorum,
fakat eğer öğretebilirsen, kazanılan bir doların, bulunan beş dolardan daha
değerli olduğunu öğret.

Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan
uzaklara yönelt onu. eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret
ona.

Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını... eğer
yapabilirsen; ona kitapların mucizelerini öğret. Fakat ona; gökyüzündeki
kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin
ebedi gizemini düşünebileceği zamanlar da tanı...

Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona.

Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu
söylediğinde dahi...

Nazik insanlara karşı nazik, sert insanlara karşı sert olmasını öğret ona.

Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü
vermeye çalış oğluma.

Tüm insanları dinlemesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret...

Eğer yapabilirsen üzüldüğünde bile nasıl gülümseyebileceğini öğret ona.

Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret. Herkesin sadece kendi iyiliği
için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat
etmesini... Ona, kuvvetini ve beynini en yüksek fiyata satmasını, fakat
hiçbir zaman kalbine ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.

Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret.

Ona nazik davran ama onu kucaklama. Çünkü, ancak ateş çeliği saflaştırır.
Bırak sabırsız olacak kadar cesaretine sahip olsun, Bırak cesur olacak kadar
sabrı olsun.

Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece
insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır... Bu, büyük bir taleptir,
ne kadarını yapabilirsen bir bakalım... O ne kadar iyi, küçük bir insan,oğlum..."

8 Aralık 2010 Çarşamba

duvar!



alman tarihi dersinde,konu almanya politikasi..eskilerden konusuyoruz..Hecker,masal gibi anlatiyo.31 yasinda daha,ama cok okumus,cok arastirmis..görmüs gibi,ordaymis gibi anlatiyor..biz de tuhaf duygularla dinliyoruz..DDR'den kacanlardan bahsediyor,dogu bati arasindaki soguk savaslardan,bölünmüs bir devletten,milletten bahsediyor..konuyla ilgili oldugum belli.zira okula ilk geldigim gün sormustu var mi almanya'yi cekici kilan bir seyler diye..berlin demistim..neden demisti,cevap vermistim gülümsemisti:duvari yüzünden!

yapildiginda dünyada degilmis,ama yikildigini hatirliyor.."biz ilkokuldayken" diyor,"bazen sinifa yeni ögrenciler gelirdi.ögretmenlerimiz bize onlari tanistirir ve DDR'den geldiklerini söylerdi..gelmemislerdi,kacmislardi!!"lafa girip "kizim olmadan asla"yi izleyip izlemedikleri sordum.kafasini salladi icli bir sekilde,"izlemeyenlere anlatir misin lütfen." dedi,anlattim..duvarlarin,sinirlarin,diplomatik karantinalarin beni ne cok etkiledigini paylastim.."mahmut berlinle cok ilgileniyor" dedi arkadaslara ve gülerek ekledi:"anlasilacagi üzere,duvari yüzünden..."

bir sonraki ders bir sürprizi olacagini söyleyip cikti siniftan..aranin ardindan döndügümüzde,sinifta kendi yaslarinda bir erkekle konusurken bulduk.selamlasip gectik yerlerimize.sonra tanitti arkadasini.dogu-bati hakkinda uzman bir beyefendi.sonra ayaga kalkip paylasti bizimle bildiklerini..cok enteresan gelen anekdotlar paylasti..o insanlarin bizzat isimlerini verdi.bi kac fotograf gösterdi bize kendi cocuklugundan..

arada bana en cok dokunan anekdotu,kelimelerin üzerinde oynayarak,kendi yorumumu ekleyerek sizlerle paylasmak istiyorum ben de:
"1989..Höpke ailesi 4 nufuslu bir cekirdek aile..baba okul müdürü,anne hemsire.anne batiya gecmek istiyor,demokrasi cekiyor gönlü,kendileri icin degil,cocuklari icin..dogu onun icin coktan katlanilabilir olmus da,cocuklari burda büyümesin,alismak zorunda kalmasin istiyor..baba kesinlikle karsi.kurulmus düzeni bozmak isleyen tekere comak sokmaya benziyor ona göre.cocuklar alisir diyor..hava da ayni,su da!biz yasadik onlarda yasar diyor..annesi laf dinletemiyor babaya!..evde soguk rüzgarlar esiyor..almanya gibi ev de bölünmüs ikiye..görünmeyen bir duvar var evin tam ortasinda!yarisi inattan,yarisi umuttan bir duvar!!baba ayni zamanda sehir komitesinde görevli.bir persembe aksami toplanti icin ayriliyor evden..anne giydiriyor cocuklarini.tutuyor ellerinden dogruca sinira gidiyor.kulelerde vur emri verilmis askerler:"uyarma bile;umuduna kosani vuracaksin asker!!"..bi sey diyemezsin abi,öyle o zamanlar,kacanin da sucu yok,vuranin da..vur emri verenin de yapabilecegi bi sey yok!!!yürüyorlar sinira..anne cocuklarini kaciriyor önce öbür tarafa..önce kizi,sonra kücük olan erkek cocugu..bir yandan kuledeki askeri kesiyor ölüm korkusu ensesinde..cocuk adimini atar atmaz öbür tarafa,askerden "dur!" geliyor..cocuklar bir yanda,anne bir yanda duruyor..iki cocuk da korkuyla basliyorlar aglamaya,asker "susun" isareti yapiyor parmagiyla..anne susun diyorlar cocuklara,susun!!asker bakiyor anneye,sonra cocuklara..anneye dönüyor tekrar,"gec karsiya,al cocuklarini getir" diyor..ama cok enteresan bir sekilde,kulenin arkasina geciyor asker.sirtini dönüyor umuda yürüyenlere..anne ayikiyor o sira.icinde bir umut alevleniyor!geciyor sinirdan..cocuklarin elinden tutuyor ve yürüyor sinira sirtini verip..umuduna yol almaya devam ediyor..gözünün ucu hep askerde..kiz "bizi vuracak mi anne?" diyor..anne gözü askerde cevap veriyor:"hayir kizim,o iyi bir adam.gitmemize izin verdi." diyor..ve gecip gidiyorlar sinirdan..1 yil gecmeden aciliyor sinir..1990 yilinda yikiliyor duvar..ama baba hic bir zaman affetmiyor anneyi!aile dagiliyor..babayla anne arasinda geciyor cocukluklari.bir ondalar,bir onda.."

sonra tahtaya isimlerini yazarak devam ediyor:
"....... ........ cocuklarin annesi.56 yasinda kaybediyor hayatini..

....... ....... kiz cocugu..peyzaj mimari simdi.babayla beraber yasamis yillarca.simdi babasi onun evinde yasiyor.

....... ....... cocuklarin babasi..emekli oluyor.kiziyla beraber,yillar önce kizin annesiyle beraber terkettigi evde yasiyor.kizinin kizini ziplatiyor dizinde..

...."

duruyoruz..hikayenin parcasi eksik."e erkek cocuk?" diyoruz.bu soruyu sordurmak icin bütün o isimleri yazdigini,konuyu zaten o noktaya getirmek istedigini iste o zaman anliyoruz..hassiktir diyoruz!!hocamizla göz göze gelip gülümsüyor:
"o cocuk Gerd KÖPKE..1979 berlin dogumlu..karsinizda duruyor!

7 Aralık 2010 Salı

donan adam!!



o kadar bahsettik ya orda burda soguk diye..bi de fotograf koyim bari..benim hayatta karda cekilmis 2.fotografim bu,cok enteresan..1.si askerdeydi..yemin töreni öncesi.el de filama,üst-bas kamuflaj..bu da 2.si oldu iste.6 yildan fazla olmustu onu cektireli..emir altindaydik,özgürlük ipotekli..6 yil sonra usta,bu kez olabildigince özgür.biri askeri kislaydi,biri üniversite kampüsü..ve ne enteresan,her ikisinde de fotoyu cektirdikten bi kac dakka sonra göz göze gelinmis elektronik birer termometre.ve nedir lan bu biri aciklasin;-6, iyi mi her ikisi de!!!

yasiyorsun abi iste..yillar boyu yürüyosun yollari..hepsi ayni gökyüzünün alti ama,cografya degisiyo ve nemli gözlerle bakiyosun gecmise..sükür yaradana;hayatimdan cikarmak,unutmak istedigim bi dönem olmadi benim..ama sasiriyosun iste neleri hala yasabilecegini gördükce..

bu ara hic yapmadigim seyleri huy edindim ya,bi de bu cümleyi kurayim cekilen 2 karli fotografin üzerine.tam olsun..yani gözümüz arkada kalmasin bir daha söylemeye imkan olmaz diye..ikisi de kar,ikisi de benim hayatim iyi de...iyi de kardesim,Erzincan nereee,Frankfurt nere!!




a ha bu da 3.sü :)

3 Aralık 2010 Cuma

brrrrr!



ben ki hayatta sevmem hava durumundan sikayet etmeyi..yazin "bu ne sicak?" kisin "bu nasil soguk?"culardan olmadim bugüne kadar..ama böyle bi se yok!!!nedir olay?soguktur hava,giyersin montunu,takarsin bereni,eldivenini,atkini...ayakta bot falan kurtarirsin hadiseyi...yok!!yok,yok olmuyor!!ne yaparsan yap,ne giyersen giy,olmuyor..okulun bahcesinde sigara icerken bugun,Türk bi arkadas video cekiyo makineyle,döndü bana:"evet mahmut ne düsünüyosun?"aslinda facebook'ta cok güzel bi cevap yamistim:ne düsünücem,soguk a.q.!! ama fazla samimiyet kurmamisim daha,direk dalmayayim dedim..geveledim bi seyler..ne düsünücem abi,cok soguk yaa!

an itibariyle yukarida gördügünüz fotograftaki gibidir Heddernheim'de durumumuz...artik ben de söyleniyorum soguk yüzünden..bi boka faydasi olmuyo ama,söyleniyorum iste öyle..bu ne soguk kardesim!!donuyoruz abi..cok soguk!!