futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2015 Çarşamba

Aydemir'in Yolu



Bölüm-1/ÖZEL BÖLÜM
Aydemir isimli arkaaşımız,babadan kalma marangozhaneyi batırmış,yaşı nerdeyse 30 olmasına rağmen,çocukluk hayali olan futbolculuğa tekrardan dönüş yapmıştır.Mahallesinin takımı olan amatör futbol kulübü,TERSKÖŞESPOR'a kaydolmuş,müzmin yedek olarak 4 aydan beri kulübede beklemektedir.'Bir gün elbet sıram gelecek!' diyerek kendi kendini motive etmekte,takım arkaaşlarının kaçırdığı pozisyonlara hayıflanmakta,her an oyuna girecekmiş gibi,maç boyunca ortalama 13 sefer bağcıklarını çözüp-bağlamakta,nefes açmakta,ısınmaktadır.Isınmaktan pişik olmuştur,ama umutludur.Pişik neticesinde oluşan paytak yürüyüşünü,Roberto Baççiyyo'nun 94 dünya kupasında kaçırdığı penaltı sonrasındaki mağlup ama mağrur yürüyüşüne benzetmektedir.Yine takımının ender gelişen ataklarının birisidir.bütün kulübeyle beraber birbirlerine tutunup ağır çekim bi şekilde ayağa kalkarak takip ettikleri bi pozisyonda,çocukluk arkadaşı "Eskidokuz Namık" boş kaleye golü yapamaz.Bir ağızdan "Hasssssiktirbeeaaa" diyerek yerlerine giderken,hocanın sinirle yere attığı su şişesi seker,ve Aydemir'in gözüne gelir.Aydemir bir gözü kapalı hocasına koşar:
-Hocam Namık'ı beslemiyolar..Sok beni oyuna sağlı sollu keseyim ortaları,alalım maçı!"
Hoca,2 eli belinde Aydemir'i süzer.
"-Geç lan yerine skmim belanı!" diye tıslar konuşurken ağzından fırlayan hain bir tükürük damlası,bu kez Aydemir'in diğer gözüne denk gelir.2 gözü kapalı Aydemir,el yordamıyla yerini bulmaya çalışır.1 kez yedek kaleci Cemil'in,1 kere de malzemeci İsfendiyar abinin kucağına oturduktan sonra kendi yerini bulur.Tükürük giren gözünü ovarken,"Goooolll" diye yükselen feryat,rakibin attığı 4.golün habercisidir.Bu gölün ardından 2 gol daha yedikten sonra nihayet hakem son düdüğü çalar.Boynu bükük,bi göz kapalı döner soyunma odasına.Duştan sonra çıkarlar tesislerden,düşerler yola..Namık,Aydemir'in koluna girer,beraber yokuş yukarı yürümeye başlarlar...

Bölüm-2/ÇAY..NOLUR DAHA FAZLA ÇAY

(Aydemir’in ağzından)
İtöldüren yokuşu denilen yolu çıktıktan sonra,Kel Nihat'ın kahvesine saptık.Oturmakta olan esnaf ve mahalleli,Namık'la kaçırdığı gollerle ilgili dalga geçmeye başladı.Namık bütün bunlara kahkahalara eşlik ederek,"Hahanapimmınakoyimhaha" nidalaları çıkarmaktaydı.Namık'ın bu tavrı beni rahatsız etti.Taşıdığı formanın kutsallığının farkında değildi.Bu tavır affedilemezdi.Yine de onu taraftarın önüne atmaktansa,seviyeyi yükseltme çabasıyla"...beslenmiyo abi çocuk..kanattan akan yok..şöyle sağlı sollu bi kaç orta...yok,besleyen yok..."ama kimsenin umrunda değildim.Oturanlardan biri,malzemeci İsfendiyar abinin abisi olan Taylan abiydi.Gülmekten yaşaran gözlerini silerken:
"-Ya Aydemir,sen ne zaman oynican oğlum ya.Isına ısına buharlaştın b'olum!!"
hep beraber patlattılar kahkahayı...Namık ibnesi hepsinden çok gülüyodu..ifrit oldum hepsine.."Nihat abi çay versene!" diye bağırdım..Bütün öğleden sonra ve akşam çay içtim..durmadan çay içtim...daha fazla çay...biraz daha fazla çay...

Bölüm-3/YA BİR YOL BUL,YA BİR YOL AÇ,
YA DA YOLDAN ÇEKİL
(Böyle gidemezdi..Derhal yeni bi yol bulmalıydım..)Yaklaşık 60 çay içtikten ve 12 sefer çişe gittikten sonra yolda yürürken bunları düşünüyordum.Evin olduğu sokağa girince,çöp bidonunun dibinde pinekleyen 2 kedi gördüm.Bi süre onları seyrettim.sonra aklıma Beşiktaşlı Olcay'ın "Muhteşem sol ayağımla yapıştırdım!" lafı geldi.Takım malzemelerimin olduğu "Abidas" marka çakma malzeme çantamı usulca yere bırakıp,ökçelerine bastığım iskarpinlerimin sol tekini çevik bir hareketle kedilere fırlattım.PHHFFFFIIIIIIKKKHHH diye bi ses çıkararak kaçıştılar.KKIIIKKHHHEHHEEHEHİİİH diye piç piçgüldüm. bi yandan da sekerek ayakkabıma doğru gittim.ayakkabımı giyer giymez somurtmaya ve yürümeye devam ettim. bikaç metre yürüdükten sonra aklıma çantam geldi.cebimdeki bozuk paraların ses çıkarmasını engellemek için cebimi tuta tuta koşup çantamı aldım.sonra eve doğru yürümeye devam ettim.eve varınca cebimi karıştırıp anahtarı bulmaya çalıştım.bozuk paraların arasında bi yerdeydi.en son cebimdeki herşeyi avuçlayıp çıkardım.7 lira 75 kuruş ve anahtarı çıkardım.kilidi çevirdim,kapıyı kendime doğru çektim.2 sefer omuzladıktan sonra kapıyı açıp eve girdim.tam yatağıma kendimi atmıştım ki,çantayı kapının önünde unuttuğumu hatırladım.tekrar kapıya gidip çantamı aldım,yatağa geçtim.derin düşüncelere daldım.böyle olmicaktı.bu takımda geleceğim yoktu.alacaklarıma karşılık bonservisimi alabilir ve başka bir takıma gidebilirdim.hayır gidemezdim!!çünkü alacağım yoktu!!!hocaya 200 lira borç verip bu alacağımdan vazgeçebilirdim!hayır geçemezdim,çünkü 200 liram yoktu!!!...hayır hayır!bu böyle gitmezdi..önümüzdeki hafta da beni oyuna almazsa,yeni bir yol bulacaktım,kararlıydım..bu düşüncelerle uyudum.rüyamda Beşiktaş'a transfer oluyor,düz koşu yaparken Tolga Zengin'nle samimi şakalaşmam gazetecilerin gözünden kaçmıyordu..

bütün hafta boyunca antrenmanlarda köpek gibi çalıştım..maç günü geldi.hoca kadroyu tahtaya yazdı...ve...

Bölüm-4/YENİ UMUTLAR,YENİ BAŞLANGIÇLAR…
Kadro açıklanmış ancak benim adım yine yazılmamıştı.Bu kadar sabretmişken bu maçın sonuna kadar da sabredebilirdim.Bakarsın maçın ilerleyen dakikalarında,kurtarıcı olarak oyuna sürülebilir,maça hareket kazandırabilir ve takımıma getirdiğim heyecan ve hareketlilikle alınacak galibiyetin baş mimarı olabilirdim.Soyunma odasından çıkıp,tekrar kulübedeki yerimi aldım.Maç başlamış,rakibimiz bizi kendi yarı sahamıza hapsetmişti.Ama bizimkiler iyi direniyordu.Sağlam savunmayla,sadece 2 gol yiyerek ilk devreyi kapattık.2. yarının başında ilk tehlikeli atağımızı gerçekleştirdik ama,Namık’ın vurduğu şut az farkla dışarı gitti.Bu atak takıma biraz heyecan getirse de,rakibimiz bu pozisyonun 30 saniye sonrasında 3. golü bulmuştu.Hocamın gözünün içine bakıyordum.beni oyuna almalıydı.bunu yapmalıydı.kulübün geleceği buna bağlı olabilirdi.bu cesareti gösterebilmeliydi..almadı..yapmadı…gösteremedi…maç,rakibin son dakikada kendi kalesine attığı golle 9-1 sona erdi..bu son damlaydı.taşmıştım.sinirle soyuma odasına gittim,üstümü değiştirip orayı terkettim.tam yokuşun başına gelmiştim ki,“Aydemir!“ diye bağırdı birisi.Döndüm,İsfendiyar abiydi.
Koçum canının sıkıldığının farkındayım.Ama boş ver,hepsi hallolur.TAMDOKSAN İDMAN YURDU takımının hocası çok sevdiğim bir dostumdur.Senden bahsettim ona.Git bi görüş.kendini gösterirsen sana yardımcı olur.Burda çalıştığının yarısını çalış,ilk 11 garanti..“diyerek bana dünyaları verdi.O anda İsfendiyar abi adeta bi aksakallı dede,adeta tutan bir iddaa kuponu gibi geldi gözüme!sevinçle sarıldım.“Seni mahçup etmicem abim!“ diyerek hemen söylediği yere doğru yola koyuldum.
Dediği yer,bir işhanının 2. katinda bir yerdi.3 dükkan birleştirilerek kulüp binası haline getirilmişti.3 dükkandan 2sinin kepenkleri kapalı,sadece giriş kapısının olduğu yerdeki kepenk açıktı.Çekinerek içeri girdim.duvarda kulübün,çakan 2 yıldırım ve ortalarında T.İ.Y. yazısı olan arması vardı.Yıldırımlar,kulübün renklerine atfen sarı-siyah renklerdeydi.
Beni gören bi kişi bana doğru gözlerini dikti.“Sermet hocayla görüşcektim.İsfendiyar abi beni yolladı.“ dedim.adam hocaya durumu anlatmak için içeri geçti.Ben de,“Karpatların İbrahim Üzlümez’i“ olarak nam salmış olan Sermet hocayı heyecanla beklemeye başladım…

Bölüm-5/UMUDUNU KAYBEDENLER,ALKIŞI HAKETMEYEN SİHİRBAZLARDIR …
Beklemelerin neticesinde,Sermet hoca geldi.Beni tepeden tırnağa süzdü ve „Malzemen var mı?Krampon,tekmelik felan?“ diye sordu.“Var hocam!“ dedim heyecanla.süzmeye devam etti. Bi 45 dakka sonra,“Tamam yarın saat 11’de top sahasında ol.Antrenmana çıkacaksın…“ sevinçten mahalleye kadar depar attım.Oradan kahveye gidip bizim yavşak hocayı buldum.Durumu anlattım.Ben anlatırken,okey oynuyor,arasıra gelmeyen taşa sövüyordu.Lafım bitmişti.öyle bekliyordum.takozundaki taşları dökerken nihayet bana baktı..“Git kulüpten al lisansını…“ diyiverdi.Sağlam durmaya çalışıyordu ama ben anlamıştım içten içe kahrolduğunu.Arkamdan „Olm şu masaya çay getirin,bi çaylayın bizi ya..“ demesinden belliydi ne kadar üzüldüğü.mutlu insan çay mı içerdi?...
Hiç umurumda olmadı.o akşam güzelce dinlenip,sabah saat 8’de top sahasına gittim.takım arkadaşlarım gelene kadar hayaller kurdum,kendi kendime olacakları düşledim.Birazdan takım antrenmana çıkacak,hocam beni omuzumdan tutup arkadaşlarımla tanıştıracaktı.Ne kadar iyi bir topçu olduğumdan dem vuracak,bana ne kadar güvendiğinin altını çizecek,takıma güç katacağımdan emin olduğunu vurgulayacaktı.Malzemeci gelip soyunma odasının kapısını açtı.Girip üstümü değiştirdim.bu arada yeni takım arkadaşlarım geldiler teker teker.hepsi de meraklı gözlerle beni süzüyordu.Sahaya çıktık.hoca sahanın ortasında,sağ ayağıyla bir topa basmış,ağzında sigarasıyla bizi bekliyordu.düz koşuyla başladık.“beni birazdan tanıştıracak heralde.“ diye düşündüm.tanıştırmadı..ne düz koşudan sonra,ne istasyon çalışmasında,ne de çift kale maçtan sonra..sadece çift kaleden önce,“Hangi mevkide oynuyon sen?“ dedi.“Forvetim hocam!“ dedim…baktı,baktı,baktı…“Sol açığa geç!“ dedi..“Aman hocam ben açıkta oynayamam..hele sol açıkta hiç oynayamam!.solak değilim ben bi kere!“ diye geveledim ağzımda..bi kere daha baktı uzun uzun,“geç…sol açığa geç…“ dedi..geçtim..yol oldu orası..ne içeri girebildim,ne deplase olabildim,ne top taşıyabildim.. antrenmanın sonunda,adım „Yenigelen“e çıkmıştı.. bitti antrenman..ben de bittim…ama mücadeleyi bırakmayacaktım..Şu hayatta değer verdiğim tek adamın,Seyfi babanın lafı geldi aklıma;“Herşeyini kaybet Aydemir,ama umudunu kaybetme..mücadele edicez,savaşıcaz..yaşamak bi göz boyama,illüzyon..herkes,geri kalanları kandırmak için sahneye çıkmış bir sihirbaz!yapamazsan numarayı tekrar dene!foyan ortaya çıksa da,mücadeleni alkışlayacak birileri bulunur elbet..dene!yine dene!!belki yara alıcaz ama,ama kesin olan bir tek şey var,o da muhakkak kazanacağımızdır..umudunu kaybetme Aydemir…unutma oğlum,umudunu kaybedenler,alkışı haketmeyen sihirbazlardır…“Ne demek istediğini hiç anlamamıştım..çok uzun bi konuşmaydı bi kere,akılda tutmak zordu..bu yüzden yazmıştım bu sözleri,ama yine de anlamıyordum..olsundu..Umudunu kaybetme demişti bana Seyfi baba..kaybetmeyecektim!
Bölüm-6/HERKESİN KAZANACAĞI BİR GÜN VARDIR.ÖNEMLİ OLAN,O GÜN ORADA OLMAKTIR!
Geldiğim günden beri 3 maç geçmiş,1 dakika bile süre almamıştım..umudumu kaybetmeden çalışıyordum.4.maçın kadrosu açıklandığında da yine yedekler arasındaydım.Kulübedeki yerimi aldım,maçı izlemeye koyuldum.zaman zaman saha kenarına kadar geliyor,arkadaşlarıma taktikler veriyordum.aslında takım arkadaşlarım umurumda değildi.tek derdim hocanın orda olduğumu farketmesiydi.devre arası oldu,2.yarı başladı,zaman akıyordu..dakikalar 72yi gösterirken,hocam ısındığım alana doğru baktı,eliyle beni çağırdı..inanamadım!koştum.. ömrümün en uzun, ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.. Çünkü sonunda gerçek bir topçu oluyordum,oyuna giriyordum sonunda...kulübeye vardım..hocam bana bakmadan,“HAZIRLAN!“ dedi..hazırlandım..yanına geldim,şortumu düzeltirken verdiği taktiği dikkatlice dinledimforvet arkasında oynayacak,atklarda defansı uyutup gizlice arkaya sarkacaktım...15 numaralı formamla saha kenarındaydım işte..tabela kalktı..giren oyuncu,çıkan oyuncu belirtildi.skor tabelası 2-2’yi gösteriyordu,ama değişecekti birazdan,ben değiştirecektim!.
 Bi kaç ver-kaç,bir iki al-ver yaptıktan ve güvenimi tazeledikten sonra,sağa sola deplase olmaya başladım..yırtık uçurtma gibiydim.ama top ayağıma 4 sefer değmişti ve daha 1 metre top sürmüş değildim..zaman akıyor,herkes bana „napıyon amk!“ der gibi bakıyordu.umurumda değildi.deli dana gibi koşturmaya devam ediyordum..dakikalar 90dı.takımın etkili elemanlarından Filinta Hasan,rakip yarı alanının ortalarından bir top şişirdi.top süzülüyor,herkes bakıyordu…top bizi geçecekti,duruma bakılırsa rakip defansı da geçecekti..napmalıydım?..öylece topa bakıyordum..o an,bu andı..koştum..2 stoperin ortasıdan geçtim..olaya uyandıklarında çok geçti,5 metre fark atmış,bana doğru sülen topa bakıyordum..top geldi,geldi,geldi…omuzumun üstünden,önüme doğru süzüldü..tam ceza sahası üstünde buluştuk onunla..canım benim..biricik futbol topu..onca zaman peşinden koşturduğum,hakkında hayaller kurduğum,düşlediğim…geldin demek..“Şimdi nıammına koydum senin!“ diyerek allah ne verdiyse abandım!çok iyi oturmuştu ayağıma.top gitti,kaleci uçtu,top gitti,kaleci uzadı…top gitti,herkes baktı,dünya sustu,zaman durdu…
Bölüm-7/HER YERİNDEN ÖPÜYORUM AYDEMİR!
Top gitti..ben baktım arkasından,o gitti…bi anda GOHOOLLL!!! diye bir haykırış yükseldi..olmuştu..formamı çıkardım,salllayarak koştum..rakip takımın hocası elleri başının arasında kaleye bakıyordu..arkadaşlarım bana doğru,yan hakem orta çizgiye doğru koşuyordu..olmuştu!Aydemir vurmuş gol olmuştu!Arkadaşlarımla sevgi yumağı olmuştuk.bi kaç dakika daha maç oynandı ve hakem son düdüğü çaldı.kazanmıştık!benim golümle kazanmıştık.sırtımı sıvazlıyorlardı,aferin diyorlardı,sarılıyorlardı…mahalleye döndüğümde de devam etti bu coşku..duyulmuştu attığım gol.kahveye girip,meyveli soda söyledim..Namık geldi,sarıldı bana..bi soda da ona söyledim.kazanmıştım,çay içmezdim..çay kaybedenlerin içeceğiydi,meyveli soda kazananların!
Alkışlar ve aferinler arasında çıktım kahveden.Eve gittim,uzanıp,suratımda gülümsemeyle tavanı izledim.çok mutluydum..önümüzde 5 maç vardı.hocam oynatırdı belki beni yine.belki bu sefer 20 dakika değil,45 dakika,sonra 90 dakika..neden olmasındı!akşam güzelce bi uyku çektim.Sabah bir başka Aydemir olarak uyandım.daha cesur,özgüveni yüksek daha mutlu bir Aydemir.hemen antrenman sahasına geçtim.takım gelmeden topla biraz çalıştım.arkadaşlarım geldi teker teker.bu sefer uzaktan farkettiler beni.el saaladılar,selam verdiler,hal hatır sordular.artık adımı söylüyorlardı.Aydemir diyorlardı.sanki adım yıllardır söylenmemiş gibiydi.hocam beni bi kenara çekti.bunun daha bi başlangıç olduğunu,havaya girmememi,ayaklarımın yere basmasını söyledi.haklıydı.zaten ben de öyle havaya falan girmemiştim.daha çok çalıştım,daha çok koştum,daha çok nefes açtım..esnettim,gerdirdim.. haftasonunu iple çektim.maç günü geldiğinde heyecandan kalbim duracaktı.adım yine yedekler arasına yazıldıysa da,umutluydum..girecektim oyuna..ilk yarısını 1-0 önde kapattığımız maçın devre arasında,soyunma odasına girer girmez,hocam „Aydemir hazırlan!“ dedi..bekliyordum..maç bıçak sırtındaydı,girip takımımı sırtlamam,atacağım gol ya da gollerle maçı kopartmam lazımdı.15 numaralı formamla,santra noktasındaydım.başladı 2.yarı..başlar başlamaz da,rakip takım topu ağlarla buluşturuverdi.hocam kenardan bana bakıyordu..takım arkadaşlarım bana bakıyordu..sahanın yanından akan yoldan geçen arabaların şoförleri bana bakıyordu..Paris‘in Pigalle semtindeki Cezayir’li göçmenler,Hamburg St.Pauli’deki fahişeler,Urfa’nın Bozova ilçesinde halay çekmekte olan halk ve davul zurna çalan müzisyenler,Sau Paolo’da sahilde top oynayanlar,Wall Street’te parayla oynayanlar,bokuyla gülle oynayanlar,insanın gururuyla oynayanlar…herkes bana bakıyordu.bir kere daha santrayı yaptık..derinlemesine paslar atıyor,muhteşem bindirmelerle rakip savunmacılara zor anlar yaşatıyordum.dakika 70 küsürdü..İnsanlar halen bana bakıyordu.bir duran top organizasyonunda,cezasahasının uzak köşesinde kendimi unutturdum.kimsenin aklına gelmiyordum,arayan soran yoktu..topu yerden ceza yayına oynayan arkadaşım,yerinde çakılı kalmış,olacakları beklemeye başlamıştı.top diğer arkadaşıma gelir gelmez „Buraya!Buraya!“ diye bağırarak,elimle topu atacağı yönü gösterip koşmaya başladım.arkadaşım bunu gördü ve topu oraya doğru yuvarladı..içimden „Unutma!unutulanlar,unutanları asla unutmazlar!“ diyerek,beni uzak köşede unutan futbolculara keseceğim ceza için topa doğru koştum.Birbirine koşan 2 sevgili gibiydik..buluşacaktık ve mutlu son olacaktı.kale sahasının köşesinde topla buluştuk.beni tanıyabilmesi için yakama kırmızı bi karanfil takmamıştım,ama o beni nerde görse tanırdı!..bi topa bi kaleye baktım.kaleciyle kısa bir gözgöze gelmenin ardından tekrar topa bakıp,şutumu çektim!..
Bölüm-8/ZAFER INANANLARINDIR!
Bana bakan yoktu,herkes topa bakıyordu.ama çok uzun sürmeyecekti..kalecinin kapattığı köşeden ağlara giden top,“bana ne bakıyonuz amk!herif ne vurdu öyle be!“ dercesine ağlarla kucaklaştı!..yine çığlıklar,yine sarılmalar..Aydemir’di bu!orada o pozisyon verilir miydi hiç!cezayı keserdi tabi..kesmiştim!..bi de 85te penaltı yaptırmış,maçın kazanılmasında şüphesiz büyük pay sahibi olmuştum..insanların bana bakışı değişiyordu.artık kaybeden değil,kazanan,kazandırandım.Ligin son maçı olan,eski takımım TERSKÖŞESPOR maçına kadar oynanacak olan 3 maçta da 90 dakika görev alıp 5 gole imza atmıştım..Bana değer vermeyen bir camiaya karşı intikam zamanıydı..deli gibi çalışıp kondisyon yükledim..teknik heyet benden çok memnundu.hazırlandım..gece demeden,gündüz demeden,yatak odamdan mutfağa bile koşarak gidiyordum.kondisyon önemliydi..maçtan bi gün önce yatsı namazı kılıp,dua ettim.eski hocama gününü göstermeliydim! 
Maç günü motivasyon için hiç evden çıkmadım.sürekli kendimi motive ettim.Mahmut TUNCER’in Jandarma şarkısıyla kendimi gaza getirdim.Maç saatinde ise,motivasyondan patlamak üzereydim.bi an önce maç başlasın ve gollerimi sıralıyayım diye kendimi yıpratıyordum.çıkış tünelinde eski hocamla göz göze geldik.bakışlarını kaçırdı deyyus!sonra İsfendiyar abi geldi.“Zaten ben başaracağını biliyordum!“ der gibi baktı yüzüme..ben de ona baktım,sarıldık..başarılar diledi ve gitti.
Maç başladı!talan etmiştim ortalığı dakikalar 63’ü gösterirken,kendimin ve takımımın 5. Golünü TERSKÖŞESPOR ağlarına bırakmıştım.Hocam beni alkışlatmak için 89. Dakikada oyundan alırken,ibneliğine eski hocamın önünden geçerken elimi şortumun içine sokup,onu delirttim!maçtan çıktık.ezeli rakip,ebedi dostum Namık’la kahvede buluştuk.ben meyveli soda içtim,Namık çay içti..Çay kaybedenlerin içeceğiydi…kahveden çıkıp 12 tane bira alıp benim eve geçtik.biraları içtik,eski hocama sövdük,beni övdük..överken sızdık..sabah Namık beni dürttü!antrenmana mı geç kalıyodum lan niye dürtüyodu bu beni böyle!kafayı kaldırıp:
„-Ne var lan!Ne dürtüyon?“ dedim.
„-Lan mı?uyandır dedin uyandırdık birader.Aydemir’e gitmiyon mu sen?geçtik Başkale’yi,kalk.
Bi an kendime geldim.doğru ya lan!Babamın dükkanı batırdıktan sonra amcalarımın yanına dönüyordum ben.Van’ın Başkale ilçesine bağlı Aydemir köyüne..babam köyüyün adını vermişti bana.yapacak bi şeyim kalmayınca ben de oraya dönüyordum işte..tali bir yolun başladığı yerde indim otobüsten..yolun ağzında bi levha vardı:“AYDEMİR-2 KM.“baktım uzun uzun..babamın hep,üzüm bağlarıyla çevrili,incecik bi yol dediği,Aydemir’in yolu burasıydı demek..bi an bütün moralim bozuldu..
„-Kim yüricek şimdi 2 km amk yaa..“ diye inledim…



28 Ocak 2012 Cumartesi

İstifa!


Kimsin,nerelisin,kimlerdensin bilmiyorum!

amacın nedir,hedeflerin nedir,ilgilenmiyorum!..

"Fenerbahçemiz ve diğer 7 takım.." dediğin takımlardan biri,senin değil ama bizim BEŞİKTAŞIMIZ!

kimsin ve kendinini kim sanıyorsun bilmiyorum..

bildiğim şey şu;Sen,ben ve benim gibi BEŞİKTAŞlıların başkanı değilsin!

Hiç olamadın!!

16 Ocak 2012 Pazartesi

Lefter


zaten heryerde onunla ilgili hikayeler,onun güzel ruhuyla ilgili muhteşem anekdotlar okuyacaksınız.kopyalayıp yapıştırmanın bir alemi yok..kalbimden kopyaladığımı,buraya yapıştırayım:"güzel insandın,hiç hatırmalam ama iyi topçuymuşsun,güzel yaşadın,güzel öldün..sana da bu yakışırdı..ruhun şad olsun!"

12 Ocak 2012 Perşembe

Optik Mehmet



Son Holigan..Optik Başkan..Çarşı'nın ve Beşiktaş'ın efsanevi tribün lideri ve sevilen siması..öldü ve ayrılıp gitti aramızdan lakin,"ya yaşasaydı" tadında bir hikaye okudum az önce "Forza Beşiktaş"ta..buraya nakletmek istedim.Optik Başkan'ı ve hikayesini bilenler çok daha fazla beğenecek ve etkileceklerdir.ve zaten herkesin de bu adamı,bu kartal yürekli holiganı tanıması gerekir bence..



Nihayet tayin olmuştu.Beklediği gün gelmişti işte,girecekti sınıfına öğrencileriyle tanışacaktı.Belki yabancılayabilirlerdi bücürler...Rahatsızlığı nedeniyle mesleği bırakan Aysel hoca hanımın yerine girecekti derslere...Heyecanla ilk İstiklal Marşı'nı okurken bir yandan da afacanları süzüyordu...En arka sırada bir ufaklığın hazır olda durmayıp ellerini pençe gibi havaya kaldırdığını gördü...Gözleri hariç yüzü siyah-beyaz bir kaşkolla kaplanmıştı...Birden içi ısındı bu çakır gözlü çocuğa...Bir zamanlar kendi de böyle gezerdi semtte,ama işte öğretmen olmuş kader onu buralara sürüklemişti...
Tören bitti girdi ilk dersini vereceği 5-B sınıfına heyecanla...
-Günaydın
-Sağol
-Oturun
.....................................................................................
Bir sessizlik çöktü sınıfa.Öğrencilerine göz gezdiriyordu...Derken mütjiş birşey oldu...Az önceki çakır gözlü çocukla yine kesişti gözleri,içi sevinçle doldu...Hemen kontağa geçmek istedi onunla...İlk ders tanışmaya ayrılacaktı.Önlerden bir çocuğa verdi ilk sözü...
-Adın?
-Serdar öğretmenim...
-Baban ne iş yapıyor?
-Bir inşaat şirketinde genel müdür...
-Neler yaparsın boş zamanlarında?
-Kitap okuyorum,İngilizce öğreniyorum...
-Hangi takımı tutuyorsun sen?
-fenerbahçe...
-Büyüyünce ne olacaksın Serdar?
-Astronot...
Başka bir çocuğa kayıyor gözü...Saçları özenle taralı,giysileri yepyeni
-Sen,adın?
-Hakan
-Senin baban ne iş yapıyor?
-Bankacı...
-Sen nasıl geçiriyorsun vaktini?
-Babamla ata binerim golf oynarım...
-Sen hangi takımlısın bakalım?
-galatasaray...
-Ne olacaksın büyüyünce?
-Mühendis...
''Bu kadar yeter'' dercesine o çakır gözlü çocuğa veriyor sözü
-Söyle bakalım çakır,benim adım Mehmet ya seninki?
Çocuk şaşkın çünkü en sevdiği futbolcunun ismi bu...Ayrıca İstanbul'daki amca hala çocukları hep bahseder maçlardan tribünlerden ve o tribündeki bir kahraman Mehmet'ten,nam-ı değer ''Optik Başkan''dan...Kanı ısınıyor birden bu öğretmene...
-Adım Metin Tekin Kara...
-Baban ne iş yapıyor Metin?
-Kapıcı...
Sınıfta gülüşmeler...Aldırmıyor Mehmet Hoca
-Sen neler yaparsın boş zamanlarında Metin?
-Babama yardım ederim genelde,top oynamayı severim ama ayakkabılarım eskiyor...
-Ne olacaksın bakalım büyüyünce?
-Babam önce adam ol dedi öğretmenim...
Gözleri doluyor Mehmet Hoca'nın...Havayı dağıtmak istercesine
-Hangi takımı tutuyorsun sen peki?
-Takım tutmuyorum öğretmenim...
Şaşırıyor Mehmet Hoca zihninden geçiriyor gözlemlerini...İsmi Metin Tekin,ya o boynundaki kaşkol?Peki nasıl takım tutmaz bu çocuk? Şaşılacak şey doğrusu...
Üstelemiyor zaten ders zili de çalmak üzere...
.......................................................................................
İlk kez gördüğü bu çocukların durumunu bilmek istiyordu Mehmet Hoca...Bir seviye tespit sınavı hazırladı.Karma sorulardan oluşacaktı bu sınav.Öğrencilerinin hangi derslere nelere eğilimli olduklarını görmek açısından çok olumlu olacaktı...Babası Kemal öğretmen hep yapardı bu testi...
Sınavı bitirip çıktı okuldan,evine gitti...Akşam yemeğinin ardından sınav kağıtlarını okumaya koyuldu.Çok ilginç cevaplar vardı gerçekten...Zehir gibi olanlar da vardı öğrencilerin içinde,bilgiye çok aç olan da...Derken olan son kağıtta oldu..Neredeyse dilini yutacaktı Mehmet Hoca...Bu nasıl bir sınav kağıdıydı?
Soru 1:Birleşik kelimeye örnek veriniz...
Cevap 1:BEŞİKTAŞ
Soru 2:Asal sayılara örnek veriniz...
Cevap 2:1903
Soru 3:Atatürk'ün kişisel özelliklerinden birini yazınız...
Cevap 3:M.Kemal Atatürk en büyük Beşiktaşlıdır...
Soru 4:Balkan Savaşı'nın önemi nedir?
Cevap 4:Beşiktaşımız Balkan Savaşı'nda şehitler verince kırmızı-beyaz olan renkleri siyah-beyaz olarak değiştirilmiştir...
Soru 5:Ana renkler nelerdir?
Cevap 5:Siyah ve beyaz yüm renklerin çıkış noktasıdır...
Buraya kadar okuyabildi Mehmet Hoca...Metin'in kağıdıydı bu.Ama hani bu çocuk takım tutmuyordu?
Ertesi gün okulun merdivenlerinde yakaladı Metin'i çağırdı yanına...
-Sen bana takım tutmuyorum demiştin değil mi Metin?
-Evet...
-Ama kağıdın hasta Beşiktaşlı gibi...
-Ben de öyleyim zaten
-Hani takım tutmuyordun?
-Diğerleri takım tutar biz Beşiktaş'ı yaşıyoruz...Bizimkisi farklıymış,aşkmış babam öyle dedi...
Bundan sonra daha da çok sevecekti Mehmet Hoca'sı Metin'i...Onun o çakır gözlerinde sanki kendi çocukluğunu görüyordu...Artık her adımını takip eder olmuştu Mehmet'in...Beden dersindeydiler şimdi.Maç yapacaklardı...Herkeste takımının forması Metin'de ise beyaz bir atlet,üzerine Metinin çocuksu harfleriyle siyah bir BEKO yazısı...
Maç bitmişti ve maçın yıldızı Metin olmuştu attığı gollerle...
Maçı okul müdürü de izliyordu…Maç sonu çağırdı Metin’i…
-Aferin çocuk,iyi oynadın…
-Teşekkür ederim…
-Gel seni galatasaraya transfer edelim…
-Hayır,olmaz Beşiktaşlıyım ben…
-Olur olur,hem bak forma da alırım ben sana…En kral formadan..9 numara ha?
-İstemiyorum,Beşiktaşlıyım ben…
-Ama bir forman bile yok…
-Babamın parası yok çünkü…
İşte burada kopuyordu film.Sınıf arkadaşlarının kahkahalarına dayanamadı Metin…Ağladığını kimse görmesin diye uzaklara doğru koşmaya başladı.Tabi Mehmet Hoca da peşinden…
En sonunda bir köşebaşına çömeldiler.Hoca nefes nefese,Metin ise hıçkırıklarla doluydu…
-Yok işte formam,yok ama formam olmasa da Beşiktaşlıyım ben,Beşiktaşlıyım…
-Üzülme Metin,aferin sana…
Sarıldı öğretmenine ve devam etti hıçkırmaya…Ne vardı sanki babası zengin olsaydı,ne vardı istediği formayı alabilseydi ona,ne vardı kapıcı değil de diğer babalar gibi genel müdür,avukat,doktor olsaydı…
Mehmet Hoca burada bir ders daha verdi öğrencisine… Maddiyatın önemli olmadığını,babasının ona bulunmaz bir miras olan Beşiktaşlılığı bıraktığını anlattı durdu yol boyu…Evinin kapısından içeri girerken Metin yarın karşılaşacağı sürprizi tahmin bile edemiyordu…
Ertesi gün çıkışa kadar bekleyemedi Mehmet Hoca…Derste,dün Metin’e gülen arkadaşlarının gözleri önünde verdi hediyesini…
Şaşkındı Metin,heyecanla açtı paketi…Açtığında ise kavuşmuştu hayallerine…Mehmet Hoca’sının hediyesi-tam da babasının anlattığı meşhur Sarı Fırtına Metin’in forması gibi-11 numaraydı…Armaya baktı bir kez daha…Mehmet Hoca’sının çocukluğuna dair anılarda anlattığı gibi sıkıca tuttu ve öptü armayı…Minnet dolu gözlerle bakıyordu Mehmet Hocasına…
-Teşekkür ederim öğretmenim,çok sağolun…
-Bundan sonra gollerini bu formayla atarsın tamam mı Metin?Attıkça da beni hatırlarsın artık…
-Hiç unutmayacağım sizi ve formamı…Beşiktaşlı vefalıdır…
Yine günlerden Cuma olmuş beden dersi gelmişti…Metin’i apayrı bir heyecan sarmıştı şimdi…Yeni formasıyla ilk gollerini sıralamak için bekliyordu sabırsızlıkla…
Maçın başlamasıyla bitmesi bir olmuştu sanki…5-2 Metin’in takımı kazanırken,Metin tam 3 gol atmıştı yeni formasıyla ve her gol sevincinde Mehmet Hoca’sına koşmuştu Metin…Hele maçtan sonra müdür beyin gözlerinin içine bakarak çektikleri siyah beyaz yok mu işte o ömre bedeldi doğrusu…
Ama bu güzel günler çabuk bitti.Daha mütevazi bir okula yazılacaktı Metin ortaokul için…Zaten Mehmet Hoca’nın da tayini çıkmıştı.Ayrılacaktı Metin çok sevdiği öğretmeninden ama Metin o siyah beyaz formayı unutmayacaktı hiç…
Yıl 2010…
Doktor Metin Bey’in sözü vardı oğluna…Matematik sınavından aldığı güzel notun ödülü olarak maça götürecekti onu…Protokol tribününde locası vardı profesörün ama ufaklık tutturmuştu ‘’ille de kapalı’’diye…Haklıydı da…Ruh da oradaydı,kaşkollu ağabeyler de…
Güzel gidiyordu maç…Son dakikalara girilmişti ve 3-1 galipti takım…Ufaklık çok mutluydu.’’Kartal gol gol’’e eşlik edip arkasından da gol gelince daha bir sevinçle sarılmıştı babasına…Arka sıralardan gelen bir ses bütün büyüyü bozdu ufaklık bunları düşünürken…Kapalı ambulans istiyordu…Belli ki biri rahatsızlanmıştı…
Profesör anında sesin geldiği yöne doğru fırladı…Doktor olduğunu anlattı etrafa…Hemen hastanın göğsünü açıp ilk müdahaleyi yaptı…Spazm durmuş görünüyordu ama hastaneye gitmeleri gerekliydi…İhtiyarın yanındaki ufaklık da çok korkmuştu belki ona da bir sakinleştirici iyi gelecekti…
Çalıştığı hastaneye götürdü hemen.Sedyeyle kardiyolojinin acil servisine götürdüler hastayı…Gereken yapıldı ritim normale dönmüş,solunum düzelmişti…Ufaklık da daha iyi gibiydi,ikisi arkadaş olmuşlardı…
Derken açtı gözlerini ihtiyar
-Neredeyim ben?
-Maçta ufak bir rahatsızlık oldu heyecandan,ben doktorum,şimdi iyisiniz merak edilecek bir durum yok…
Bu çakmak çakmak bakan çakır gözlüyü tanımıştı ihtiyar…Üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala hatırladığı çakır gözlerdi bunlar…
-Hangi takımı tutuyorsun sen bakalım?
Profesör şoktaydı…Beraber maçtan gelmişlerdi hastaneye…Öyleyse neydi bu soru?Derken o bariton sesi hatırladı…Siyahına beyaz diyen sesi…
-Takım tutmuyorum Mehmet Hoca’m…Bizimkisi farklı…
Hasretle sarıldılar eski günleri yad ettiler.Çocuklar pek bir şey anlamamışlardı ama bu iki adamın birbirlerini çok sevdikleri belliydi…Profesör kapıcı babasından oğluna kadar bir çırpıda anlatıverdi geçen zamanı…Hoca ise artık torun torba sahibi olmuştu…
Oğlunu çağırdı yanına Profesör:
-Bak oğlum bu amca benim öğretmenimdi hadi öp elini…
İhtiyar da diğer çocuğu çağırdı yanına:
-Bak oğlum bu amca da senin gibiydi ben son gördüğümde.Maşaallah büyümüş doktor olmuş.Sen de doktor olmak istiyordun değil mi?
Sessiz durdu çocuklar…Sessizliği yine Profesör bozdu…
-Hadi tanışın çocuklar…
Çocuklar birbirlerine doğru yürüdüler.İlk hamleyi profesörün oğlu yaptı
-Merhaba,ben Mehmet…
-Memnun oldum ben de Metin…
Burası sözün bittiği yerdi işte…İki adam da saklamıyorlardı artık gözyaşlarını…
Metin Hoca doğru öğrenmişti Beşiktaşlılığı…
-Hadi hocam dedi, bir kez daha… Siyahhhhhhhhhhh
-Beyazzzzzzzzzzzzzzzzzzz

Yazan: Abdullah Doruk Koc
Kaynak:ForzaBesiktas.com

14 Temmuz 2011 Perşembe

"Duruşumuz" budur!

ortak aklımız,ortak ruhumuz Çarşı,bizim yerimize,hepimizin adına söylenmesi gerekeni söylemiş..Suçu ispat edilene kadar herkes masumdur ya hani;bu adamlar masumiyetini ispat edene kadar %100 masum değildir artık bizim için..

Beşiktaşlılık duruşu gerçek anlamda devreye girmelidir!bu adamlar Beşiktaş'a yakışır adamlar olduklarını ispat edene kadar,Tek bir Beşiktaşlı destek vermemeli,uğurlarına "yürümemeli",lehlerine slogan atmamalıdır!atmayacaktır!

Büyük Beşiktaş Taraftarı,Beiktaş'ın kişilerden çok daha büyük bir olgu olduğunu ispatlayacaktır.kalbimizle değil,aklımızla hareket ederek,en doğru davranışı yine sergileyecek olan biziz!

Çarşı'nın hepimiz adına hazırladığı manifesto aşağıdadır!dikkatinize sunulur!

27 Nisan 2011 Çarşamba

St Pauli




facebook'ta yaptığım küçük bi paylaşım ve üzerine dönen geyikten sonra,harbiden neden anlatmıyorum St.Pauli'yi..ya da bugüne kadar neden anlatmadım..şudur efendim hikayesi:

St. Pauli; Hamburg’un en yoksul semtlerinden biri olan St Pauli semtinde,Liman işçileri ve semt yoksulları tarafından 1910 yılında kurulmuş sevimli mi sevimli bir "Dünya Klubüdür!".semtin nüfusu sadece ve sadece 30.000,ama dünyada bulunan destekçi sayısı yüzbinleri buluyor.çünkü hümanist düşünceyi,iliklerine kadar sindirmiş olan bu güzel semt,dünyada ki,bütün ırkçılık karşıtlarının sempatisini kazanmış durumda.

renklerinden bile ne kadar farklı,ne kadar sıradışı olduklarını anlayabilirz aslında.bunca yıldır futbol takip ederim,St Pauli dışında resmi renkleri "Kahverengi-Beyaz" olan başka bi klüp ne gördüm,ne işittim.2007 yılına kadar stadlarına elektronik tabela sokmamışlardır.o tarihe kadar elle değiştirilen manuel skor tabelaları kullanmayı sürdürmüşlerdir.


Almanya’nın hemen her kulübünde Neo Nazi kökenli taraftarlara rastlanırken, dazlaklar St Pauli’nin kapısından bile geçemez.sıkar biraz... Neredeyse kulübün sempatizanlarının tamamı sol görüşlü. Bu üst kimlik, tribünlerde, ailesiyle gelen işçisini, anti faşistleri, evsizleri ve sokakta yatanları da birleştiriyor ve 90 dakikalığına birlikte her şeye isyan ediyorlar.

St Pauli taraftarının bu kemikleşmiş kimliği 80’li yılların sonunda yaşanan bir olayla iyice pekişti. Takımın kalecisi Volker Ippig, bu tarihte insani yardım amacıyla iç savaşın hüküm sürdüğü Nikaragua’ya gider. 1 yıl sonra dönünce taraftarın gözünde efsane olan kaleci Volker Ippig, takıma da anarşist havayı dağıtır.

1980’lerin başına kadar ortalama 1600 seyirciye maç oynayan takım, şöhretini arttırınca her maç 22 bin 500 kişilik Millerntor Stadı’nı doldurmaya başlamış. Hatta taraftarları, 2001-2002 sezonu öncesi satışa çıkarılan 10 bin kombine bileti 27 dakikada bitirecek kadar kulübe bağlı olduğunu kanıtlamış. Tribünlerindeki, Che Guevara, Marx ve Kuru Kafa (Korsanlarin simgesi) posterlerinin yanı sıra metal müzik guplarından AC/DC’nin şarkısı eşliğinde sahaya çıkan St Pauli futbolcuları, Türkiyelileri hedef alan Solingen Katliamı’nın ardından da Türkçe yazılmış, “Faşistleri Defedin, biz hepimiz kardeşiz!” pankartı taşımışlardı. 1997 yılında Liman hastanesinin kapatılmasına karşı, liman hastanesi çalışnaları ve semt halkı ile birlikte eylemler yapan ST Pauli Spor Külübü Futbol takımı Hükümet hastanenin kapatılmasını durdurmazsa „Hükümeti Kaleye Koyup Penaltı Atacağız“ diye pankart taşımları ilede dikkatleri üzerlerine çekmişlerdi.

Almanya’nın en büyük liman kenti Hamburg, denizcilerin ilk uğrak yeridir. Ayrıca zengin Hamburg’dan kopan ve tarih boyunca dışlanan, fakirlik ve geri kalmışlığın da etkisiyle tüm marjinal gruplara kucak açan ve Almanya’da en çok punkçıya rastlanan yerlerden biri de yine St Pauli‘dir.

Saint Pauli Cumhuriyeti (!) Dünya Kupası’na da Katıldı

Kahverengi-beyaz gibi kolay kolay seçilmeyecek bir forma rengine sahip olan St Pauli kulübü, kendini aynı zamanda bir milli takım olarakta görüyor! FIFA üyesi olmayan ülkelerin katıldığı 2006 FIFI Dünya Kupası’na da St Pauli Milli Takımı adıyla ev sahipliği yaptılar. Kupaya, KKTC, Zanzibar, Tibet, Cebelitarık ve Grönland gibi ülkeler katıldı. KKTC’nin şampiyonluğuyla sonuçlanan turnuvada, St Pauli taraftarı yine farkını göstermiş ve Tibet’i 7-0 yendikleri maçta, zayıf rakiplerine daha fazla gol atmamaları için takımlarını uyarmıştı.

St Pauli kulübünün başkanı Corny Littmann Tunus asıllıdır. Littmann, 2003 yılı başında krizin kulübün her noktasında hissedildiği dönemde göreve talip olma yürekliliğini gösterdi. Aynı zamanda bir tiyatro yöneticisi olan başkan, koltuğa oturur oturmaz kulübü içine düştüğü bataktan kurtarmak için kollarını sıvadı.

Takım 3. Lig’de kümede kalma mücadelesi verirken, Almanya çapında “St Pauli’yi kurtaralım” yardım kampanyası başlattı. Bu kampanya kapsamında 140 binden fazla tişört satılırken, 900 bin avro gelir elde edildi. Kulübe ait Hamburg’daki Gençlik Merkezi’nin satışından da 720 bin avro geldi. Aynı zamanda “St Pauli için içelim” bağış kampanyası da, hem kulübe kaynak hem de taraftara neşe getirdi. Sonunda St Pauli takımı daha alt liglere düşmekten kurtuldu.

Ayrıca, 2005-2006 sezonu Almanya Kupası’nda yarı final oynayan takım, Burghausen, Bochum, Herta Berlin ve Werder Bremen’i eleyerek Bayern Münih’e rakip oldu. Ancak dev rakibine 3-0 yenilerek elenmesine karşın o sezon 1 milyon avroya yakın gelir elde etti.

BJK ve FB’de 2 St Pauli’li Var
St Pauli’de Almanya’nın diğer kulüplerinde olduğu gibi çok sayıda Türkiyeli futbolcu da forma giydi. FB’li Deniz Barış ve BJK’li Uğur İnceman, bu kulübün havasını soluyanların başında geliyor. Hatta Deniz, bu takım 2. Lig’de oynarken attığı golle 1. Lig’e çıkmasını sağlayan futbolcu olmuş. Hayli ve fakâr bir camia olan St Pauli de Deniz Barış eşini kaybettiğinde kendisini unutmadı ve o hafta oynadığı maça siyah pozu bantla çıkıp saygı duruşunda bulundu. Şu anda da takımın kadrosunda Serhat Yapıcı ve Deniz Naki iki Türkiye kökenli futbolcu yer alıyor.

Daum’a Destek Verdiler
St Pauli’liler, Christoph Daum’un kokain kullandığı ortaya çıkınca yaşadığı zor günlerde kendisinin yanında olmuştu. O dönem özellikle Bayern Münih Menajeri Uli Höness, Daum’u sert biçimde eleştirirken, St Pauli’li taraftarlardan bazıları, ironi olarak “Ben de Daum’la beraber kokain içtim. Malı da Höness’ten aldık” şeklinde bir imza kampanyası başlatmıştı.


İşte Fc St. Pauli’yi rakiplerinden farklı kılan da, onun anti-faşist yapısı ve olaylara farklı bakışı.

seviyoruz ve can-ı gönülden destekliyoruz kendilerini!



forza St Pauli,Forza antiFA!!



kaynak:hamburghaber.com

3 Ocak 2011 Pazartesi

sergen!



resimdeki adami cok severim!oglum olursa adini sergen koyarim diyecek kadar seviyorum..futbolcular da boyledir iste.aralarinda bazilarini her zaman daha cok seversin.messi'nin,xavi'nin,puyol'un,beckham'in oldugu dunyada,benim kalbim 40ina merdiven dayamis Del Piero'yu bir de bu resimdeki adami ayri tutar iste..

Turk futbol tarihinin gelmis gecmis en buyuk ayagidir sergen bana gore.yorumculugu da malum.onun yorumculuk yaptigi programda hayatimdaki en onemli 2 kadinin isteklerini bile duymazdan gelirim.dizi mizi seyredilmez o gun o evde..agzina geleni soyleyecek kadar rahat,ne diyecegi belli olmayacak kadar patavatsiz,kendiyle ilgili en agir espiriyi yapabilecek kadar sevimlidir..

ama artik durumda beni bile rahatsiz eden bir seyler var!!sergen'in saga sola desteksiz sallamalari..ileri geri konusmada onune gelen tokadi basmasi artik bende de "kardes bi sakin ol!" sendromu olusturdu..

herkese salliyor!besiktas baskanina salliyor mesela..herkes salladigi donemde de salladi sergen,ama onun ki cok baska anlamlar tasiyordu.isverenine..Turk agziyla,en net sekilde,ekmegini yedigi yere salliyordu sergen!madem bu kadar rahatsiz eden bir durum var ne isin var kardesim orda derdik!acik olmaliyim,bulent uygun olacak gicik torbasi edeydi o laflari yillarin hincini alirdim tek kalemde..duymazdan geldik sergeni..hocalara salladi!mustafa denizli icin soyledikleri aslinda benim icime "kardes bi sakin ol!"un ilk tohumlarini atan hadisedir..a2 takimini calistirdigi Besiktas'in,profesyonel takiminin basindaki adami o sekilde elestirmek de ne demek!kisa zaman sonra,"aykut hoca daumun yerine mi oynuyor!?" demisti pat diye..peki sergen mustafa denizlinin koltuguna mi agiz sulandiyordu mustafa denizliyi o kadar elestirdiginde..

batuhan'in barlara dustugu zamani hatirlayin..sergen yine elestiriyordu..ben senin de gencligini biliyorum diyenler cikti..hakliydilar!ama biz abi sergen iste yahu deyip gectik.gecmemeliydik tabi ki!biz senin de gencliginde sana soylenen hic bir seye kulak asmadigini,kafana gore takildigini,okuyorduk,dinliyorduk!
"abi mac oynanirken bi 20 dakka gorunmezdim mesela.bilirdim,o 20 dakka baska bi yerdeyim..her yerdeyim ama,o sahada degilim!"
dedi sergen,koyverdik kahkayi,delikanli adam iste dedik..sonra alex'e salladi.eli belinde mac izliyor diye..sineye cektik!

schuster,guti,quaresma,tabata...siradan gecirdi sergen,geciriyor!guti'nin bilerek kirmizi yediginden,noel icin tatil planinin parcasi oldugundan bahsetti.oyledir belki ne bileyim!ama sonra bi baktik sergen,arif erdemle bir programa katilmis anisini anlatiyor.bi sonraki deplasmana gitmeyip ara tatile erken girmek icin arife nasil cift daldigini anlatiyor!ulan!!!!ulan noluyor??e daha dun gutiye....neyse,bunuda cekelim sineye..quaresma ne yapmis diye soruyor misal..mac mi aldirdi,oyun mu cevirdi diyor..quaresma icin soyluyor..tekrar ediyorum,quaresma icin!..neyse,kendi sahsi yorumudur dedik,aldik alttan,bakmadik oteye beriye..schuster'e oyle seyler soyledi ki artik "kardes bi sakin ol!" demeye basladim ben de!antrenorlerle ilgili antrenmanda duba dizen adamdir demisti,ama antronurluk lisansi bile yoktu sergenin..simdi ki iddiasi,herhangi bi altyapi hocasinin bile Besiktasi schuster kadar yonetebilecegi..yahu birak "herhangi" bi altyapiyi.bizzat sen Besiktas altyapisinin hocasisin.sen yapabilir misin sergen???yapamazsin!!cunku antrenorluk lisansin halen yok!!

ben seni sevmeye devam edicem,cocukluktan kalan bir hatirasin,bendeki etkini kaybettirecek hic bi sey yok bende...de...iste o "de" biraz acikli iste..

yapma sergen!birak sevelim seni!diyosun ya "bana futbolu birak diyen yonetici,sen ne zaman Besiktasli oldun!?“ diye..tabatanin aldigi paraya,querasmanin kazandigi milyon euroya laf ettin ya,peki sen degil miydin Besiktasi para ugruna birakip giden gecmiste!sen ne icin oynuyodun futbolu,baklavasina mi?..herkes kazaniyor bu meretten parayi..onlar da kazanacaklar,onlar da yiyecekler..Vedat Okyar'a mac icinde kart gosterecek olan hakem sormustur rahmetliye "vurdun mu?” diye,"vurdum!" demistir o da..niye soyledin diyenlere de,her takimin taraftarini kendine hayran biraktiracak su lafi etmistir:"ne yani,ustumde mubarek Besiktas formasiyla yalan mi soyleyecektim!"bu adam parayi alip oynamayani elestirir kabul ederim de...yapma sergen.etme!

futbolculuk kariyerinden cok sey bekledik hayranlarin olarak olmadi.birak bari hocaligindan medet umalim!Besiktaslilar Necip icin minnettar sana,baska Necipler kazandir bu topraklara..gurur duyalim,sevdigimiz adamla ovunelim!seni sevmemize izin ver sergen!birak seni sevelim..sevebilmeye devam edebilelim!

24 Aralık 2010 Cuma

kapak!!!



müthis etkilenmistim bu olaydan ama atlamisim bunu..az önce borges'in blogdan gördüm..paylasmak istedim.yukaridaki videoda tarftarin yaptigi tezahürat su:
Idrissou spielt Champions-League auf PS3, die ganze Nacht, von zwölf bis acht

mevzuda su:Idrissou isimli arkadas,Freiburg'un eski futbolcusu.Freiburg gecen sene küme düsme hattindaydi.bu herif,ben sampiyonlar liginde oynamak istiyorum diye tuttu Gladbach'a gitti.e noldu peki bu sene?Gladbach küme düsme hattinda,Freiburg tepede:))
iste videodaki Freiburg taraftari ona göndermede bulunuyor.o marsin meali su:
"Idrissou PS3'te
sampiyonlar ligi oynuyor.
bütün gece
12den 8e kadar!"

bu da ona kapak olsun:)))

27 Kasım 2010 Cumartesi

okunasi..

ucan hollandali'nin blogundan..okuyun,okutun..


Bir pazar günü evinizden çıkıyorsunuz, bisikletinizle veya arabanızla stadyuma gideceksiniz her ikisi için de ayrılan park yerlerine park ediyorsunuz. Toplu taşıma ile gidecekseniz, maçın başlamasından önceki 1-1,5 saat süresince stadyuma giden ücretsiz otobüslerle stadyuma gidiyorsunuz, kulüp mağazasından alışverişinizi yapıp, size, karşıladığında “iyi Günler” giderken “İyi Seyirler” dileyen bir polisin aramasından geçip, koltuğunuza oturuyorsunuz. Alkollü içkinin serbest olduğu son teknoloji olanaklarıyla kaplı stadyumda maçınızı izleyip, aynı bedava otobüslerle veya aracınızla evinize dönüyorsunuz. Bir başka pazar günü evden çıkıyorsunuz. Kendi paranızla toplutaşıma araçlarına binip stadyuma ulaşıyor turnikelerin önünde kuyruk olup, şiddete başvurmak için fırsat kollayan, korkutucu bakışlı güvenlik güçlerinin arasından geçip stadyuma giriyor, maç sonunda, maçın bitişinden 1-2 saat sonra, trafiğin de etkisiyle kendinizi ancak eve atabiliyorsunuz. Hangisini tercih edersiniz diye sormayacağım. Hele hele ikincisindeki cehenneme giriş fiyatı, ilk cennete giriş fiyatından daha pahalıysa. Hangi muameleye ne ödediğimizin hikâyesi bu yazı.

2006 Dünya Kupası’nın yarattığı reform akımıyla nerede ise tüm stadyumlarını yenileyen Bundesliga, bugün maç izleme ve maç günü zevkinin en yüksek olduğu lig olarak gösteriliyor. Güvenlik güçlerinin taraftarlara olan tavırları, stadyum içi, disiplin, konfor, tribün kültürünün İngiltere’deki gibi güvenlik gerekçesiyle tamamen köreltilmediği stadyumlar sezon boyunca 42.000 ortalamaya oynadı. Bu inanılmaz bir rakam ki ikinci ligde 15.000 ortalamaya ulaştı Almanlar. Borussia Dortmund’un stadyumu Westfalenhalle, ölmeden görülmesi gereken stadyumlar rasında başta gelenlerden. Bu stadyumun, efsane kale arkasında maç izlemenin sezonluk bedeli ortalama 150 avro. Yani 300 lira aşağı yukarı. Maraton olarak tabir edilen koltukların ortalama fiyatı ise 450 avro civarında. Bayern Münih’in stadyumu Allianz Arena’da da durum aynı. Normal koltukların fiyatları 150-650 avro arasında değişiyor. Zirveye oynayan bir başka takım Schalke 04’te de biletler 140-740 avro arası. Yani bir futbol sevdalısı için, hafta sonunun en renkli geçirileceği ülke Almanya’da biletlerin en pahalısı, bizim paramızla 1.500 TL’yi bile bulmuyor.

İtalya’da Inter’in kombine biletleri San Siro’nun kaçıncı katında oturduğunuza göre değişiyor. 170 ile 1.800 avro arasında değişen fiyatlar var. Örneğin tribünün ikinci katında oturmanın bedeli ortalama 350 avro. Şampiyonlar Ligi’ni kovalayan takımlardan Sampdoria’nın sezonluk kombinesi ortalama 300, Fiorentina’da 500 avro civarı. İngiltere’de Manchester City kombinelerini 150-450 pound arasında satıyor. Manchester’ın kırmızı tarafında ise Glazer ailesine duyulan öfke ve şampiyonluğun Chelsea’ye kaptırılması ile bilet fiyatları donduruldu. 500-930 pound arasında değişen fiyatları görüyorsunuz. Yani şu meşhur “endüstriyel futbol”un kralı United’ın, satışa çıkardığı en pahalı bilet, 2.200 TL civarı.

Türkiye’ye gelelim. Yıllardır Türkiye’de meşhur bir tribün teröründen bahsedilir durulur, ama kimse bu teröre sadece taraftarların yol açmadığını, işin içinde güvenlik güçleri ve yöneticilerin de olduğunu dile getirmez. Bir futbolsever için Türkiye sınırlarında maç izlemek çoğu zaman işkenceye dönüşebiliyor. Güvenlik güçleri çoğu zaman taraftarları şiddet yoluyla bastırmayı seçiyor ve örneğin ailenizle gittiğiniz bir maçta, polis copuyla haşır neşir olmanız oldukça yüksek bir ihtimal. Keyfilik, kontrolsüz şiddet ve anlayış noksanlığı hâd safhada. Üstelik stadyumların güvenliği de içler acısı bir durumda. Ali Sami Yen Stadyumu tribünlerinin alt kısmındaki çatlaklar yıllardır boyalarla kapatılıyor. Birçok stadyumumuz yamalı ceketten farksız. Beşiktaş İnönü Stadyumu kapalı tribün kombinelerini 1.500 TL civarı bir fiyattan satıyor. Fenerbahçe de kombine biletlerini ortalama bu fiyattan satıyor ama örneğin Allianz Arena’da 650 avro olan koltuğun değeri, Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nda 3.500 TL.

Türk taraftarı Avrupa’nın en yüksekleri arasında olan bu bilet fiyatlarının dondurulması, indirilmesi, taraftarlara yapılan muamelelerin iyileştirilmesi veya maç gününde karşı karşıya kaldığı diğer uygulamalar hakkında, kulüp yönetimleriyle nerede ise hiçbir ilişki kuramamış durumda. Maç kuyruklarında atılan “yönetim uyuma taraftara sahip çık” sloganları ve birtakım tribün liderlerine dağıtılan bedava biletlerden öteye gitmiyor kulüp-taraftar ilişkileri. Örneğin Batı Avrupa ülkelerinde taraftarlar düzenli toplantılarla kulüp temsilcileri ile görüşüp takımın gidişatı hakkında görüş bildiriyorlar. Özellikle işler kötüye gittiğinde kulüplerin kendi destekçilerini dinleme gibi bir alışkanlıkları var. İngiltere’de, büyük patronlara karşı önemli muhalif oluşumlar var. Bizim coğrafyamızda, örneğin Yunanistan’da da kulüp-taraftar ilişkileri üst düzeyde. Panathinaikos yeni inşa edeceği stadyumun ismini taraftarlar arasında yaptığı bir ankette belirlemişti örneğin. Ancak nedense iş bizim coğrafyaya gelince, kulüp yönetimlerinin keyfi politikasını kabullenip buna karşı muhalif, organize bir hareket yürütemeyen insan topluluğu ile karşılaşıyoruz.

Söz kombine kartlardan açılmışken hoş bir anektodla bitirelim. Geçtiğimiz sezon, İngiltere üçüncü ligi olan League One takımlarından Norwich City, ligin açılış maçında Colchester United’a, kendi evinde 7-1 mağlup oldu. Norwich’li 2 taraftar, daha ilk maçın sonunda kombine kartlarını yırtıp teknik direktör Bryan Gunn’ın yüzüne fırlattılar. Norwich, teknik direktörünü değiştirdi ve sezon sonunda şampiyon olarak Championship’e yükseldi. Kombinelerini fırlatan 2 taraftar daha sonra takımın gidişini görüp, kartları geri almak için kulübe başvurdular ancak red cevabını aldılar.

linki buradadir..

23 Ekim 2010 Cumartesi

DERBİ!



bu hafta derbi haftası biliyorsunuz..bi kaç gündür bu konuyla ilgili biz de konuşuyoruz kendi aramızda.benim şahsi kanaatim,bizdeki derbilerin fb-bjk,bjk-gs ve özellikle fb-gs derbilerinin abartıldığı kadar dünyada yankı getiren derbiler olmadığı.hoş beşiktaş'ın olduğu derbiler zaten pek bu sınıflandırmaya koyulmuyor ama,ben aynı şeyin Fenerbahçe-Galatasaray derbisi için de geçerli olmadığını düşünüyorum.en basit örneğiyle,bu derbinin ülkemiz dışında kaç ülkede canlı olarak verildiğini düşünmek lazım.veya bahsedildiği kadar dış basında ne kadar çok değibildiğine bi bakmak lazım...anladınız siz..

bu muhabbetler he açıldığında benim sıralamam şu şekilde olur:
1-Roma-Lazio
2-West Ham-Millwall
3-Celtic-Rangers

2. sıradaki mücadele tam bir derbi bile sayılmaz diyenler haklıdır.çünkü derbi,aynı şehrin 2 takımı arasında ki maçlara verilen isimdir.ama Real Madrid-Barcelona mücadelesini derbi sayanlar için benim örneğim de o kadar kötü bi seçenek değil.

genel olarak bir açıklama yapmak konusunda hakkaten internette ve blog sitelerinde çok kapsamlı yazılar hazırlayan,uzmanlaşmış abilerim kardeşlerim varken benim haddim değildir.sadece Roma-Lazio mücadelesiyle ilgili bi kaç anektod yazıp,neden benim için çok önemli olduğunu aktarmaya çalışıcam.

*vakt-i zamanında Roma taraftarı ve klüp için çok önemli bir adam hayatını kaybeder.Roma yönetimi,taraftarın ve halkın da katılacağı,bir cenaze töreni planlar.tören sabahı,meydanda geceden bırakılmış büyükçe bir çuval bulunur.çuval lazionun renklerinde olunca ortalık bir anda karışır.bi kaç saat içinde başlayacak tören için halk toplanmaya başlayacaktır.çuvalın üzerinde şöyle yazmaktadır:"per una mal!".bomba olması endişesiyle uzman ekipler olay yerine çağrılır.yapılan çalışmanın ardından çuvalın içinde tuz olduğu anlaşılır.içindeki madde anlaşılınca çuvalın üstünde yazan yazı çok ama çok derin bir mana kazanmıştır."per una mal!,yaranız için!" demektir.Lazio'nun çılgın "CurvaNord" taraftar gurubu "Avantilazio",taziye dileklerini,yaralarına bassınlar diye tuz göndererek iletmiştir!ölüm gibi hassas bir konu bile onları yakınlaştıramamıştır.

*Roma'nın efsanevi kaptanı Totti,bir derbi öncesinde "annem bana,Lazio taraftarı olsaydın seni istemezdim,reddedirdim dedi!" diye bir cümle sarfetmiş,bu laf ortalığı allak bullak etmişti.Lazio taraftarının açtıkları pankartta cevabı hazırdı"totti,tua madre, mio padre mi ha detto la stessa bugia!""totti,annen aynı yalanı babama da söylemişti!"

*Roma ve Lazio'nun semtleri aynı ülkemizde ki gibi farklıdır.Roma taraftarının yoğun olduğu semtte bulunan hastaneye,Lazio'nun semtine ait bir ambulans hasta getirmektedir.trafiktaki araçlar,ambulansın ısrarlı sirenlerine rağmen yol vermez.verilmek istenen mesaj,"ölürse ölsün!"dür..

*bir başka derbi akşamında,Roma tarftarının tribüne büyükçe bir darağacı getireceği söylentisi,Lazio tarafına ulaşır.derken maçın başlamasıyla beraber,tribüne kocaman bir darağacı çıkarılır.darağacı açık mavi-beyaz renklerindedir.Roma taraftarı bu kareografinin etkisiyle coşmaya başlamışken,Lazio tribünlerinden siyah konfetiler yağmaya başlamıştı.konfeti yağmurunun arasında bir pankart açılmakta ve üzerinde şu ifadeler yer almaktadır:"ölüler kimseyi asamaz..külleri savrulanlar asla!"

*bir başka pankart da Roma'nın 5-1 kazandığı maçtan sonra Roma tribününde açılır.atııkları 5. golde sonra yıkılan Lazio taraftarına göndermedir:
"sen hayır derken,annen ooo evet diyordu!"


*ölümlere alay konusunda Roma taraftarı da pek sabıkasız değildir.Lazio yönetiminin önde gelen isimlerinden birinin vefatının ardından,resmi tarftar web sitenin ana sayfasına,"güzel;azalıyorlar!" introsunu koymuşlar,ve yazıyı Lazio'nun renklerinde boyamışlardır.

*son ve en yakın örnekse,geçen sene ki Lazio-İnter maçından..İnter ve Roma'nın şampiyonluk mücadelesi verdikleri sezonda,Lazio kümeden düşme tehlikesi yaşamaktadır.Roma,Lazio'yu 2-1 yenmiş ve Totti tribünlere düşeceksiniz işareti yapmıştır.tribünler deliye dönmüştür..ilerleyen haftalarda İnter,Lazio deplasmanına gelecektir.Lazio taraftarı bütün dünyayı şaşkına çeviren ve beni derinden yaralayan o maçta,İnterin her golüne deliler gibi sevinmiş,ayakta alkışlamış,kendi takımı atağa çıktığında ıslıklamıştır.onlar için Roma'nın şampiyon olması,kendilerinin küme düşmesinden bile daha kötü bir olaydır!



işte Lazio ve Roma arasında ki çekişmenin küçük bir özeti..sevdim bu olayı ben ha..yazarım belki diğerlerini de:)

16 Ekim 2010 Cumartesi

AYAR!



sezonun müthiş ekiplerinden dortmund'un yıldızı bir türk:nuri..
köln'ün yıldızı podolski..
dortmund 1-0 öndeyken podolski 80 küsürde durumu 1-1 yapar ve nuriye,-milli maça atıfta bulunarak- 3-0 hareketi yapar..
nuri üzerine yürür,araya girerler..
sonra 90+1 oynanırken,nuri golü atar..
kendisine sarılan arkadaşlarına "la oğlum bi durun allaaşkına şunun yanına bi variim" der gibi hareketlerle,arkadaşlarını arasından sıyrılır..
müthiş bi depar atar ve podolskinin önüne kayarak hareketin kralını çeker,
AYAR'ın babasını verir..
sevgili podolski biz türkler şöyle diyor:BU DA SANA KAPAK OLSUN!


12 Ekim 2010 Salı

CIZZ!!


başlık yüreğimin sesiydi millet..büyük usta!sergenle beraber en büyük hayranlık duyduğum adam,bi kere canlı izleyemeden bırakacak futbolu..

haberi sportif cümlelerden aldım..kahroldum!

büyük adamsın sen Del Piero!kral adamsın!

11 Ekim 2010 Pazartesi

onu anlamak..


onu en iyi sen anlarsın dediler,sen anlatmalisin..o geceyi en basindan sen anlatmalisin!eminim biktiniz bu konudan,farkindayim.arkadaslarimin israri olmasa yazmazdim.onu en iyi sen anlarsin dediler,ben onu anladim gercekten.o gün o stadtaydim.mac öncesinde ve sonrasinda gördüklerim canimi yakti desem inanin.bizim takimda,özil gibi 3 tane adam vardi:nuri,halil ve hamit.stada gelen almanlar yuhlamadilar onlari.hakaret etmediler.isliklamadilar.sizi biz büyüttük,biz egittik,neden bize karsi oynuyorsunuz demediler.ama özil hakaret gördü.küfrettiler.hain ilan ettiler onu.özil bize ihanet etmisti.ama kendi ülkesine ihanet eden aurelio hepimizin mehmediydi sahada.ihanet bize yapilinca o kadar aciydi ama,bizden yana olan hain basimizin taciydi.türk milli marsinda en ufak bir taskinlik yasanmadi ama,alman milli marsi isliklandi.hepsinin cebinde alman kimligi vardi isliklayanlarin.yetmedi,bizim oldugumuz kale arkasindan tekbir sesleri falan yükseldi.icimi tuhaf seyler kapladi.bu mactan sonra hepimiz icin hayat biraz daha zor olacak diye düsündüm burda.o mac bir oyundu herseyin sonunda,ama benim calistigim gercek bir is,arkadaslarim gercek alman,hayatim gercek bir hayat.oyun falan degil..

türkiyede yasadigim sürede antalyaspor maclarina giderdim arkadaslarimla.hicbiri antalyali degildi,ama hepsi antalyasporu destekliyordu.sebebini söyle aciklarlardi:dogdugumuz yer degil,doydugumuz yer!dogduklari ülkenin,türkiyenin,türkiyedekilerin mantalitesi buydu.ama hem dogdugu hem doydugu yer icin oynayan bir adami hain ilan ettiler iste.almanya icin oynayan mustafa dogani,barisi isliklamiyorlar ama,özili yerin dibine sokuyorlar.hain sadece iyi oynayan,hain sadece bize gol atan.yildiz olan hain!

eren derdiyok,yasin pehlivan,ekrem dag henuz hain degiller belki,ama olma ihtimalleri var.büyük paralara büyük takimlara gittiklerinde,muhtesem maclar oynadiklarinda,birer yildiz olduklarinda onlarda hain olacaklar.ne kadar büyük hain olduklarini ne kadar bir kariyere sahip olduklari belirleyecek.

ben olsam ne yapardim diye soruluyor bazen.öncesini ve sonrasini degil ama o gün o sahada özilin yerine ben olsam,attigim golden sonra deli gibi sevinirdim.siz beni isliklarsiniz ha derdim o demedi..hep sakindi.hep olgundu.insanlari kiskirtacak hic birsey yapmadi o!onun coskulu sevinci,tribündekileri deli eder isler cok kötüye gidebilirdi.o,bizler icin isleri zorlastiracak hicbirsey yapmadi.!

ona mesut diyen sizlersiniz,türkiyedekiler..o artik özil!mesut degil o!bunu anlayamadiginiz sürece,aradaki farki göremediginiz sürece,o hep bir hain olarak kalacak.ama hic bir gercegi degistiremeyecek düsünceleriniz.o büyümeye,kazanmaya devam edecek.ücüncü golü atan klose,kendisine dogru kosan mülleri kücük bir el hareketiyle durdurdu,siz görmediniz televizyon basinda.onlar özili zor durumda birakmamak icin,2 halki da germemek icin ellerinden geleni yaptilar.ama biz adamlarin marsini islikladik.bu bile ne tarafi sececigini düsünen bir adama kücük bir ipucu degilmidir sizce?

onu anliyorum.yas olarak ondan büyügüm ben.onu cok ama cok iyi anliyorum.türkiyede kaldigim süre icerisinde sadece bir kac yakin arkadasima söyleyebildigim bir seyi,özil bütün dünyaya cesurca itiraf etti.ben kendimi türk hissetmiyorum dedi.ben burayi vatanim olarak görüyorum dedi!o hepimizden daha cesur,hepimizden daha olgun davrandi.milli takim kampinda kiminle ne konusabilirdi ki özil.kime ne derdini anlatabilirdi.onu kim anlayabilirdi.adam ben kendimi burali hissediyorum diye bas bas bagirirken onu anlayabildinizmi..

budur bu isin özeti..özilin yaptigina ne derseniz diyin,sizin ona yaptiginiz düpedüz bir haksizliktir!kimse kizmasin!

siz ona hakaretler edeceginize,küfredeceginize,hain ilan edeceginize,MESUTlarin pesine düsün,ÖZILlerin degil.

iyi aksamlar.
Murathan Osman SONER

20 Ağustos 2010 Cuma

gate7



Fenerbahçe'nin Paok maçında taraftar gurubu Gate4'ün yaptığı pankart kahpeliğini okuyunca,aklıma Olimpiakos'un müthiş tribünü Gate7 geldi..herşeyiyle muhteşem bir taraftar gurubu olur kendileri..ee,muhteşem taraftarın web sitesi nasıl olur?aha böyle olur:tıklayın!

14 Temmuz 2010 Çarşamba

büyüksün!!

muhteşem öpücük Iker Casillas canlı yayın filan di | video.mynet.com



şampiyon ispanya'nın kalecisi casillas maç sonu röportaj veriyor..röportajı yapan sevgilisi..ne desin adam,ne diye numara yapsın..herkes on aykınında suran sevdiğine sarılır öper..onu yapmış..helal olsun be!büyüksün!

8 Temmuz 2010 Perşembe

Teşekkürler Almanya!


twitter'a hayatımın bu boktan dönemiyle ilgili,herşeyi biraz daha boktan bir hale getiren bir olay gibi söz ettim dün geceden:Almanya elendi!

final oynaması muhtemel 4 takım yazmıştık arkadaşlarla kupadan evvel,Arjantin yerine Uruguay yazmış olsam 4'te 4 çekmiş olacaktım,olmadı.dün gece İspanya Almanya'yo eleyip finale çıktı.benim her turnuvadaki takımım Almanya eve döndü..yazık oldu..

herşeye rağmen herkesin atladığını sandığım,turnuvanın başından beri papağan gibi söyleyip durduğum ve bugün footballiswar.com'da birinin daha bu ayrıntıyı farketmesine çok sevindiğim bir şey için teşekkür edeceğim Almanya'ya:centilmenlikleri,beyefendilikleri,sporcu ahlakına uygun olmayan tek bir harekette bulunmadıkları,karşısındakine saygıyı hiç bir zaman eksik etmedikleri,futbolu güzelleştirmek adına ellerinden gelen her şeyi sonuna kadar uyguladıkları için teşekkürler!


enteresan olanı;tuttuğum takımı eleyen golü atanın,tuttuğum adam olması..futbol işte:)

22 Mayıs 2010 Cumartesi

hanginiz şampiyon?



Bir daha not düşelim Bursaspor’un şampiyonluğunu.tebriklerimizi bir kere de buradan iletelim.şaibeli,söylentili nice şampiyonluk gören bu ömür,hiç bu kadar hak edilmiş bir şampiyonluk görmemişti,o kesin.ve bu kadar trajik...Fenerbahçeli arkadaşlara geçmiş olsun demek geliyor elimden ancak..gerçekten büyük bir geçmiş olsun.

Burada bir parantez açmak gerekir belki.o gece,yani şampiyonluğun son maçta Bursa’ya verildiği gece,msn iletilerinde takımına destek mesajı yazan,facebook profilinde,profil resmine takımının logosunu koyan,ertesi sabah,takımının formasıyla sokağa çıkan herkese can-ı yürekten tebrikler!gerçek taraftarlığın gereğini yerine getirmişlerdir.

Açıkçası beni hiç ilgilendirmeyen bir sezon finaliydi.kendi takımımın ne düşme tehlikesi vardı,ne de bir hedefi.o yüzden şampiyonluğu ilgilendiren maçlar beni hiç ilgilendirmiyordu.ama öyle bir hal aldı ki vaziyet,herkese dokundu biraz.

Ne tarih yeniden yazılmıştır bence,ne de tarih değişmiştir.sadece tarihe yeni bir not düşülmüştür.hasılı budur!’Benim yazım ne Bursa’yla,ne Fenerbahçe’yle ilgili.benim yazım,o gecenin ardından ortalığı kasıp kavuran “Anti Fenerbahçe” rüzgarıyla ilgili.ben bir Antalyaspor taraftarı olarak;İstanbul hegamonyası karşıtı bir insan olarak,yaşananları yine de objektif bir gözle değerlendirmek gerektiğini hissediyorum.hem Türkiye Kupası hem ligde işi sonuna kadar getiren;ve her ikisini de çok trajik bir şekilde son anda kaçıran Fenerbahçe taraftarlarına ve diğerlerine söylemek istediğim birkaç şey var.

Neydi o gece kutlanan?Bursaspor’un şampiyonluğu mu,Fenerbahçe’nin o şampiyonluğu kaçırması mı?hangisinin coşkusu daha fazlaydı o gece?kesinlikle b şıkkıdır herhalde!peki,acı değil midir sizce de,başkasının kaybını kendi kazanç hanesine yazması bazılarının.hem de hiç hak etmediği halde!!ağzın yara diye içemediğin bir çorbanın içine tükürmekten başka bir şey değildir bu;başkası içemesin diye!ve bu coşkunun tarifi nedir?hangi kitaba bakmalıyım,hangi sözlüğe!

Bir kere şunu söylemek isterim:hiçbir takımın taraftarı,kendi ezeli rakibinin hiçbir başarısına sevinmez!Galatasaray’ın avrupada ki bir başarısına sevinmek,bir Beşiktaş’lıya,Fener’liye düşmez..gerçek bir Fenerbahçeli,gerçek bir Beşiktaşlı,gerçek bir Galatatasaraylı,rakibinin başarısına sevinemez!ne Avrupa kupası,ne memleket meselesi..geçiniz!taraftarlık ruhu varsa bir adamda,rakibin hangi koşulda olursa olsun,elde ettiği başarı onu ilgilendirmez!ama be kardeşim,yani bu şekilde de kutlanmaz o iş!dalga geçmeler,hakaretler,aşağılamalar!bu işe karşı sesini yükselten,her şeye rağmen,o aşağılamalara bile göğüs geren birkaç arkadaş biliyorum.ve onlara taraftarlık ruhunu en iyi şekilde taşıdıkları ve de yansıttıkları için teşekkür ediyorum!

Benim gördüğüm manzara şunu anlatıyordu bana:son haftaya umutlu ve umutsuz girenler vardı..birilerinin bir şeyler için halen umudu vardı..umuttu bu yahu!”hiç bir şey için” umudu olmayan arkadaşlar vardı diyorum,hesap edin..şampiyonluğu yitireli,ligden düşeli,daha ilerisi için umudu çoktan kesmiş milyonlar vardı!diğer yanda da mücadeleyi,umudu son haftaya taşımış 2 camia vardı.sonunda ne oldu biliyor musunuz:YAĞMA!yağma başladı ülkemde yağma!!..umutsuzlar,umutlunun kırılan umutlarını yağmaladı!üşüştüler kargalar gibi!onların kırılan umutlarından,mutluluklar yarattılar kendilerine derme çatma!başkasının gözyaşı döktüğü yerde,sevinç yaşamak futbolun içinden bir karedir zaten bunu kabulleniriz de;ağlayanın gözyaşlarını içip,kendi susuzluğuna ecza etmekte ne!!??

Tuttuğum takımın ligden düşmesini yaşadım daha evvel..tribündeydim.çöküp kalmıştım öylece..ne kadar kötü bir durumda olduğumu,polislerin bile bize acımasından anlamıştım.stadı boşaltın bile demiyorlardı.acı içindeydik..”bi de biz vurmayalım“ diye düşünmüşlerdi herhalde..ama Fenerbahçelilerin yaşadığı acıyı anlayamıyorum şu an..ama zor olduğunu biliyorum..takım tutmayı,taraftar olmayı hobi olarak yapmayan,olayı bir yaşam biçimi olarak gören bir adam olarak,onların kahrolmakta haklılığını anlayabiliyorum.budur diyeceğim.!

Umudunu sonuna kadar taşıyabilmiş,onu hiç yitirmemiş,her şeyin neticesinde umudu kırılınca bile,umut kırıklıklarını onur madalyası olarak göğsüne takabilmiş herkese tebrikler..umuduna,takımına,ligden düşse de,şampiyonluğu kaçırsa da,formasına,armasına,şehrine,camiasına sahip çıkabilmiş herkese,tribün kültüründen beslenen bir arkadaşınız olara,bütün kalbimle selamlar ve teşekkürler!

Tebrikler Bursa,
Tebrikler Fenerbahçe,
İnadına ANTALYA!